Protein ağırlıklı beslenme sağlıklı mı?

Protein ağırlıklı beslenme sağlıklı mı?

Ceren Kalaycı

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
423
Tepkime puanı
0
Ceren Kalaycı
Vallahi billahi nereye baksak adım başı bir protein çılgınlığı, herkesin elinde bir shaker, herkeste bir kas yapma, yağ yakma telaşı... Spor salonundan çıkan soluğu çiğ yumurta beyazında ya da o meşhur tavuk göğsünde alıyor ama bu işin arkasındaki biyokimyasal mekanizmayı, yani vücudun o nitrojeni nasıl dengelediğini pek düşünen yok gibi. Biz toplum olarak bir şeyi sevdik mi suyunu çıkarmadan bırakmayız zaten, şimdi de moda bu işte. Böbreklerin o glomerüler filtrasyon hızını hiç hesaba katmadan, sırf komşu dedi ya da Instagram'daki o fit eleman paylaştı diye sabah akşam protein tozu gömmek ne kadar mantıklı, orası tam bir muamma.

Karbonhidratı tamamen hayatımızdan çıkarıp glukoz mekanizmasını altüst ettiğimizde, o çok güvendiğimiz proteinler glukoneojenez yoluyla glukoza dönüşüyor zannımca. Yani sen unlu mamullerden kaçarken, vücut o yediğin pahalı antrikotu kendi içinde bir güzel şekere çeviriyor abi, şaka gibi ama bilim tam olarak bunu söylüyor. Ketojenik kafalar, yüksek proteinli diyetler derken aslında hücrelerin o temel enerji kaynağı olan ATP üretimini ne kadar zorladığımızın, metabolik asidoz riskini nasıl körüklediğimizin farkında bile değiliz çoğumuz. Ha, kas kütlesini koruyalım derken karaciğerdeki o üre döngüsünü, amonyak yükünü artırmak da cabası...

Sabahları yumurta beyazıyla güne başlayıp, öğlen amino asit profili tavan yapmış o kinoa salatalarına dadanmak, akşam da tabağın yarısını kırmızı etle doldurmak bizi gerçekten o hayal ettiğimiz sağlıklı elite dönüştürüyor mu dersiniz? Lif dediğin o sindirim sisteminin can damarı olan element, bu yüksek proteinli beslenme modellerinde adeta üvey evlat muamelesi görüyor, bağırsak mikrobiyotası resmen alarm veriyor. Disbiyozis dediğimiz o mikrop dengesizliği kapıyı çaldığında, istersen dünyanın en kaliteli whey proteinini tüket, o bağırsak duvarı bir kere sızdırmaya başladı mı iş biter...

Bir tıp dergisinde okumuştum, hani şu uzun yaşam sırlarını araştıran epidemiyolojik çalışmalar var ya, işte orada hayvansal protein yerine bitkisel kaynaklara yönelenlerin kardiyovasküler hastalık riski çok daha düşük çıkmış. Biz ise her fırsatta mangalın başına geçip, o doymuş yağları ve kolesterolü bünyeye yüklemeyi besleyicilik sanıyoruz, vallahi büyük yanılgı. IGF-1 denilen o insülin benzeri büyüme faktörünü proteinle sürekli tetiklemek, hücre bölünmesini öyle bir hızlandırıyor ki... Sonra neden bu yaşta kanser vakaları arttı, neden herkesin kalbi tekliyor diye oturup kara kara düşünüyoruz.

Hadi her şeyi geçtim, o her öğünde porsiyon porsiyon tükettiğimiz proteinlerin kalsiyum atılımını artırdığını, kemik erimesine zemin hazırladığını biliyor muydunuz, ya da en azından bunu hiç duymuş muydunuz? Vücut o asidik ortamı nötrlemek için kemiklerdeki kalsiyuma göz dikiyor resmen, yani kas yapayım derken iskelet sisteminden oluyoruz desek yeridir. Dengeli beslenmek dururken neden hep böyle uçlara savruluyoruz, neden hep bir makrobesini ilahlaştırıp diğerini şeytanlaştırıyoruz, bir türlü anlamıyorum...

İşin aslı şu ki, sedanter bir yaşam sürüp, yani bütün gün masa başında oturup akşamları protein barlarla beslenmek tam bir fiyasko, net. Sporcuların o yüksek amino asit ihtiyacıyla senin, benim günlük idame dozumuz asla aynı olamaz, olmamalı da zaten. Kilonun başına 0.8 gram hadi bilemedin 1 gram protein temizinden yetip artıyor bile ama biz sanki podyuma çıkacakmış gibi besleniyoruz... Neyse, herkes kendi vücudunun laboratuvarı sonuçta ama böbrekleri de elde patlatmamak lazım yani.
 
Geri