Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçenlerde bizim berber Ahmet’in koltuğuna oturdum, aynada kafasını bir sağa bir sola çevirip duruyor, yüzü sirke satıyor. Hayırdır dedim, "Abi sorma," dedi, "dünyanın parasını verdik, saç ektirdik, yirmi gün sonra hepsi elimde kaldı, resmen kandırıldık vallahi billahi." Şok dökülme denilen o meşhur döneme yakalanmış, haberi yok; kökler içeride harıl harıl çalışırken o yüzeydeki tellerin vedasını kıyamet zannediyor.
Aynaya bakıp "Ben şimdi ne yapacağım?" diye hayıflanmak o kadar insani ki... Aslında olan biten tamamen vücudun yeni misafirlere alışma çabası, yani saç köklerinin operasyon travmasını atlatmak için kendini bir süreliğine nadasa bırakması durumu. Hani taşınırken eski eşyaları kapının önüne koyarsınız ya, kafa derisi de yeni yuvaya yerleşmeden önce üzerindeki yükü şöyle bir silkeliyor işte.
Panik yok, o dökülenler saç telleri, köklerin kendisi değil. Kökler derinin altında, o sağlam kaleler yerinde duruyor yani. Bir nevi stratejik geri çekilme bu, daha güçlü geri dönebilmek için atılan mecburi bir geri adım...
Kliniğin kapısından çıkarken herkes size "Her şey yolunda, dökülecek ama korkma," der de, o ilk yıkamada elinize gelen tutamları görünce insan bir an duruyor tabii. Haksız da sayılmazsınız, kolay mı o kadar emek, o kadar beklenti... Ama bu işin raconu bu; o dökülme yaşanacak ki alttan taze, gür ve o özlediğiniz saçlar fışkırabilsin.
Bir dost tavsiyesi isterseniz, bu süreçte o çok sevdiğiniz aynalarla aranıza biraz mesafe koyun. Sürekli kontrol etmek, "Bugün kaç tel gitti, acaba tutmadı mı?" diye dertlenmek sadece stresinizi artırır, stresten uzak durmak lazım. Kendi haline bırakın kafayı, o zaten ne yapacağını çok iyi biliyor...
Bazen diyorum, keşke bu süreci sadece bir kuaför değişimi gibi kolayca atlatabilsek ama maalesef sabır en büyük ilaç burada. İlk bir-iki ay o seyrelmiş görüntüyü kabullenmek, sürece inanmak gerekiyor. Yıkadıkça gidecekler, döküldükçe yenilenecekler; işin doğası, kuralı, fıtratı bu.
Aynaya bakıp "Ben şimdi ne yapacağım?" diye hayıflanmak o kadar insani ki... Aslında olan biten tamamen vücudun yeni misafirlere alışma çabası, yani saç köklerinin operasyon travmasını atlatmak için kendini bir süreliğine nadasa bırakması durumu. Hani taşınırken eski eşyaları kapının önüne koyarsınız ya, kafa derisi de yeni yuvaya yerleşmeden önce üzerindeki yükü şöyle bir silkeliyor işte.
Panik yok, o dökülenler saç telleri, köklerin kendisi değil. Kökler derinin altında, o sağlam kaleler yerinde duruyor yani. Bir nevi stratejik geri çekilme bu, daha güçlü geri dönebilmek için atılan mecburi bir geri adım...
Kliniğin kapısından çıkarken herkes size "Her şey yolunda, dökülecek ama korkma," der de, o ilk yıkamada elinize gelen tutamları görünce insan bir an duruyor tabii. Haksız da sayılmazsınız, kolay mı o kadar emek, o kadar beklenti... Ama bu işin raconu bu; o dökülme yaşanacak ki alttan taze, gür ve o özlediğiniz saçlar fışkırabilsin.
Bir dost tavsiyesi isterseniz, bu süreçte o çok sevdiğiniz aynalarla aranıza biraz mesafe koyun. Sürekli kontrol etmek, "Bugün kaç tel gitti, acaba tutmadı mı?" diye dertlenmek sadece stresinizi artırır, stresten uzak durmak lazım. Kendi haline bırakın kafayı, o zaten ne yapacağını çok iyi biliyor...
Bazen diyorum, keşke bu süreci sadece bir kuaför değişimi gibi kolayca atlatabilsek ama maalesef sabır en büyük ilaç burada. İlk bir-iki ay o seyrelmiş görüntüyü kabullenmek, sürece inanmak gerekiyor. Yıkadıkça gidecekler, döküldükçe yenilenecekler; işin doğası, kuralı, fıtratı bu.