Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Operasyon bitti bitti bitmesine de asıl film şimdi kopuyor, adamlar taze taze ektirmiş kafayı, sanki hiçbir şey olmamış gibi soluğu plajda alıyorlar ya, valla akıl alır gibi değil. Güneş ışığı dediğin şey öyle masum falan değil abi, adeta lazer gibi vuruyor o taze köklere; ultraviyole dediğimiz o zalim ışınlar derinin altındaki o narin greftleri resmen haşlıyor, sonra da "neden tutmadı bu?" diye ortalıkta debelenip duruyorsun işte.
Donör bölgenin arkası zaten yangın yeri, etli taze yara duruyor orada, sen gidip o enseni kavurucu temmuz güneşine bodoslama maruz bırakırsan o derinin iyileşmesini falan unut artık, hani derler ya akıllısın ama bir o kadar da kafasızsın, ta kendisi. UV ışınları melanin üretimini tetikler, deriyi kurutur, kabukları yapış yapış yapar ve o zavallı kökler can havliyle tutunmaya çalışırken oksijensiz kalıp birer birer ölür gider, vallahi billahi yazık günah o kadar paraya ve emeğe.
Kafayı şapkayla kapatmak da öyle her şapkayı kafaya geçirmekle bitmiyor; naylon, sentetik, kafayı boğan o ucuz kepçeleri takıp altına da terlerseniz, o enfeksiyon riski kapıyı çalmakla kalmaz evi barkı da üzerinize yıkar. Hava alması lazım o derinin, nefes alması şart, sen güneşe çıkmayacağım diye kafayı havalandırmazsan bu sefer de mantar belası sarar dört bir yanını, yani ne şiş yansın ne kebap hesabı bu işler öyle kolay sanılmasın.
Doktorun sana o reçeteyi yazarken boşuna mı dil döktüğünü sanıyorsun, adam orada "aman dikkat et" derken taştan mı bahsediyor sanki? Birkaç ay dişini sıksan, gölgede takılsan, o şapkayı da sadece doktorun onay verdiği yumuşak, pamuklu türden seçsen ölmezsin ya; ama yok, illa denize girecek, illa o bronz tenle ortalıkta dolanacaksınız ki sonradan hekimin kapısında "hocam bu tepem niye açıldı" diye ağlayın.
Güneş sadece köklere değil, o derinin altındaki kılcal damarlara da büyük ihanettir; sıcağın etkisiyle damarlar aniden genleşir, kan basıncı kafada tavan yapar ve o yeni ekilen zavallı saç tellerini beslemeye çalışan minicik damarcıklar şoka girer. İşin özü şu ki, o güneşli sokaklara adım atmadan önce iki kere değil, on kere düşüneceksin; çünkü saç ekimi sabır işidir, inatçılığa gelemez, bir anlık heves yüzünden bütün o aylarca çekilen çileler çöpe gider.
Donör bölgenin arkası zaten yangın yeri, etli taze yara duruyor orada, sen gidip o enseni kavurucu temmuz güneşine bodoslama maruz bırakırsan o derinin iyileşmesini falan unut artık, hani derler ya akıllısın ama bir o kadar da kafasızsın, ta kendisi. UV ışınları melanin üretimini tetikler, deriyi kurutur, kabukları yapış yapış yapar ve o zavallı kökler can havliyle tutunmaya çalışırken oksijensiz kalıp birer birer ölür gider, vallahi billahi yazık günah o kadar paraya ve emeğe.
Kafayı şapkayla kapatmak da öyle her şapkayı kafaya geçirmekle bitmiyor; naylon, sentetik, kafayı boğan o ucuz kepçeleri takıp altına da terlerseniz, o enfeksiyon riski kapıyı çalmakla kalmaz evi barkı da üzerinize yıkar. Hava alması lazım o derinin, nefes alması şart, sen güneşe çıkmayacağım diye kafayı havalandırmazsan bu sefer de mantar belası sarar dört bir yanını, yani ne şiş yansın ne kebap hesabı bu işler öyle kolay sanılmasın.
Doktorun sana o reçeteyi yazarken boşuna mı dil döktüğünü sanıyorsun, adam orada "aman dikkat et" derken taştan mı bahsediyor sanki? Birkaç ay dişini sıksan, gölgede takılsan, o şapkayı da sadece doktorun onay verdiği yumuşak, pamuklu türden seçsen ölmezsin ya; ama yok, illa denize girecek, illa o bronz tenle ortalıkta dolanacaksınız ki sonradan hekimin kapısında "hocam bu tepem niye açıldı" diye ağlayın.
Güneş sadece köklere değil, o derinin altındaki kılcal damarlara da büyük ihanettir; sıcağın etkisiyle damarlar aniden genleşir, kan basıncı kafada tavan yapar ve o yeni ekilen zavallı saç tellerini beslemeye çalışan minicik damarcıklar şoka girer. İşin özü şu ki, o güneşli sokaklara adım atmadan önce iki kere değil, on kere düşüneceksin; çünkü saç ekimi sabır işidir, inatçılığa gelemez, bir anlık heves yüzünden bütün o aylarca çekilen çileler çöpe gider.