Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Miyomlar mesela... Kadınların yarısında var desem abartmış olmam herhalde ama bazen öyle bir büyüyor ki portakal kadar oluyor vallahi. Rahme sığmıyor, komşu organlara baskı yapıyor, idrar kaçırma belası başlatıyor, günlük hayatı çekilmez hale getiriyor. İşte o an gelip çattığında doktorlar artık bu organı oradan almamız lazım diyebiliyor.
Peki ya o hiç bitmek bilmeyen, insanı hayattan soğutan aşırı kanamalar? Kansızlık diplerde geziniyor, ped yetiştiremiyorsun, dışarı çıkmaya korkuyorsun... İlaç veriyorlar olmuyor, spiral takıyorlar fayda etmiyor, bir türlü durduramıyorlar o kanı. Yaşam kalitesi sıfırın altına düştüğünde rahmi almak en kesin, en kökten çözüm olup çıkıyor aniden.
Çikolata kisti deyip geçme abi ya, endometriyozis dedikleri o meret bazen öyle bir sarıyor ki tüm kasık bölgesini. Dokular birbirine yapışıyor, her adet dönemi adeta bir işkenceye dönüşüyor, nefesini kesiyor insanın. Ağrı kesiciler bandaj olmaktan öteye geçmeyince, o yapışıklıkların odağı olan rahmi geride bırakmanın bir anlamı kalmıyor.
En tatsız durum da bu kötü huylu hastalıklar işte... Rahim ağzında, yumurtalıklarda ya da bizzat rahmin kendi iç tabakasında kanser riskli bir kitle belirdi mi hiç riske atmıyor hekimler. Yayılmasın, cana gelmesin diye hemen o bölgeyi temizlemek, organı tamamen tahliye etmek şart oluyor yani.
Bazen de doğum anında öyle mucizevi bir şey beklerken kabus yaşanabiliyor. Bebek doğuyor ama plasenta yapışıp ayrılmıyor ya da doğum sonrası rahim bir türlü kasılıp kanamayı durduramıyor. Anne hayatı pamuk ipliğine bağlıyken, o kanamayı durdurmanın tek yolu rahmi feda etmek olabiliyor...
Yaş ilerledikçe kaslar gevşiyor, bağlar salıyor kendini doğal olarak. Rahim tutunamayıp aşağı doğru kaymaya başlıyor, hatta bazen tamamen dışarı sarkıyor. Yürürken batar, otururken rahatsız eder, hani insanı rezil eden bir durum. Protezlerle, askılarla toparlanamıyorsa mecburen alıp kurtarıyorlar seni o yükten.
Peki ya o hiç bitmek bilmeyen, insanı hayattan soğutan aşırı kanamalar? Kansızlık diplerde geziniyor, ped yetiştiremiyorsun, dışarı çıkmaya korkuyorsun... İlaç veriyorlar olmuyor, spiral takıyorlar fayda etmiyor, bir türlü durduramıyorlar o kanı. Yaşam kalitesi sıfırın altına düştüğünde rahmi almak en kesin, en kökten çözüm olup çıkıyor aniden.
Çikolata kisti deyip geçme abi ya, endometriyozis dedikleri o meret bazen öyle bir sarıyor ki tüm kasık bölgesini. Dokular birbirine yapışıyor, her adet dönemi adeta bir işkenceye dönüşüyor, nefesini kesiyor insanın. Ağrı kesiciler bandaj olmaktan öteye geçmeyince, o yapışıklıkların odağı olan rahmi geride bırakmanın bir anlamı kalmıyor.
En tatsız durum da bu kötü huylu hastalıklar işte... Rahim ağzında, yumurtalıklarda ya da bizzat rahmin kendi iç tabakasında kanser riskli bir kitle belirdi mi hiç riske atmıyor hekimler. Yayılmasın, cana gelmesin diye hemen o bölgeyi temizlemek, organı tamamen tahliye etmek şart oluyor yani.
Bazen de doğum anında öyle mucizevi bir şey beklerken kabus yaşanabiliyor. Bebek doğuyor ama plasenta yapışıp ayrılmıyor ya da doğum sonrası rahim bir türlü kasılıp kanamayı durduramıyor. Anne hayatı pamuk ipliğine bağlıyken, o kanamayı durdurmanın tek yolu rahmi feda etmek olabiliyor...
Yaş ilerledikçe kaslar gevşiyor, bağlar salıyor kendini doğal olarak. Rahim tutunamayıp aşağı doğru kaymaya başlıyor, hatta bazen tamamen dışarı sarkıyor. Yürürken batar, otururken rahatsız eder, hani insanı rezil eden bir durum. Protezlerle, askılarla toparlanamıyorsa mecburen alıp kurtarıyorlar seni o yükten.