Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün komşumuz Ayşe Teyze bahçedeki ağır saksının yerini değiştirmeye çalışırken aniden belini tuttu, “Aman kızım, içimden bir şeyler aşağı kaydı sanki” deyip bir kenara çöküverdi. İşte o an yüzündeki o şaşkınlık ve korku karışımı ifadeyi görsen… Pek çoğumuzun adını bile anmaktan çekindiği ama kadınların hayatını gizli gizli kabusa çeviren o mesele tam olarak böyle bir anla dürtüyor insanı. Rahmin yerinde duramayıp aşağı doğru süzülmesi olayı öyle pat diye tek bir günde olmuyor aslında; vücut alttan alta sinyali çakıyor da biz duymamazlıktan geliyoruz.
Sabah uyanıyorsun, yataktan kalkarken alt karnında garip bir baskı var, hani doluluk hissi derler ya, tam olarak öyle bir ağırlık çökmüş içine. Gün boyu yürürken veya ayakta yemek yaparken o hazırsızlık hissi geçmek bilmiyor, sanki pelvis bölgende küçük bir balon taşıyorsun da her an düşecekmiş gibi... Hatta bazen banyoda elimize değen o tuhaf yumuşaklık... Yalan yok, insan ilk karşılaştığında ne olduğunu anlayamayıp dehşete düşüyor, vallahi kalbin güm güm çarpmaya başlıyor.
Gülmek normalde ömrü uzatır derler değil mi, ama hapşırırken ya da hafifçe öksürürken bile için cız ediyorsa orada durup bir düşünmek lazım. İç çamaşırına kaçan iki damla idrar sadece bir kazadan ibaret olmayabilir abi ya. Vücudun taşıyıcı kolanları, o pelvik taban kasları gevşeyip havluyu atınca idrar torbası da rahimle birlikte aşağı sarkıyor işte, kaçarı yok. İçerideki o destek mekanizması çökünce mesane kontrolü de elden kayıp gidiyor doğal olarak.
Sırtının alt kısmındaki o bitmek bilmeyen tatlı sızı var ya, hani günün sonunda beline yerleşen ve bir türlü geçmek bilmeyen o yorgunluk ağrısı... Doktora gitsen kas ağrısı der geçer belki ama hayır, mesele tamamen yer çekimine yenik düşen organların arkadaki bağları germesiyle alakalı. Ayakta kaldıkça o ağrı artar, uzandığın an şıp diye kesilir. Vücut sana açık açık diyor ki; uzan biraz, üzerimdeki bu yükü hafiflet artık...
Eşinle yakınlaşmak istersin, canın tamamen acı çekmekle ya da o bölgedeki takılma hissiyle bölünür, dolayısıyla bütün keyfin bir anda kaçar gider. İlişki sırasında hissettiğin o garip doluluk veya takılma hissi insanı zihnen de bedenen de tamamen oyundan düşürüyor. Bir süre sonra "akşam olsa da yatsam, kimse bana dokunmasa" demeye başlıyorsun, bu durum ikili ilişkilerin arasına yavaş yavaş buzdan duvarlar örüyor maalesef.
Tuvalete giriyorsun, saatlerce oturuyorsun ama bir türlü rahatlayamıyorsun, sanırsın bağırsaklarda büyük bir tıkanıklık var. İdrarını yapıyorsun tam bitti diyorsun, kalkıyorsun ama içeride hala bir şeyler kalmış hissi yiyip bitiriyor seni. Bazen işi çözmek için elinle o bölgeye hafifçe bastırmak zorunda kalıyorsun ki rahatça tuvaletini yapabilesin... İşte bu durum kasların artık iyice pes ettiğinin, organdaki sarkmanın tuvalet kanallarını tıkayacak raddeye geldiğinin net bir göstergesi.
İşin özü ne biliyor musun; bu vücut senin ve sana sürekli bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Ayıp değil, günah değil, kadın olmanın getirdiği ve maalesef yaşlandıkça ya da zorlu doğumlardan sonra kapımızı çalan son derece insani bir durum bu. Erteledikçe, sakladıkça o küçük baskı hissi yarın bir gün yürümeyi bile zorlaştıran kocaman bir probleme dönüşecek... Git bir uzmana görün, çekinme hiç, hayatını o bitmek bilmeyen ağırlık hissiyle zehir etmeye değmez inan bana.
Sabah uyanıyorsun, yataktan kalkarken alt karnında garip bir baskı var, hani doluluk hissi derler ya, tam olarak öyle bir ağırlık çökmüş içine. Gün boyu yürürken veya ayakta yemek yaparken o hazırsızlık hissi geçmek bilmiyor, sanki pelvis bölgende küçük bir balon taşıyorsun da her an düşecekmiş gibi... Hatta bazen banyoda elimize değen o tuhaf yumuşaklık... Yalan yok, insan ilk karşılaştığında ne olduğunu anlayamayıp dehşete düşüyor, vallahi kalbin güm güm çarpmaya başlıyor.
Gülmek normalde ömrü uzatır derler değil mi, ama hapşırırken ya da hafifçe öksürürken bile için cız ediyorsa orada durup bir düşünmek lazım. İç çamaşırına kaçan iki damla idrar sadece bir kazadan ibaret olmayabilir abi ya. Vücudun taşıyıcı kolanları, o pelvik taban kasları gevşeyip havluyu atınca idrar torbası da rahimle birlikte aşağı sarkıyor işte, kaçarı yok. İçerideki o destek mekanizması çökünce mesane kontrolü de elden kayıp gidiyor doğal olarak.
Sırtının alt kısmındaki o bitmek bilmeyen tatlı sızı var ya, hani günün sonunda beline yerleşen ve bir türlü geçmek bilmeyen o yorgunluk ağrısı... Doktora gitsen kas ağrısı der geçer belki ama hayır, mesele tamamen yer çekimine yenik düşen organların arkadaki bağları germesiyle alakalı. Ayakta kaldıkça o ağrı artar, uzandığın an şıp diye kesilir. Vücut sana açık açık diyor ki; uzan biraz, üzerimdeki bu yükü hafiflet artık...
Eşinle yakınlaşmak istersin, canın tamamen acı çekmekle ya da o bölgedeki takılma hissiyle bölünür, dolayısıyla bütün keyfin bir anda kaçar gider. İlişki sırasında hissettiğin o garip doluluk veya takılma hissi insanı zihnen de bedenen de tamamen oyundan düşürüyor. Bir süre sonra "akşam olsa da yatsam, kimse bana dokunmasa" demeye başlıyorsun, bu durum ikili ilişkilerin arasına yavaş yavaş buzdan duvarlar örüyor maalesef.
Tuvalete giriyorsun, saatlerce oturuyorsun ama bir türlü rahatlayamıyorsun, sanırsın bağırsaklarda büyük bir tıkanıklık var. İdrarını yapıyorsun tam bitti diyorsun, kalkıyorsun ama içeride hala bir şeyler kalmış hissi yiyip bitiriyor seni. Bazen işi çözmek için elinle o bölgeye hafifçe bastırmak zorunda kalıyorsun ki rahatça tuvaletini yapabilesin... İşte bu durum kasların artık iyice pes ettiğinin, organdaki sarkmanın tuvalet kanallarını tıkayacak raddeye geldiğinin net bir göstergesi.
İşin özü ne biliyor musun; bu vücut senin ve sana sürekli bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Ayıp değil, günah değil, kadın olmanın getirdiği ve maalesef yaşlandıkça ya da zorlu doğumlardan sonra kapımızı çalan son derece insani bir durum bu. Erteledikçe, sakladıkça o küçük baskı hissi yarın bir gün yürümeyi bile zorlaştıran kocaman bir probleme dönüşecek... Git bir uzmana görün, çekinme hiç, hayatını o bitmek bilmeyen ağırlık hissiyle zehir etmeye değmez inan bana.