Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Sen o tabağın dibinde kalan son lokmayı çatallarken aslında kendi felaketine imza atıyorsun abi, farkında mısın? Vallahi billahi o çok sevdiğin, gözünün döndüğü pastalar, renk renk tatlılar seni gıdım gıdım zehirliyor; hücrelerini diri diri toprağa gömüyor her gün.
Kanındaki o ani patlamalardan sonra gelen o canım ağırlık var ya...
Göz kapaklarının üstüne balyoz gibi inen o halsizlik...
Hepsini o beyaz zehire borçlusun!
Bırak gitsin ya, valla bak. Bir hafta, sadece bir hafta o illeti ağzına sürmediğinde bedeninde kopan o muazzam kıyameti bir görsen, aynadaki o yorgun, o çökmüş adama acırsın. Cildin nefes almaya başlıyor önce; o sivilceler, pürüzler, o matlık bir anda buhar olup uçuyor, yerini bambaşka bir canlılığa bırakıyor.
Beynin sisli bir sabahın ortasında kalmış gibiydi hani?
Hatırla o günleri.
Odaklanamıyordun, iki lafı bir araya getirirken bile zorlanıyordun...
İşte o zihinsel bulanıklık, o aptallaştıran tatlı komaları bıçak gibi kesiliyor!
Yıllardır karnında taşıdığın o geçmeyen şişkinlik, o saçma sapan tatlı krizleri aslında senin iradesizliğin falan değil kardeş, düpedüz vücudunun sana attığı bir çığlık. Sen o zehri kestikçe bağırsakların yeniden doğacak, uykuların bir düzene girecek ve sabahları yataktan ok gibi fırlayacaksın, yemin ediyorum.
Neden kendine bu işkenceyi yapıyorsun ki?
Değer mi üç saniyelik bir damak zevki için o canım organları harcamaya?
Karaciğerin yağ içinde boğuluyor, damarların tıkana tıkana can veriyor orada...
İlk birkaç gün cehennem gibi geçecek, bilesin. Vücut o bağımlı olduğu sentetik mutluluğu isteyecek, krizlere gireceksin, belki başın çatlayacak ama...
Aması var işte.
O eşiği bir atlat, bak nasıl kuş gibi hafifliyorsun!
Ömründen çalan o beyaz tozu çöpe attığın gün, gerçekten yaşamaya başladığın gün olacak. Kendine bir iyilik yap artık, tut şu boğazını da gör bak dünya kaç bucakmış...
Kanındaki o ani patlamalardan sonra gelen o canım ağırlık var ya...
Göz kapaklarının üstüne balyoz gibi inen o halsizlik...
Hepsini o beyaz zehire borçlusun!
Bırak gitsin ya, valla bak. Bir hafta, sadece bir hafta o illeti ağzına sürmediğinde bedeninde kopan o muazzam kıyameti bir görsen, aynadaki o yorgun, o çökmüş adama acırsın. Cildin nefes almaya başlıyor önce; o sivilceler, pürüzler, o matlık bir anda buhar olup uçuyor, yerini bambaşka bir canlılığa bırakıyor.
Beynin sisli bir sabahın ortasında kalmış gibiydi hani?
Hatırla o günleri.
Odaklanamıyordun, iki lafı bir araya getirirken bile zorlanıyordun...
İşte o zihinsel bulanıklık, o aptallaştıran tatlı komaları bıçak gibi kesiliyor!
Yıllardır karnında taşıdığın o geçmeyen şişkinlik, o saçma sapan tatlı krizleri aslında senin iradesizliğin falan değil kardeş, düpedüz vücudunun sana attığı bir çığlık. Sen o zehri kestikçe bağırsakların yeniden doğacak, uykuların bir düzene girecek ve sabahları yataktan ok gibi fırlayacaksın, yemin ediyorum.
Neden kendine bu işkenceyi yapıyorsun ki?
Değer mi üç saniyelik bir damak zevki için o canım organları harcamaya?
Karaciğerin yağ içinde boğuluyor, damarların tıkana tıkana can veriyor orada...
İlk birkaç gün cehennem gibi geçecek, bilesin. Vücut o bağımlı olduğu sentetik mutluluğu isteyecek, krizlere gireceksin, belki başın çatlayacak ama...
Aması var işte.
O eşiği bir atlat, bak nasıl kuş gibi hafifliyorsun!
Ömründen çalan o beyaz tozu çöpe attığın gün, gerçekten yaşamaya başladığın gün olacak. Kendine bir iyilik yap artık, tut şu boğazını da gör bak dünya kaç bucakmış...