Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Erkeklerin belirli bir yaştan sonra, özellikle de o malum kırk beş elli sınırını geçince kapısını çalan o meşhur kontrol günleri vardır ya, işte prostat ultrasonu da tam o günlerin başrol oyuncusudur aslında. Doktora gidiyorsunuz, idrar kaçırma ya da geceleri sık sık uyanma gibi şikayetlerinizi anlatıyorsunuz ve hoop, kendinizi bir anda o sedyenin üzerinde buluveriyorsunuz. Genelde karından yani üstten yapılan türüyle başlarlar, hani şu karnınıza o soğuk jeli sürüp cihazı gezdirdikleri klasik yöntem var ya, aynen o işte. İdrara iyice sıkışık olmanızı isterler bu aşamada çünkü mesane ne kadar doluysa arkasındaki o minik bezi, yani prostatı görmek o kadar kolaylaşır, netleşir. Gerçi o kadar su içip de sedyede o aletin baskısını hissetmek de ayrı bir dert ya, neyse...
Bizim asıl can sıkan ama en doğru sonuçları veren yöntem ise transrektal dediğimiz, yani makattan yapılan ultrason biçimi ki, vallahi billahi gözünüzde büyüttüğünüz kadar büyük bir kabus değil bu süreç. Yan dönüp bacaklarınızı karnınıza doğru çekerek cenin pozisyonu alıyorsunuz, doktor o parmak kalınlığındaki incecik probu yerleştirmeden önce bolca kayganlaştırıcı jel sürüyor ki hiçbir şey hissetmeyin. İlk saniyede hafif bir dolgunluk, sanki tuvaletiniz gelmiş gibi bir baskı hissediyorsunuz ama o his topu topu beş on saniye içinde geçip gidiyor zaten. Adamlar içerideki dokunun milimetrik haritasını çıkarırken siz orada sadece derin nefes alıp vermeye odaklanıyorsunuz, hepsi bu yani, kasmaya hiç gerek yok.
İnsan o odada yatarken ister istemez kasılıyor, ya canım yanarsa ya çok tuhaf bir durum olursa diye kendi kendini yiyip bitiriyor ama işin aslı tamamen teslim olmakta bitiyor abi. Kendinizi kasmadığınız, o kalça kaslarını rahat bıraktığınız an işlem o kadar pürüzsüz akıyor ki, siz daha ne olduğunu anlamadan doktor "bitti, temizlenebilirsiniz" deyiveriyor. Toplamda taş çatlasın beş ya da yedi dakika süren bir şey için günlerce uykuyu kaçırmak, internetteki o korkunç forum yazılarını okuyup strese girmek tamamen kendimize ettiğimiz bir eziyet. Zaten o incecik ultrason çubuğunun ucundaki teknoloji sayesinde öyle can yakacak, canınızdan can alacak hiçbir müdahale yapılmıyor, sadece ses dalgalarıyla içerinin fotoğrafı çekiliyor...
İşlem bittikten sonra o jeli silmek için elinize bir tutam havlu kağıt tutuşturuyorlar, işte o an insanın üzerinden devasa bir yük kalkıyor, hafifliyorsunuz. Sonuçlar hemen o esnada ekranda göründüğü için doktor size "bak şurası normal, şurada hafif bir büyüme var ama yaşa göre çok doğal" gibi açıklamaları sıcağı sıcağına yapıveriyor genellikle. Eve döndüğünüzde ne bir ağrı kalıyor ne bir sızı, sanki o sedyeye hiç oturmamışsınız gibi hayatınıza kaldığınız yerden, kaldığınız ritimle devam ediyorsunuz. Yani demem o ki, eğer doktorunuz bu ultrasonu istediyse hiç sağa sola kaçış aramayın, randevunuzu alın ve gidip o beş dakikalık yüzleşmeyi yaşayın, inanın sonrasında kendinize teşekkür edeceksiniz.
Bizim asıl can sıkan ama en doğru sonuçları veren yöntem ise transrektal dediğimiz, yani makattan yapılan ultrason biçimi ki, vallahi billahi gözünüzde büyüttüğünüz kadar büyük bir kabus değil bu süreç. Yan dönüp bacaklarınızı karnınıza doğru çekerek cenin pozisyonu alıyorsunuz, doktor o parmak kalınlığındaki incecik probu yerleştirmeden önce bolca kayganlaştırıcı jel sürüyor ki hiçbir şey hissetmeyin. İlk saniyede hafif bir dolgunluk, sanki tuvaletiniz gelmiş gibi bir baskı hissediyorsunuz ama o his topu topu beş on saniye içinde geçip gidiyor zaten. Adamlar içerideki dokunun milimetrik haritasını çıkarırken siz orada sadece derin nefes alıp vermeye odaklanıyorsunuz, hepsi bu yani, kasmaya hiç gerek yok.
İnsan o odada yatarken ister istemez kasılıyor, ya canım yanarsa ya çok tuhaf bir durum olursa diye kendi kendini yiyip bitiriyor ama işin aslı tamamen teslim olmakta bitiyor abi. Kendinizi kasmadığınız, o kalça kaslarını rahat bıraktığınız an işlem o kadar pürüzsüz akıyor ki, siz daha ne olduğunu anlamadan doktor "bitti, temizlenebilirsiniz" deyiveriyor. Toplamda taş çatlasın beş ya da yedi dakika süren bir şey için günlerce uykuyu kaçırmak, internetteki o korkunç forum yazılarını okuyup strese girmek tamamen kendimize ettiğimiz bir eziyet. Zaten o incecik ultrason çubuğunun ucundaki teknoloji sayesinde öyle can yakacak, canınızdan can alacak hiçbir müdahale yapılmıyor, sadece ses dalgalarıyla içerinin fotoğrafı çekiliyor...
İşlem bittikten sonra o jeli silmek için elinize bir tutam havlu kağıt tutuşturuyorlar, işte o an insanın üzerinden devasa bir yük kalkıyor, hafifliyorsunuz. Sonuçlar hemen o esnada ekranda göründüğü için doktor size "bak şurası normal, şurada hafif bir büyüme var ama yaşa göre çok doğal" gibi açıklamaları sıcağı sıcağına yapıveriyor genellikle. Eve döndüğünüzde ne bir ağrı kalıyor ne bir sızı, sanki o sedyeye hiç oturmamışsınız gibi hayatınıza kaldığınız yerden, kaldığınız ritimle devam ediyorsunuz. Yani demem o ki, eğer doktorunuz bu ultrasonu istediyse hiç sağa sola kaçış aramayın, randevunuzu alın ve gidip o beş dakikalık yüzleşmeyi yaşayın, inanın sonrasında kendinize teşekkür edeceksiniz.