Panik atak sırasında ne yapılmalı?

Panik atak sırasında ne yapılmalı?

Hakan Ulu

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
427
Tepkime puanı
0
Hakan Ulu
O güm güm vuran göğüs kafesinin içinde sıkışıp kalan nefes var ya, işte tam o an dünyanın sonu gelmiş gibi hissettiriyor insana. Beynin bir köşesi "ölyorsun abi" diye avaz avaz bağırırken, mantığın o cılız sesi tamamen kısılabiliyor. Zaman yavaşlıyor, duvarlar üstüne geliyor, ellerin buz kesiyor ve sen sadece o karanlık girdabın seni yutmasını bekliyorsun. Yapman gereken ilk şey, o vahşi dalganın seni boğmasına izin vermeden, ayaklarını basabileceğin somut bir zemin bulmaktır aslında. Çevrendeki eşyalara bakmak, odadaki kokuyu içine çekmek, oturduğun koltuğun sertliğini hissetmek seni o hayali uçurumun kenarından çekip alabilir.

Nefesi öyle bir pervasızca çekiyoruz ki içimize o an, sanki ciğerlerimiz hiç dolmayacakmış gibi bir korku kaplıyor içimizi. Vallahi billahi o kadar hızlı ve sığ solumak sadece yangına körükle gitmektir, başka hiçbir şey değil. Göğsünü değil, karnını şişireceksin; havayı burnundan sakince alıp, sanki bir mum üflüyormuş gibi dudaklarını büzerek yavaşça dışarı bırakacaksın. İçindeki o karbondioksit dengesi altüst oldukça parmak uçların karıncalanır, başın döner ve korku katlanarak büyür. Havayı içeride biraz tutup sonra iki katı sürede dışarı salmak, o çıldıran teslimiyet hissini dizginlemenin en kadim yoludur.

Zihin o esnada korkunç senaryolar üreten bir matbaaya dönüşüyor, sürekli en kötüsünü basıp duruyor önümüze. Kalbin o deli gibi çarpışı aslında seni korumak isteyen ilkel bir mekanizmanın, "savaş ya da kaç" sinyalinin bir tezahürüdür sadece. Gerçek bir tehlike yok ortada, sadece yanlış alarm veren bir biyolojik saat var ve sen o alarma teslim oluyorsunuz. Kendine sessizce "bu bir süreç, geçecek, daha önce de geçti" diye fısıldamak, o devasa illüzyonu paramparça edebilir. Kalp krizi geçirmediğini, delirmeyeceğini, sadece bedeninin aşırı tepki verdiğini kendine hatırlatmak o an hayati bir önem taşır.

Beden kasıldıkça ruh da daralıyor, dişler sıkılıyor, omuzlar kulaklara kadar kalkıyor farkında olmadan... Kaslarını tek tek fark edip bilinçli olarak gevşetmeyi denedin mi hiç o girdabın içindeyken? Önce ayak parmaklarını sık, sonra tamamen serbest bırak; ardından bacaklarını, karnını, omuzlarını sırayla serbestliğe kavuştur. Gerginliği fiziksel olarak serbest bıraktığında, zihne de otomatik olarak "her şey yolunda, gevşeyebilirsin" sinyali gidiyor bir şekilde. İnsan o an sadece kaçmak istiyor o odadan, o ortamdan, kendi teninden bile... Ama olduğun yerde kalıp o dalganın üzerinden akıp geçmesine izin vermek, kaçmaktan çok daha büyük bir şifadır.

Soğuk bir suyun yüzüne çarpması, avucunun içine sıkıştırdığın bir buz küpünün o keskin sızısı seni aniden şimdiki zamana fırlatabilir. Zihin geleceğin felaket senaryolarında kaybolmuşken, bedene verilecek sert bir fiziksel uyaran dikkat dağıtmanın en kestirme yoludur. Beş tane görebildiğin nesneyi say içinden, dört tane dokunabildiğin şeyi fark et, üç tane sesi ayırt etmeye çalış... Algını bilerek, isteyerek dış dünyaya yönelttiğinde o içindeki canavarın yavaş yavaş küçüldüğünü göreceksin. Zaten en fazla on ya da yirmi dakika sürer o en tepe noktası, sonra yavaşça çekilir sular, geride sadece derin bir yorgunluk bırakarak...
 
Geri