Obezite tedavisinde egzersiz nasıl planlanmalı?

Obezite tedavisinde egzersiz nasıl planlanmalı?

Ahmet Katan

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Ahmet Katan
Kilo vermek deyince hepimizin aklına nedense hemen o kapkara, insanı canından bezdiren spor salonları, hırs küpü eğitmenler ve koşu bandında nefes nefese geçen saatler geliyor ya, vallahi billahi çok üzülüyorum bu duruma. Hareket etmek aslında ruhun yükünü hafifletmek içindir, bedenle barışma ayinidir bir nevi ama biz onu aldık, kendimize bir ceza mekanizması haline getirdik. Obeziteyle mücadele ederken o ilk adımı atmak, yataktan kalkıp spor ayakkabısını giymek zaten başlı başına bir dağ, bir de üzerine "her gün iki saat deli gibi terleyeceksin" baskısı eklenince insan daha başlamadan havlu atıyor haliyle. Kimsenin kimseyi zorlamaya hakkı yok aslında, herkesin ritmi, kilosu, eklemlerinin dayanma gücü o kadar başka ki... Ben her zaman diyorum; önce bir durup nefes alacağız, bedenimizin neye ne kadar izin verdiğini anlamaya çalışacağız ve en önemlisi, bu yolculuğun bir yarış değil, ömürlük bir yürüyüş olduğunu kabul edeceğiz.

Sabahları uyanıp pencereden dışarı baktığımda bazen sadece yürümek gelir içimden, hani öyle tempolu, akıllı saatlerin nabız ölçtüğü cinsten değil de, sokakları adımlayarak, etrafa bakarak yapılan cinsten bir yürüyüş... İşte obezite tedavisinde egzersiz planı dediğimiz o havalı şeyin temeli tam olarak bu sadelikte saklı bana göre. Her gün yarım saat, bilemedin kırk dakika boyunca sadece kendinle kalıp, ayaklarının seni götürdüğü yere gitmek, eklemleri yavaş yavaş uyandırmak varken neden kendimize eziyet ediyoruz ki abi? İlk haftalarda o ağır dambıllara, squatlara falan hiç dokunmamak lazım, çünkü ham bir vücuda aniden yüklenmek demek, ertesi gün yataktan kalkamamak ve o çok sevdiğimiz tembellik koltuğuna geri dönmek demek. Kendimize şefkat göstermeyi unuttuğumuz an her şey sarpa sarıyor, o yüzden planın ilk maddesi her zaman ama her zaman en hafif, en zahmetsiz aktiviteyle başlamak olmalı.

Yüzmek mesela, suyun o hafifletici gücü olmasaydı bu süreç nasıl geçerdi inan hiç bilmiyorum, düşünsenize yerçekimi denen o amansız düşman bir anda yok olup gidiyor. Kilolu reflekslerin en büyük düşmanı o dizlerde, ayak bileklerinde biriken o amansız baskıdır ve suyun içine girdiğiniz an o baskı mucizevi bir şekilde buharlaşır. Haftada iki gün havuz kenarına gidip, kimselere aldırmadan, kendi temponuzda suda batıp çıkmak bile, o hırpalayıcı salon egzersizlerinden çok daha fazla iyileştirir insanı. Tabii herkesin evinin altında havuz yok, haklısınız, o zaman ne yapacağız; evdeki koridorda tur atacağız, en sevdiğimiz şarkıyı açıp mutfakta ritim tutacağız, yani bir şekilde o durağanlığı kıracağız... Maksat kalbi biraz neşelendirmek, ona yaşadığını hatırlatmak, yoksa kalori yakma hesapları falan işin en sıkıcı, en insanı soğutan kısmı.

Bazen düşünüyorum da, biz neden her şeyi bir düzene oturtmak, illa bir uzmandan onay almak zorundaymışız gibi hissediyoruz ki bu hayatta? Kendi vücudumuzun doktoru, kendi ritmimizin yazarı biziz aslında ama o kadar çok ses var ki dışarıda, insanın kafası karışıyor, kalbi sıkışıyor. Bir gün canın hiçbir şey yapmak istemeyebilir, koltuğa uzanıp sadece tavanı seyretmek isteyebilirsin, işte tam o günlerde kendine yüklenmeyeceksin, "bugün de böyle olsun" deyip geçmeyi bileceksin. Egzersiz planı denen o kağıt parçası senin efendin değil, sen onun patronusun; canın o gün yürümek istemiyorsa yürüme, onun yerine balkonda hafifçe esne, kollarını gökyüzüne doğru uzat, derin bir nefes al... Önemli olan süreklilik diyorlar ya, bence önemli olan o hareketi yaparken hissettiğin o küçük, yalın huzur anı.
 
Geri