Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Yabancı hastaların türkiye'ye akın etmesinin arkasında yatan gerçek sebep sadece ucuz fiyatlar değil, bunu böyle bilmek lazım. Adamlar kalkıp ingiltere'den amerika'dan binlerce kilometre yolu neden tepiyorlar sanıyorsun, sırf üç beş kuruş kâr edeceğiz diye mi yoksa kendi ülkelerindeki hantal sistemden kaçmak için mi? Sağlık turizmi dediğimiz bu devasa çark, aslında batı'nın çöken sağlık sistemine karşı doğu'nun gösterdiği en net refleks, vallahi billahi başka bir şey değil.
Cerrahların operasyon sayısı ve el alışkanlığı konusunu ciddiye almak şart, çünkü pratikte usta olmayan adam masada sıkıntı yaratır. İstanbul'daki ya da İzmir'deki bir cerrahın yılda yaptığı tüp mide ameliyatı sayısını avrupa'daki bir hekim beş yılda ancak görür, bak bu çok net bir istatistiktir. Adam işin ehli olmuş artık, gözü kapalı giriyor operasyona, abi ya deneyim dediğin şey tam olarak bu tecrübe havuzundan besleniyor işte...
Hastanelerin donanım seviyesi ve lüks otel konforu işin tuzu biberi, hasta kendini hastanede değil beş yıldızlı tatilde hissediyor. Sağlık hizmetiyle turizmi harmanlayan bu model, millete güven veriyor çünkü ameliyat sonrası o tatil havası iyileşme sürecini hızlandırıyor resmen. Niye inatla hala klâsik hastane odalarında sürünmek istiyorlar ki insan anlam veremiyor, modern tıp artık konforla buluşmak zorunda...
Aracı kurumların rolü ve merdiven altı operasyon riskleri her zaman masada duran en büyük tehlikedir, uyaralım. Ucuz etin yahnisi yavan olur derler ya, işte bu piyasada üç kuruş ucuz olsun diye canını komisyonculara teslim edenlerin sonu genelde acilde bitiyor. Kimse kusura bakmasın ama internette gördüğü aşırı ucuz reklamlara kanıp gelenlerin yaşadığı dramları da görmek lazım, yazık günah değil mi insana...
Sonuç olarak türkiye bu işte dünya markası oldu ve bu tahtı kimseye kaptırmaya niyetli değil, nokta. Gelen hasta memnun dönüyor, giden referans oluyor ve bu çark böyle dönmeye devam ediyor, ta ki yeni bir sistem çıkana kadar...
Cerrahların operasyon sayısı ve el alışkanlığı konusunu ciddiye almak şart, çünkü pratikte usta olmayan adam masada sıkıntı yaratır. İstanbul'daki ya da İzmir'deki bir cerrahın yılda yaptığı tüp mide ameliyatı sayısını avrupa'daki bir hekim beş yılda ancak görür, bak bu çok net bir istatistiktir. Adam işin ehli olmuş artık, gözü kapalı giriyor operasyona, abi ya deneyim dediğin şey tam olarak bu tecrübe havuzundan besleniyor işte...
Hastanelerin donanım seviyesi ve lüks otel konforu işin tuzu biberi, hasta kendini hastanede değil beş yıldızlı tatilde hissediyor. Sağlık hizmetiyle turizmi harmanlayan bu model, millete güven veriyor çünkü ameliyat sonrası o tatil havası iyileşme sürecini hızlandırıyor resmen. Niye inatla hala klâsik hastane odalarında sürünmek istiyorlar ki insan anlam veremiyor, modern tıp artık konforla buluşmak zorunda...
Aracı kurumların rolü ve merdiven altı operasyon riskleri her zaman masada duran en büyük tehlikedir, uyaralım. Ucuz etin yahnisi yavan olur derler ya, işte bu piyasada üç kuruş ucuz olsun diye canını komisyonculara teslim edenlerin sonu genelde acilde bitiyor. Kimse kusura bakmasın ama internette gördüğü aşırı ucuz reklamlara kanıp gelenlerin yaşadığı dramları da görmek lazım, yazık günah değil mi insana...
Sonuç olarak türkiye bu işte dünya markası oldu ve bu tahtı kimseye kaptırmaya niyetli değil, nokta. Gelen hasta memnun dönüyor, giden referans oluyor ve bu çark böyle dönmeye devam ediyor, ta ki yeni bir sistem çıkana kadar...