Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah uyanıyorsun, yataktan kalkıp banyoya doğru birkaç adım atacaksın ama bacakların sanki sana ait değilmiş gibi derin bir ağırlıkla dolmuş... Vallahi insan ilk başta "herhalde ters bir pozisyonda uyudum" ya da "dün biraz fazla yürüdüm galiba" deyip geçiştiriyor. Ama o uyuşukluk var ya, öyle bildiğimiz bacak uyuşmasına hiç benzemiyor abi; parmak uçlarından başlayıp yavaş yavaş bütün koluna tırmanan, tatlı ama bir yandan da içini kemiren garip bir his. Bazen sadece tek bir gözünde aniden beliren bir bulanıklık oluyor mesela, sanki kirli bir camın arkasından dünyaya bakıyormuşsun da o camı bir türlü silemiyormuşsun gibi. Hatta bazen renkler bile eski canlılığını yitiriyor, kırmızı birden soluk bir griye kaymaya başlıyor... Hani tam anlayamıyorsun ne olduğunu, doktora gitsem mi gitmesem mi derken gün ortasında aniden gelen o tarif edilemez yorgunluk çöktürüyor insanı. Öyle uykusuzluk yorgunluğu da değil bu, sanki pillerini bir anda söküp almışlar gibi bir halsizlik.
Vücudun kendi kendine bir oyun oynuyor sanıyorsun bazen, bir gün sağ ayağın hafifçe sürüyerek yürüyor, ertesi gün bakmışsın hiçbir şey kalmamış, tamamen düzelmiş. İnsan haliyle kendine konduramıyor, "strestendir ya, bu aralar çok yoruldum" deyip hayatına devam etmeye çalışıyor işte... Ama o kas sertlikleri, bacaklardaki sebepsiz kramplar akşam koltuğa uzandığında kendini öyle bir hatırlatıyor ki. Bazen bir su bardağını mutfaktan salona taşırken elinin aniden titremesi, parmaklarının arasından o bardağın kayıp düşecekmiş gibi hissettirmesi falan insanda acayip bir tedirginlik yaratıyor. Zihin desen o da arada bir duraksıyor; tam bir kelime söyleyeceksin, dilinin ucunda duruyor ama bir türlü dökülmüyor ağzından. Ya da çok iyi bildiğin düz bir yolda yürürken anlık bir dengesizlik yaşayıp hafifçe yalpalamak... Sanki bir anlık yer çekimi değişmiş gibi bocalıyorsun, sonra hemen toparlıyorsun kendini.
Sıcak havalar veya biraz fazla sıcak bir duş almak mesela, hiç beklenmedik şekilde bütün bu hisleri katlayarak öne çıkarabiliyor billahi. Güneşin altında biraz fazla kaldığında ya da yaz sıcağında dışarıda yürüdüğünde o hafif karıncalanmanın bir anda bütün vücudunu sarıvermesi çok ilginç. Beden sanki termostatı bozulmuş bir makine gibi reaksiyon veriyor, enerjin saniyeler içinde çekilip gidiyor, kolunu kaldıracak halin kalmıyor. Hani bazen insan der ya "içim çekildi, iliğim boşaldı" diye, tam olarak öyle bir şey işte. Bunu yaşamayan birine anlatmak gerçekten çok zor, dışarıdan bakınca turp gibisin ama içinde fırtınalar kopuyor. Dinlenince, biraz serin bir yere geçip soluklanınca yavaş yavaş eski haline dönüyorsun elbette, ama o birkaç saatlik çaresizlik hissi insanı bayağı bir yoruyor zihnen.
Peki ne yapmak lazım, bu belirtilerden birini veya birkaçını fark ettiğinde hemen paniğe kapılmalı mısın? Hiç gerek yok valla, çünkü vücudumuz bazen sadece "biraz dur ve bana kulak ver" demek istiyor olabilir. Belki aylarca hiçbir şey hissetmeyeceksin, belki de zaman zaman hafif bir karıncalanma girip çıkacak hayatına, yani her şey birdenbire kötüye gidecek diye bir kural yok. En güzeli, bedeninin sana gönderdiği bu küçük sinyalleri kafaya takıp büyütmeden bir kenara not etmek, sonra da bir nöroloğa gidip aklındaki soruları sakince paylaşmak. Kendi kendine teşhis koyup internetteki o korkunç senaryoların arasında kaybolmak yerine bir uzmanın gözüyle bakmak her zaman içini rahatlatır... Sonuçta her insanın MS hikayesi de, vücudunun verdiği tepkiler de birbirinden tamamen farklı gelişiyor.
Vücudun kendi kendine bir oyun oynuyor sanıyorsun bazen, bir gün sağ ayağın hafifçe sürüyerek yürüyor, ertesi gün bakmışsın hiçbir şey kalmamış, tamamen düzelmiş. İnsan haliyle kendine konduramıyor, "strestendir ya, bu aralar çok yoruldum" deyip hayatına devam etmeye çalışıyor işte... Ama o kas sertlikleri, bacaklardaki sebepsiz kramplar akşam koltuğa uzandığında kendini öyle bir hatırlatıyor ki. Bazen bir su bardağını mutfaktan salona taşırken elinin aniden titremesi, parmaklarının arasından o bardağın kayıp düşecekmiş gibi hissettirmesi falan insanda acayip bir tedirginlik yaratıyor. Zihin desen o da arada bir duraksıyor; tam bir kelime söyleyeceksin, dilinin ucunda duruyor ama bir türlü dökülmüyor ağzından. Ya da çok iyi bildiğin düz bir yolda yürürken anlık bir dengesizlik yaşayıp hafifçe yalpalamak... Sanki bir anlık yer çekimi değişmiş gibi bocalıyorsun, sonra hemen toparlıyorsun kendini.
Sıcak havalar veya biraz fazla sıcak bir duş almak mesela, hiç beklenmedik şekilde bütün bu hisleri katlayarak öne çıkarabiliyor billahi. Güneşin altında biraz fazla kaldığında ya da yaz sıcağında dışarıda yürüdüğünde o hafif karıncalanmanın bir anda bütün vücudunu sarıvermesi çok ilginç. Beden sanki termostatı bozulmuş bir makine gibi reaksiyon veriyor, enerjin saniyeler içinde çekilip gidiyor, kolunu kaldıracak halin kalmıyor. Hani bazen insan der ya "içim çekildi, iliğim boşaldı" diye, tam olarak öyle bir şey işte. Bunu yaşamayan birine anlatmak gerçekten çok zor, dışarıdan bakınca turp gibisin ama içinde fırtınalar kopuyor. Dinlenince, biraz serin bir yere geçip soluklanınca yavaş yavaş eski haline dönüyorsun elbette, ama o birkaç saatlik çaresizlik hissi insanı bayağı bir yoruyor zihnen.
Peki ne yapmak lazım, bu belirtilerden birini veya birkaçını fark ettiğinde hemen paniğe kapılmalı mısın? Hiç gerek yok valla, çünkü vücudumuz bazen sadece "biraz dur ve bana kulak ver" demek istiyor olabilir. Belki aylarca hiçbir şey hissetmeyeceksin, belki de zaman zaman hafif bir karıncalanma girip çıkacak hayatına, yani her şey birdenbire kötüye gidecek diye bir kural yok. En güzeli, bedeninin sana gönderdiği bu küçük sinyalleri kafaya takıp büyütmeden bir kenara not etmek, sonra da bir nöroloğa gidip aklındaki soruları sakince paylaşmak. Kendi kendine teşhis koyup internetteki o korkunç senaryoların arasında kaybolmak yerine bir uzmanın gözüyle bakmak her zaman içini rahatlatır... Sonuçta her insanın MS hikayesi de, vücudunun verdiği tepkiler de birbirinden tamamen farklı gelişiyor.