Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Vallahi billahi herkesin aklında aynı deli soru, ya bir gün uykuda sağa dönerken o silikon fıslayıp sönüverirse... Sosyal medyada dönen o korkunç hikayeler, eski Türk filmlerindeki o meşhur uçak kazası sahneleri falan hep zihnimizi bulandırıyor, biliyorum. İşin aslı öyle çıt kırıldım bir balondan bahsetmiyoruz burada; yeni nesil protezler resmen canavar gibi, öyle kolay kolay pes etmezler.
Üzerinden kamyon geçse bana mısın demeyen test videoları var internette, hani bir bilseniz içiniz öyle bir rahat eder ki. Koheziv jel dedikleri o meret, öyle akışkan, su gibi bir şey de değil zaten; sakız gibi, jöle gibi birbirine tutunan bir yapısı var. Yani kazara bir şey olsa bile, hani o çok korkulan sızma hikayesi var ya, işte o öyle etrafa saçılmıyor, yerinde uslu uslu duruyor...
Zaman her şeyi eskitiyor tabii, insanı da, protezi de... İlk günkü gibi kalmasını beklemek biraz saflık olur ama on-on beş yıl öncesinin teknolojisiyle şimdikiler arasında da dağlar kadar fark var abi. Ha, durup dururken, hiçbir şey yokken bir sabah uyanıp da "Aha, bu patlamış" demezsiniz, o işler öyle aniden olmuyor pek.
Bazen bir iğne ucu kadar sızıntı olur, ruhunuz bile duymaz, yıllarca öylece yaşar gidersiniz de ruhunuz duymaz. Sessiz rüptür diyorlar buna tıp dilinde; ne bir ağrı yapar, ne bir sızı, ne de şekli bozulur memenin. Düzenli ultrason veya bir MR çektirmek bu yüzden şart işte, hani sırf kafanız rahat etsin, geceleri güzel uyuyun diye...
Bıçak saplanması gibi bir acı mı, yoksa sadece o bölgede garip bir sertleşme mi... İnsan vücudu o kadar acayip bir mekanizma ki, içeride bir şeyler ters gittiğinde bir şekilde sinyal çakıyor size. Şeklinin hafifçe kaydığını hissedersiniz belki, ya da elinize eski yumuşaklığı gelmez, bir tuhaflık sezersiniz. Kulak kabartmak lazım o sese, vücudun fısıltılarını sağır gibi geçiştirmemek gerek.
Büyük bir trafik kazası, çok şiddetli bir göğüs travması ya da ne bileyim, akılalmaz bir yüksekten düşme falan gerekir o dış çeperin yırtılması için. Normal hayatta, sporda, yogada, sevgilinize sarılırken falan başınıza böyle bir iş gelme ihtimali yok denecek kadar az, vallahi bak. Korkularımızı çok büyütüyoruz bazen gözümüzde, kendimize hayatı zindan ediyoruz durup dururken.
Eğer içinde bir şüphe kırıntısı bile varsa, git o ameliyatı yapan doktorun kapısını çal bir çayını iç, anlat derdini. En iyi rehber yine senin kendi bedenini en iyi tanıyan hekimindir, başkasının ne dediğine çok takılma. Kendini sevmekle başlıyor her şey, o yüzden bu endişeleri sırtında boşuna yük etme derim ben...
Üzerinden kamyon geçse bana mısın demeyen test videoları var internette, hani bir bilseniz içiniz öyle bir rahat eder ki. Koheziv jel dedikleri o meret, öyle akışkan, su gibi bir şey de değil zaten; sakız gibi, jöle gibi birbirine tutunan bir yapısı var. Yani kazara bir şey olsa bile, hani o çok korkulan sızma hikayesi var ya, işte o öyle etrafa saçılmıyor, yerinde uslu uslu duruyor...
Zaman her şeyi eskitiyor tabii, insanı da, protezi de... İlk günkü gibi kalmasını beklemek biraz saflık olur ama on-on beş yıl öncesinin teknolojisiyle şimdikiler arasında da dağlar kadar fark var abi. Ha, durup dururken, hiçbir şey yokken bir sabah uyanıp da "Aha, bu patlamış" demezsiniz, o işler öyle aniden olmuyor pek.
Bazen bir iğne ucu kadar sızıntı olur, ruhunuz bile duymaz, yıllarca öylece yaşar gidersiniz de ruhunuz duymaz. Sessiz rüptür diyorlar buna tıp dilinde; ne bir ağrı yapar, ne bir sızı, ne de şekli bozulur memenin. Düzenli ultrason veya bir MR çektirmek bu yüzden şart işte, hani sırf kafanız rahat etsin, geceleri güzel uyuyun diye...
Bıçak saplanması gibi bir acı mı, yoksa sadece o bölgede garip bir sertleşme mi... İnsan vücudu o kadar acayip bir mekanizma ki, içeride bir şeyler ters gittiğinde bir şekilde sinyal çakıyor size. Şeklinin hafifçe kaydığını hissedersiniz belki, ya da elinize eski yumuşaklığı gelmez, bir tuhaflık sezersiniz. Kulak kabartmak lazım o sese, vücudun fısıltılarını sağır gibi geçiştirmemek gerek.
Büyük bir trafik kazası, çok şiddetli bir göğüs travması ya da ne bileyim, akılalmaz bir yüksekten düşme falan gerekir o dış çeperin yırtılması için. Normal hayatta, sporda, yogada, sevgilinize sarılırken falan başınıza böyle bir iş gelme ihtimali yok denecek kadar az, vallahi bak. Korkularımızı çok büyütüyoruz bazen gözümüzde, kendimize hayatı zindan ediyoruz durup dururken.
Eğer içinde bir şüphe kırıntısı bile varsa, git o ameliyatı yapan doktorun kapısını çal bir çayını iç, anlat derdini. En iyi rehber yine senin kendi bedenini en iyi tanıyan hekimindir, başkasının ne dediğine çok takılma. Kendini sevmekle başlıyor her şey, o yüzden bu endişeleri sırtında boşuna yük etme derim ben...