Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Aynanın karşısına geçip o derin nefes alındığında, o hayati soru düşer birden aklın ortasına; kasın altına mı gizlemeli o yeni umudu yoksa hemen üstüne mi sermeli? Cerrahların o çok emin görünen teorik dünyasında kas altı planı her zaman daha güvenli bir liman gibi sunulur, dokunun doğal kıvrımını korur, protezin sınırlarını dış dünyadan bir sır gibi saklar. Ama o ilk ameliyat sonrası sabahı var ya, o göğsündeki ağır baskıyla uyanıp nefes almaya çabaladığın an... İşte orada insan bir durup düşünüyor, değer miydi acaba bu kadar sızıya?
Kas dokusunun o muazzam, koruyucu gücü protezi bir zırh gibi sarıp sarmalıyor aslına bakarsan. Hele bir de zayıf bir yapın varsa, hani derinin altında protezin o yapay kenarları belli olmasın istersin ya, hah işte tam orada hayat kurtarıyor bu yöntem. Tabii spor salonunda dambılları kaldırırken o göğsün hafifçe yer değiştirmesi hissi yok mu... İnsan bir an duraksıyor, "Abi bu neydi şimdi" deyip kalakalıyorsun öylece.
Doktor tabelalarında, tıp dergilerinde "kas altı yerleşim" diye geçen o soğuk kavram, aslında kadının kendi bedeniyle barışma hikayesindeki en sancılı virajdır. Yıllar geçse de o doğal görünümden taviz vermemek, sarkmaya karşı zamana adeta meydan okumak isteyenlerin tek sığınağı bu teknik. Ameliyat masasına yatarken duyulan o derin endişe, sonrasında yerini zamanla oturan o muazzam özgüvene bırakıyor tabii... Ama iyileşme süreci vallahi billahi sabır taşı çatlatır.
Kapsül kontraktürü denilen o sertleşme kabusundan kaçmak için akla gelen ilk çaredir kasın o şefkatli derinliği. Protezle vücut arasına bir etten duvar örersin bir nevi, riskleri en aza indirirsin. Günler geçip sızılar dindikçe "İyi ki dayanmışım, iyi ki bu yolu seçmişim" dersin demesine de... O ilk üç hafta yataktan tek başına kalkamadığın günleri bir sor bakayım bana.
Hangi yöntemin senin için doğru olduğuna karar verirken o süslü klinik broşürlerine değil, kendi anatominin sana fısıldadığı gerçeklere kulak vermelisin. İncecik bir deri yapın varsa, dokun yetersizse başka şansın yok gibi bir şey zaten, o protez illa ki o kasın altına girecek. Ha, dokun kalınsa, sarkman azsa hiç bu çileye değmez, varsın kas üstünde kalsın ne olacak... Yani anlayacağın, herkesin hikayesi de bedeninin ihtiyacı da bambaşka.
Kas dokusunun o muazzam, koruyucu gücü protezi bir zırh gibi sarıp sarmalıyor aslına bakarsan. Hele bir de zayıf bir yapın varsa, hani derinin altında protezin o yapay kenarları belli olmasın istersin ya, hah işte tam orada hayat kurtarıyor bu yöntem. Tabii spor salonunda dambılları kaldırırken o göğsün hafifçe yer değiştirmesi hissi yok mu... İnsan bir an duraksıyor, "Abi bu neydi şimdi" deyip kalakalıyorsun öylece.
Doktor tabelalarında, tıp dergilerinde "kas altı yerleşim" diye geçen o soğuk kavram, aslında kadının kendi bedeniyle barışma hikayesindeki en sancılı virajdır. Yıllar geçse de o doğal görünümden taviz vermemek, sarkmaya karşı zamana adeta meydan okumak isteyenlerin tek sığınağı bu teknik. Ameliyat masasına yatarken duyulan o derin endişe, sonrasında yerini zamanla oturan o muazzam özgüvene bırakıyor tabii... Ama iyileşme süreci vallahi billahi sabır taşı çatlatır.
Kapsül kontraktürü denilen o sertleşme kabusundan kaçmak için akla gelen ilk çaredir kasın o şefkatli derinliği. Protezle vücut arasına bir etten duvar örersin bir nevi, riskleri en aza indirirsin. Günler geçip sızılar dindikçe "İyi ki dayanmışım, iyi ki bu yolu seçmişim" dersin demesine de... O ilk üç hafta yataktan tek başına kalkamadığın günleri bir sor bakayım bana.
Hangi yöntemin senin için doğru olduğuna karar verirken o süslü klinik broşürlerine değil, kendi anatominin sana fısıldadığı gerçeklere kulak vermelisin. İncecik bir deri yapın varsa, dokun yetersizse başka şansın yok gibi bir şey zaten, o protez illa ki o kasın altına girecek. Ha, dokun kalınsa, sarkman azsa hiç bu çileye değmez, varsın kas üstünde kalsın ne olacak... Yani anlayacağın, herkesin hikayesi de bedeninin ihtiyacı da bambaşka.