Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakınca ne görüyorsak oyuz derler ama işin aslı pek öyle değil galiba. İnsan bazen sadece küçük bir dokunuşla o aynadaki yabancıyı evine geri getirmek istiyor. İşte tam bu noktada, son yıllarda adını her köşe başında duyduğumuz o kavram çıkıyor karşımıza: Meme estetiği. Aslında sadece cerrahi bir müdahale mi bu, yoksa zihinde başlayıp bedende biten bir barışma hikayesi mi?
Sokaktan geçen on kişiye sorsak, yarısı "ne gerek var" der, diğer yarısı "kendini iyi hissedecekse neden olmasın" diye yapıştırır cevabı. Estetik dediğimiz şey uzun zamandır lüks ya da şımarıklık potasından çıktı bence. İhtiyaç dediğin şey sadece fiziksel bir eksiklikten ibaret değil ki... Ruhun da aynada gördüğüyle mutabık kalmaya ihtiyacı var vallahi.
Nedir bu işin aslı astarı derseniz, aslında tek bir ameliyattan bahsetmiyoruz. Kimisi biraz daha dolgun dursun ister, kimisi o omuzlarındaki ağır yükten kurtulup rahat bir nefes almanın peşindedir. Yani olay sadece büyütmek ya da küçültmek değil, tamamen kişiye özel bir denge kurma çabası. Hani her bedenin bir melodisi vardır ya, hekimler de o melodiyi akort ediyor bir nevi.
Bazen öyle hikayeler duyuyorum ki, şaşırıp kalıyorum. Yıllarca istediği elbiseyi giyememiş, hep saklanarak yaşamış kadınlar ameliyattan sonra adeta yeniden doğmuş gibi yürüyor sokakta. Özgüven dedikleri o soyut şey, bazen bir dikiş izinin arkasında gizli olabiliyor demek ki. Tabii her şey toz pembe mi, orası tartışılır...
Gözü kara bir şekilde bıçak altına yatmak da bana her zaman biraz ürkütücü gelmiştir abi ya. Sonuçta bu bir ameliyat, kuaföre gidip saç kestirmeye benzemez. İyice araştırmak, doğru insanı bulmak ve en önemlisi beklentiyi gerçekçi tutmak gerekiyor. Sihirli bir değnek yok ortada, sadece tıp var, bilim var.
Doğallık meselesi ise apayrı bir tartışma konusu. Eskiden "buradayım" diye bağıran o abartılı siluetler modaydı, hatırlar mısınız? Şimdilerde ise kimsenin anlamayacağı, "ya sende bir güzellik var ama ne" dedirtecek o gizli dokunuşların peşinde herkes. Doğala en yakın olanı yakalamak, işte asıl ustalık bence orada saklı.
Peki, insan neden kendi bedenini değiştirmek ister ki bu kadar kolayca? Sosyal medyanın o kusursuzluk pompalayan filtreleri mi bizi bu hale getirdi, yoksa hep içimizde olan bir arzu muydu bu? Belki de her ikisi birden kafamızı karıştırıyor. Yine de günün sonunda karar veren, o acıyı çeken ve o yeni bedenle yaşayacak olan kişinin ta kendisi.
Yaptıran pişman mı derseniz, valla genelde "keşke daha önce yaptırsaydım" cümlesini çok duyuyorum etraftan. Ama işte o karar aşaması, o kafadaki binbir soru işareti... İnsanı geceleri uykusuz bırakan cinsten. Acır mı, doğal durur mu, ya istediğim gibi olmazsa diye kendi kendini yiyip bitiriyor insan.
Kendinizi sevin falan gibi klişe felsefelere girmeyeceğim hiç. İnsan kendini bazen değiştirebildiği ölçüde sever, bazen de kusurlarıyla barışarak. Eğer o değişim size gerçekten iyi gelecekse, kimin ne dediğinin ne önemi var ki? Hayat, başkalarının ne düşündüğünü hesaplayarak yaşanmayacak kadar kısa ve hızlı akıp gidiyor...
Sokaktan geçen on kişiye sorsak, yarısı "ne gerek var" der, diğer yarısı "kendini iyi hissedecekse neden olmasın" diye yapıştırır cevabı. Estetik dediğimiz şey uzun zamandır lüks ya da şımarıklık potasından çıktı bence. İhtiyaç dediğin şey sadece fiziksel bir eksiklikten ibaret değil ki... Ruhun da aynada gördüğüyle mutabık kalmaya ihtiyacı var vallahi.
Nedir bu işin aslı astarı derseniz, aslında tek bir ameliyattan bahsetmiyoruz. Kimisi biraz daha dolgun dursun ister, kimisi o omuzlarındaki ağır yükten kurtulup rahat bir nefes almanın peşindedir. Yani olay sadece büyütmek ya da küçültmek değil, tamamen kişiye özel bir denge kurma çabası. Hani her bedenin bir melodisi vardır ya, hekimler de o melodiyi akort ediyor bir nevi.
Bazen öyle hikayeler duyuyorum ki, şaşırıp kalıyorum. Yıllarca istediği elbiseyi giyememiş, hep saklanarak yaşamış kadınlar ameliyattan sonra adeta yeniden doğmuş gibi yürüyor sokakta. Özgüven dedikleri o soyut şey, bazen bir dikiş izinin arkasında gizli olabiliyor demek ki. Tabii her şey toz pembe mi, orası tartışılır...
Gözü kara bir şekilde bıçak altına yatmak da bana her zaman biraz ürkütücü gelmiştir abi ya. Sonuçta bu bir ameliyat, kuaföre gidip saç kestirmeye benzemez. İyice araştırmak, doğru insanı bulmak ve en önemlisi beklentiyi gerçekçi tutmak gerekiyor. Sihirli bir değnek yok ortada, sadece tıp var, bilim var.
Doğallık meselesi ise apayrı bir tartışma konusu. Eskiden "buradayım" diye bağıran o abartılı siluetler modaydı, hatırlar mısınız? Şimdilerde ise kimsenin anlamayacağı, "ya sende bir güzellik var ama ne" dedirtecek o gizli dokunuşların peşinde herkes. Doğala en yakın olanı yakalamak, işte asıl ustalık bence orada saklı.
Peki, insan neden kendi bedenini değiştirmek ister ki bu kadar kolayca? Sosyal medyanın o kusursuzluk pompalayan filtreleri mi bizi bu hale getirdi, yoksa hep içimizde olan bir arzu muydu bu? Belki de her ikisi birden kafamızı karıştırıyor. Yine de günün sonunda karar veren, o acıyı çeken ve o yeni bedenle yaşayacak olan kişinin ta kendisi.
Yaptıran pişman mı derseniz, valla genelde "keşke daha önce yaptırsaydım" cümlesini çok duyuyorum etraftan. Ama işte o karar aşaması, o kafadaki binbir soru işareti... İnsanı geceleri uykusuz bırakan cinsten. Acır mı, doğal durur mu, ya istediğim gibi olmazsa diye kendi kendini yiyip bitiriyor insan.
Kendinizi sevin falan gibi klişe felsefelere girmeyeceğim hiç. İnsan kendini bazen değiştirebildiği ölçüde sever, bazen de kusurlarıyla barışarak. Eğer o değişim size gerçekten iyi gelecekse, kimin ne dediğinin ne önemi var ki? Hayat, başkalarının ne düşündüğünü hesaplayarak yaşanmayacak kadar kısa ve hızlı akıp gidiyor...