Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Aynanın karşısına geçip şöyle bir baktığınızda, sağ tarafla sol tarafın birbirine pek benzemediğini fark etmek... İnsan ilk başta biraz tuhaf hissediyor, yalan yok. Bir taraf daha yukarıda dururken diğeri kendi halinde takılıyor olabilir, bu o kadar yaygın bir durum ki aslında. Çoğu kadın bunu sadece kendisinin yaşadığını sanır, vallahi billahi öyle değil. Doğanın kendi içindeki o meşhur asimetri, bazen aynen göğüs yapımıza da yansıyor işte.
Ameliyat masasına yatma fikri kimileri için tek çare gibi görünür, haklılar da bir bakıma. Silikon protezlerle hacim eklemek veya büyük olan tarafı küçülterek dengeyi bulmak... Cerrahlar bu durumu bir sanatçı titizliğiyle ele alıyor artık. Tabii burada önemli olan, iki tarafı birebir aynı yapmak değil, birbirine yakışan iki komşu yaratabilmek.
Bazen sadece dikleştirme operasyonu bile o can sıkan görüntüyü tamamen ortadan kaldırmaya yetebiliyor. Hacim olarak birbirine çok benzeyen ama sarkma oranları farklı olan dokulardan bahsediyorum. Büyük bir operasyona gerek kalmadan, sadece formunu kaybeden tarafı biraz yukarı taşımak... Doktorunuzla konuşurken beklentilerinizi net tutmanız, ameliyat sonrasındaki o ilk aynaya bakış anını çok değiştirecektir.
Yağ enjeksiyonu dediğimiz o yöntem son yıllarda iyice popüler oldu, hani vücudun başka yerinden alıp buraya koyuyorlar ya. Kendi dokunuz olduğu için vücut yabulamıyor, doğal bir dolgunluk hissi veriyor. Ama tek seferde mucize beklememek lazım, bazen o enjekte edilen yağların bir kısmı zamanla eriyip gidebiliyor... Yine de bıçak altına yatmadan önce düşünülebilecek, oldukça zarif bir alternatif.
Doğru sütyen seçimiyle bu durumu kamufle etmek, aslında en hızlı ve acısız çözüm yolu abi ya. İçi dolgulu kaplar, çıkarılabilir pedler sayesinde dışarıdan bakıldığında o farkı kimsenin anlaması mümkün olmuyor. Sabah evden çıkarken aynada kendinizi iyi hissettirecek küçük bir hile sonuçta. Hayatı zorlaştırmaktansa, böyle pratik çözümlerle barışık yaşamak bazen en güzeli.
Zaman geçtikçe, yaş aldıkça ya da kilo alıp verdikçe bu asimetrinin belirginliği sürekli değişebilir. Hamilelik dönemi biter, emzirme süreci geçer ve bakarsınız ki dokular bambaşka bir hal almış. Vücudumuz sabit bir heykel değil ki, sürekli dönüşen canlı bir organizma. O yüzden bugünkü görüntünün kalıcı olmadığını bilmek insana biraz olsun rahatlık veriyor.
Peki, siz gerçekten bu durumdan rahatsız mısınız, yoksa sadece başkalarının ne düşündüğünü mü önemsiyorsunuz? Kendimizle baş başa kaldığımızda verdiğimiz o dürüst cevaplar, estetik operasyon kararını verirken en büyük rehberimiz oluyor. Kimse kusursuz doğmuyor, o çok hayran olduğumuz tablolarda bile simetri aranmaz...
Ameliyat masasına yatma fikri kimileri için tek çare gibi görünür, haklılar da bir bakıma. Silikon protezlerle hacim eklemek veya büyük olan tarafı küçülterek dengeyi bulmak... Cerrahlar bu durumu bir sanatçı titizliğiyle ele alıyor artık. Tabii burada önemli olan, iki tarafı birebir aynı yapmak değil, birbirine yakışan iki komşu yaratabilmek.
Bazen sadece dikleştirme operasyonu bile o can sıkan görüntüyü tamamen ortadan kaldırmaya yetebiliyor. Hacim olarak birbirine çok benzeyen ama sarkma oranları farklı olan dokulardan bahsediyorum. Büyük bir operasyona gerek kalmadan, sadece formunu kaybeden tarafı biraz yukarı taşımak... Doktorunuzla konuşurken beklentilerinizi net tutmanız, ameliyat sonrasındaki o ilk aynaya bakış anını çok değiştirecektir.
Yağ enjeksiyonu dediğimiz o yöntem son yıllarda iyice popüler oldu, hani vücudun başka yerinden alıp buraya koyuyorlar ya. Kendi dokunuz olduğu için vücut yabulamıyor, doğal bir dolgunluk hissi veriyor. Ama tek seferde mucize beklememek lazım, bazen o enjekte edilen yağların bir kısmı zamanla eriyip gidebiliyor... Yine de bıçak altına yatmadan önce düşünülebilecek, oldukça zarif bir alternatif.
Doğru sütyen seçimiyle bu durumu kamufle etmek, aslında en hızlı ve acısız çözüm yolu abi ya. İçi dolgulu kaplar, çıkarılabilir pedler sayesinde dışarıdan bakıldığında o farkı kimsenin anlaması mümkün olmuyor. Sabah evden çıkarken aynada kendinizi iyi hissettirecek küçük bir hile sonuçta. Hayatı zorlaştırmaktansa, böyle pratik çözümlerle barışık yaşamak bazen en güzeli.
Zaman geçtikçe, yaş aldıkça ya da kilo alıp verdikçe bu asimetrinin belirginliği sürekli değişebilir. Hamilelik dönemi biter, emzirme süreci geçer ve bakarsınız ki dokular bambaşka bir hal almış. Vücudumuz sabit bir heykel değil ki, sürekli dönüşen canlı bir organizma. O yüzden bugünkü görüntünün kalıcı olmadığını bilmek insana biraz olsun rahatlık veriyor.
Peki, siz gerçekten bu durumdan rahatsız mısınız, yoksa sadece başkalarının ne düşündüğünü mü önemsiyorsunuz? Kendimizle baş başa kaldığımızda verdiğimiz o dürüst cevaplar, estetik operasyon kararını verirken en büyük rehberimiz oluyor. Kimse kusursuz doğmuyor, o çok hayran olduğumuz tablolarda bile simetri aranmaz...