Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Yatak odasındaki o eski heyecan nereye kayboldu? Durup dururken mi söndü o ateş, yoksa için için yanan közü kendi ellerimizle mi ıslattık... Kimse kabul etmek istemiyor ama mesele sadece yorgunluk değil abi, kafanın içi çöp tenekesine dönmüşken hormonların tıkır tıkır çalışmasını beklemek tam bir saflık.
Önce şu hormon denen kimyasal canavarlara bir bakmak lazım vallahi. Testosteron ya da östrojen dibe vurduğunda, sen ne kadar istersen iste, vücut "ben bu oyunda yokum" der. Doktora gidip bir kan tahlili yaptırmak bu kadar mı zor yahu, neden erteliyorsun sürekli? Git ve o sayılara bir baktır, belki de her şey sadece birkaç miligramlık bir dengesizliğin kurbanıdır...
İş stresi, geçim derdi, yarın ne olacağız kaygısı derken... İnsan beyni hayatta kalma moduna geçtiğinde ilk feda ettiği şey üreme dürtüsüdür, bu biyolojinin en acımasız kanunudur işte. Beynin sürekli tehlike sinyali verirken, kortizol tavan yapmışken cinsel arzu hissetmeyi beklemek... Komik, gerçekten çok komik.
Partnerinle en son ne zaman gözünün içine bakarak konuştun, ciddiyim bak? Yan yana yatıp telefonda reels kaydırmak yakınlık kurmak değildir, bunu o kafana iyice sokman gerek. Aradaki o görünmez duvarlar kalınlaştıkça, libido da o duvarların arkasında sessizce can verir. Temas yoksa, içtenlik yoksa, o arzu da bir gün ansızın çeker gider.
Bazı ilaçlar var ki, hani şu dertleri unutturacağı söylenen mutsuzluk hapları... Onlar ruhu sakinleştirirken yatak odasını da buz pistine çevirir maalesef. Yan etkileri okumadan yuttuğun o kapsüller, aslında senin en temel yaşam enerjini sinsice emip bitiriyor olabilir. Doktorunla konuş, durumu anlat, utanacak hiçbir şey yok bu hayatta.
Uykusuzluk dedikleri o modern çağ illeti... Geceleri dört saat uyuyup ertesi gün dünyayı fethedeceğini sananlar cidden çok yanılıyor. Vücut dinlenemediğinde, kendini yenileyemediğinde ilk cinsel enerjiden keser bütçeyi. Şarjı yüzde beş kalmış bir telefon gibi dolanırken ortalıkta, o gücü nereden bulacaksın?
Yediğin içtiğin her şey çöp hüviyetindeyse, damarlarındaki kan yerine şeker ve trans yağ akıyorsa... Ne bekliyorsun ki? Kendine iyi bakmayan adamın cinsel isteği de tatile çıkar, bu kadar basit. Beslenmeni düzelt, biraz hareket et, canlan be kardeşim!
Bazen de sadece yaş alıyoruzdur ve vücut eski ritmini kaybediyordur, bunu kabullenmek gerek belki de... Hayatın her dönemi aynı tempoda geçecek diye bir kural yok, bazen yavaşlamak ve durulmak da doğanın bir parçasıdır. Önemli olan bu geçişi panik yapmadan, kendinle barışarak yönetebilmek.
Önce şu hormon denen kimyasal canavarlara bir bakmak lazım vallahi. Testosteron ya da östrojen dibe vurduğunda, sen ne kadar istersen iste, vücut "ben bu oyunda yokum" der. Doktora gidip bir kan tahlili yaptırmak bu kadar mı zor yahu, neden erteliyorsun sürekli? Git ve o sayılara bir baktır, belki de her şey sadece birkaç miligramlık bir dengesizliğin kurbanıdır...
İş stresi, geçim derdi, yarın ne olacağız kaygısı derken... İnsan beyni hayatta kalma moduna geçtiğinde ilk feda ettiği şey üreme dürtüsüdür, bu biyolojinin en acımasız kanunudur işte. Beynin sürekli tehlike sinyali verirken, kortizol tavan yapmışken cinsel arzu hissetmeyi beklemek... Komik, gerçekten çok komik.
Partnerinle en son ne zaman gözünün içine bakarak konuştun, ciddiyim bak? Yan yana yatıp telefonda reels kaydırmak yakınlık kurmak değildir, bunu o kafana iyice sokman gerek. Aradaki o görünmez duvarlar kalınlaştıkça, libido da o duvarların arkasında sessizce can verir. Temas yoksa, içtenlik yoksa, o arzu da bir gün ansızın çeker gider.
Bazı ilaçlar var ki, hani şu dertleri unutturacağı söylenen mutsuzluk hapları... Onlar ruhu sakinleştirirken yatak odasını da buz pistine çevirir maalesef. Yan etkileri okumadan yuttuğun o kapsüller, aslında senin en temel yaşam enerjini sinsice emip bitiriyor olabilir. Doktorunla konuş, durumu anlat, utanacak hiçbir şey yok bu hayatta.
Uykusuzluk dedikleri o modern çağ illeti... Geceleri dört saat uyuyup ertesi gün dünyayı fethedeceğini sananlar cidden çok yanılıyor. Vücut dinlenemediğinde, kendini yenileyemediğinde ilk cinsel enerjiden keser bütçeyi. Şarjı yüzde beş kalmış bir telefon gibi dolanırken ortalıkta, o gücü nereden bulacaksın?
Yediğin içtiğin her şey çöp hüviyetindeyse, damarlarındaki kan yerine şeker ve trans yağ akıyorsa... Ne bekliyorsun ki? Kendine iyi bakmayan adamın cinsel isteği de tatile çıkar, bu kadar basit. Beslenmeni düzelt, biraz hareket et, canlan be kardeşim!
Bazen de sadece yaş alıyoruzdur ve vücut eski ritmini kaybediyordur, bunu kabullenmek gerek belki de... Hayatın her dönemi aynı tempoda geçecek diye bir kural yok, bazen yavaşlamak ve durulmak da doğanın bir parçasıdır. Önemli olan bu geçişi panik yapmadan, kendinle barışarak yönetebilmek.