Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Mideye oturan o ağır krampları, gün ortasında aniden beliren şişkinliği hepimiz az çok biliriz aslında. Sabah keyifle içtiğimiz o bir bardak klasik sütün ardından karnımızda başlayan o ufak çaplı fırtınalar var ya, işte tam orada durup bir düşünmek gerekiyor. Vücudumuz zamanla süt şekerini, yani o meşhur laktozu parçalayan laktaz enzimini yeterince üretemez hale geliyor maalesef. Ha dedik ya, laktaz azalınca süt şekeri ince bağırsakta süzülüp emilemiyor, aynen kalın bağırsağa bodoslama geçiyor.
Peki kim bu laktozsuz sütün asıl muhatabı, sadece midesi guruldayanlar mı yani? Sadece onlar değil abi, yaş ilerledikçe genetik olarak bu enzimi kaybeden koca bir çoğunluğuz aslında, vallahi bak. Hatta bazen ağır bir grip atlatırsınız ya da ince bağırsağı yoran bir enfeksiyon geçirirsiniz, laktaz üretimi pat diye duruverir. Geçici hipolaktazi deriz biz buna tıpta, yani bağırsağın bir nevi dinlenme moduna geçmesi... İşte tam bu evrede sindirim sistemini hiç yormadan kaliteli hayvansal protein almak isteyen herkese birebirdir bu sütler.
Gözünüzde hiç büyütmeyin, bu ürünlerin içerisinde kimyasal bir mucize falan yok açıkçası. Bildiğimiz sade süte dışarıdan yapay değil, gayet doğal laktaz enzimi ekleniyor, yani laktoz molekülü daha kutusundayken glikoz ve galaktoza bölünüyor. Sütü içerken aldığınız o hafif tatlımsı aroma var ya... Hah, tam olarak bu parçalanma yüzünden işte; şeker miktarı artmıyor ama dilimiz serbest kalan glikozu daha net algılıyor.
Spor sonrasında kasları beslemek için hızlıca kazein ve peynir altı suyu proteini almak isteyip de gaz sancısından korkanlar... Hani şu antrenman sonrası shaker bardağıyla gezip de akşama doğru kıvranan gençlerden bahsediyorum. Onlar için de muazzam bir kaçış noktası bu, hem de hiçbir besin değerini kaybetmeden. İçindeki kalsiyum aynı, D vitamini aynı, potasyum aynı... Sadece o hazımsızlık yaratan bağ önceden koparılmış, hepsi bu.
Huzursuz bağırsak sendromuyla, yani o lanet FODMAP hassasiyetiyle boğuşanlarımızı da unutmayalım tabii. Diyetisyenler bazen eliminasyon diyetlerinde sütü tamamen keser ya... İşte orada laktozu sıfırlanmış alternatifler devreye giriyor ki, fonksiyonel gastrointestinal bozukluk yaşayanlar protein kaynağında yetersiz kalmasın. Bazen de sadece "ya ben akşamları rahat uyumak istiyorum, karnım davul gibi olmasın" diyen düz insanızdır yani, illa kronik hasta olmaya gerek yok ki...
Kefir ya da fermante ürünler bazılarının damak tadına hiç uymayabiliyor, biliyoruz. Mayalanma sürecinde laktozu azalsa da o ekşi tat herkese hitap etmez neticede. Canınız şöyle köpüklü, güzel bir kahve çektiğinde ya da tatlı yaparken... Sindirim konforunu bozmadan o klasik süt lezzetini yakalamak isteyen herkes için raftaki en mantıklı seçeneklerden biridir bu.
Peki kim bu laktozsuz sütün asıl muhatabı, sadece midesi guruldayanlar mı yani? Sadece onlar değil abi, yaş ilerledikçe genetik olarak bu enzimi kaybeden koca bir çoğunluğuz aslında, vallahi bak. Hatta bazen ağır bir grip atlatırsınız ya da ince bağırsağı yoran bir enfeksiyon geçirirsiniz, laktaz üretimi pat diye duruverir. Geçici hipolaktazi deriz biz buna tıpta, yani bağırsağın bir nevi dinlenme moduna geçmesi... İşte tam bu evrede sindirim sistemini hiç yormadan kaliteli hayvansal protein almak isteyen herkese birebirdir bu sütler.
Gözünüzde hiç büyütmeyin, bu ürünlerin içerisinde kimyasal bir mucize falan yok açıkçası. Bildiğimiz sade süte dışarıdan yapay değil, gayet doğal laktaz enzimi ekleniyor, yani laktoz molekülü daha kutusundayken glikoz ve galaktoza bölünüyor. Sütü içerken aldığınız o hafif tatlımsı aroma var ya... Hah, tam olarak bu parçalanma yüzünden işte; şeker miktarı artmıyor ama dilimiz serbest kalan glikozu daha net algılıyor.
Spor sonrasında kasları beslemek için hızlıca kazein ve peynir altı suyu proteini almak isteyip de gaz sancısından korkanlar... Hani şu antrenman sonrası shaker bardağıyla gezip de akşama doğru kıvranan gençlerden bahsediyorum. Onlar için de muazzam bir kaçış noktası bu, hem de hiçbir besin değerini kaybetmeden. İçindeki kalsiyum aynı, D vitamini aynı, potasyum aynı... Sadece o hazımsızlık yaratan bağ önceden koparılmış, hepsi bu.
Huzursuz bağırsak sendromuyla, yani o lanet FODMAP hassasiyetiyle boğuşanlarımızı da unutmayalım tabii. Diyetisyenler bazen eliminasyon diyetlerinde sütü tamamen keser ya... İşte orada laktozu sıfırlanmış alternatifler devreye giriyor ki, fonksiyonel gastrointestinal bozukluk yaşayanlar protein kaynağında yetersiz kalmasın. Bazen de sadece "ya ben akşamları rahat uyumak istiyorum, karnım davul gibi olmasın" diyen düz insanızdır yani, illa kronik hasta olmaya gerek yok ki...
Kefir ya da fermante ürünler bazılarının damak tadına hiç uymayabiliyor, biliyoruz. Mayalanma sürecinde laktozu azalsa da o ekşi tat herkese hitap etmez neticede. Canınız şöyle köpüklü, güzel bir kahve çektiğinde ya da tatlı yaparken... Sindirim konforunu bozmadan o klasik süt lezzetini yakalamak isteyen herkes için raftaki en mantıklı seçeneklerden biridir bu.