Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Her sabah uyandığında midende o geçmek bilmeyen, seni hayattan soğutan şişkinlikle boğuşmaktan yorulmadın mı? Hani sanki akşam koca bir taş yutmuşsun gibi bir ağırlık olur ya çöker içine... İşte tam o noktada insan "Acaba yediğim ekmekte mi bir sıkıntı var?" demeye başlıyor. Vallahi billahi son yıllarda kime dokunsan bin ah işitiyorsun bu gluten mevzusundan, herkes bir şekilde hayatından çıkarmaya çalışıyor bu mereti ama dur bakalım, gerçekten senin de ihtiyacın var mı?
Çölyak dedikleri o amansız dertten muzdaripsen zaten senin için bu bir tercih değil, resmen ölüm kalım meselesi gibi bir şey. Vücudun o küçücük gluten proteinini gördüğü an adeta düşman askerine saldırır gibi kendi bağırsağına saldırıyor, orayı yakıp yıkıyor. Doktorların o incecik bağırsak duvarının dümdüz olduğunu söylediği anı bir düşün... Eğer öyle bir teşhisin varsa, o fırının önünden geçerken kokladığın o taze ekmek kokusu bile senin için gizli bir zehre dönüşebiliyor maalesef.
Ama işin garibi, bazen testler tertemiz çıkıyor, doktor "Bir şeyin yok" diyor ama sen yine de o makarnayı yiyince darmadağın oluyorsun. Gluten hassasiyeti dedikleri o sinsi şey tam olarak bu işte, testlerde adı sanı çıkmaz ama hayatı burnundan getirir insanın. Kendini bildin bileli geçmeyen o kronik yorgunluk, beyninin içindeki o gitmeyen sis bulutu, sürekli bir şeyleri unutma hali... Belki de hepsi o severek yediğin hamur işlerinin sana arkadan çevirdiği işlerdir, kim bilir?
Bir ara herkes moda diye başladı bu işe, hani şu zayıflamak için her şeyi bırakan tayfa var ya, hah işte onlar. Abi yemin ediyorum sırf popüler oldu diye marketteki o pahalı, tadı samana benzeyen glutensiz bisküvilere tonla para dökenleri gördükçe içim acıyor. Zayıflayacağım derken o paketli glutensiz ürünlerin içindeki tonla nişastayı, şekeri vücuduna depolayan o kadar çok insan var ki... Eğer sırf trend diye bu yola gireceksen, yol yakınken dön, git adamakıllı bir tas çorbanı iç, kendine yazık etme.
Aslında biliyor musun, bazen sadece birkaç hafta denemekten hiçbir zarar gelmez, hatta belki de hayatının dönüm noktası olur. Vücudunu en iyi sen tanırsın, o yüzden bir bak bakalım iki hafta boyunca o börekleri, çörekleri hayatından çıkardığında içinde ne değişiyor? Eğer o uykudan uyanamadığın sabahlar yerini daha enerjik bir güne bırakıyorsa, o mide ağrıların bıçak gibi kesiliyorsa... Demek ki senin vücudun sana sessiz sedasız bir çığlık atıyormuş da kulak asmıyormuşsun bunca zaman.
Yani uzun lafın kısası, bu gluten hikayesi herkesin harcı değil ama bazılarımızın da tek kurtuluş reçetesi. Kimsenin ne dediğine bakma, sosyal medyadaki o guruları falan da boş ver, kendi bedeninin sesini dinle sadece. O zaten sana neyin iyi gelip neyin dokunduğunu o kadar güzel fısıldıyor ki, yeter ki duymak iste...
Çölyak dedikleri o amansız dertten muzdaripsen zaten senin için bu bir tercih değil, resmen ölüm kalım meselesi gibi bir şey. Vücudun o küçücük gluten proteinini gördüğü an adeta düşman askerine saldırır gibi kendi bağırsağına saldırıyor, orayı yakıp yıkıyor. Doktorların o incecik bağırsak duvarının dümdüz olduğunu söylediği anı bir düşün... Eğer öyle bir teşhisin varsa, o fırının önünden geçerken kokladığın o taze ekmek kokusu bile senin için gizli bir zehre dönüşebiliyor maalesef.
Ama işin garibi, bazen testler tertemiz çıkıyor, doktor "Bir şeyin yok" diyor ama sen yine de o makarnayı yiyince darmadağın oluyorsun. Gluten hassasiyeti dedikleri o sinsi şey tam olarak bu işte, testlerde adı sanı çıkmaz ama hayatı burnundan getirir insanın. Kendini bildin bileli geçmeyen o kronik yorgunluk, beyninin içindeki o gitmeyen sis bulutu, sürekli bir şeyleri unutma hali... Belki de hepsi o severek yediğin hamur işlerinin sana arkadan çevirdiği işlerdir, kim bilir?
Bir ara herkes moda diye başladı bu işe, hani şu zayıflamak için her şeyi bırakan tayfa var ya, hah işte onlar. Abi yemin ediyorum sırf popüler oldu diye marketteki o pahalı, tadı samana benzeyen glutensiz bisküvilere tonla para dökenleri gördükçe içim acıyor. Zayıflayacağım derken o paketli glutensiz ürünlerin içindeki tonla nişastayı, şekeri vücuduna depolayan o kadar çok insan var ki... Eğer sırf trend diye bu yola gireceksen, yol yakınken dön, git adamakıllı bir tas çorbanı iç, kendine yazık etme.
Aslında biliyor musun, bazen sadece birkaç hafta denemekten hiçbir zarar gelmez, hatta belki de hayatının dönüm noktası olur. Vücudunu en iyi sen tanırsın, o yüzden bir bak bakalım iki hafta boyunca o börekleri, çörekleri hayatından çıkardığında içinde ne değişiyor? Eğer o uykudan uyanamadığın sabahlar yerini daha enerjik bir güne bırakıyorsa, o mide ağrıların bıçak gibi kesiliyorsa... Demek ki senin vücudun sana sessiz sedasız bir çığlık atıyormuş da kulak asmıyormuşsun bunca zaman.
Yani uzun lafın kısası, bu gluten hikayesi herkesin harcı değil ama bazılarımızın da tek kurtuluş reçetesi. Kimsenin ne dediğine bakma, sosyal medyadaki o guruları falan da boş ver, kendi bedeninin sesini dinle sadece. O zaten sana neyin iyi gelip neyin dokunduğunu o kadar güzel fısıldıyor ki, yeter ki duymak iste...