Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Midemiz durup dururken neden o eski tahtını sallayıp her şeyi dışarı atar ki abi ya, vallahi billahi bazen insanın aklı alıyor.
Vücut dediğin mekanizma aslında o kadar kusursuz bir alarm sistemine sahip ki, tehlikeli bir şey sezdiği an hemen şalteri indiriveriyor.
Beyindeki o kusma merkezi dediğimiz nokta kimyasal bir sinyal alınca, hadi bakalım temizlik vakti diyor resmen, başka açıklaması yok çünkü.
Yediğin bozuk bir peynir ya da o bayat balık midene iner inmez sinir uçları alarm z çalmaya başlıyor, yani tam bir kaos ortamı.
Toksinler kana karışmasın diye o kaslar kasıldıkça kasılıyor, diyafram aşağı basıyor, mide yukarı itiliyor ve hoop her şey dışarı çıkıyor...
Yani aslında kusma olayı bir hastalık değil, vücudun kendi kendini koruma, o zehri oradan defetme çabasından başka bir şey değilmiş meğer.
Bazen kafayı sallayan o amansız vertigo krizleri ya da taşıta bindiğinde başının dönmesi bile kulağın içindeki dengeyi bozup bu mekanizmayı tetikler.
Aslında bakarsan mide dediğin organ da epey dertli, her sıkıntıyı, her stresi içine ata ata bir gün geliyor patlıyor işte.
Vallahi billahi psikolojik baskılar bile bazen o bulantıyı körüklüyor, insan durduk yere kendini banyoda bulabiliyor, hayatın garip bir cilvesi ya bu.
Geçmeyen bir bulantı ve sürekli kusma hali varsa ortada başka bir iş var demektir, belki de apandisit ya da başka bir alarm veriyordur beden.
Doktorlar buna gastroenterit ya da zehirlenme der geçer ama o an yaşayan için dünya durmuştur sanki, dakikalar saat gibi geçer da.
Su kaybı en büyük tehlike o esnada, elektrolit dengesi altüst oluyor, tuz gidiyor, potasyum gidiyor, vücut kurak bir çöle dönüyor birdenbire.
Bazen de yavaş yavaş, sindire sindire su içmek gerekiyor ki mide yeniden o şoku yaşayıp tekrar başa dönmesin, sabırlı olmak lazım biraz.
Geçer elbet, bu da geçer diyoruz ya hep, mide de o sarsıntılı fırtınayı atlattıktan sonra kendi sakin limanına geri dönüyor sonunda.
Vücut dediğin mekanizma aslında o kadar kusursuz bir alarm sistemine sahip ki, tehlikeli bir şey sezdiği an hemen şalteri indiriveriyor.
Beyindeki o kusma merkezi dediğimiz nokta kimyasal bir sinyal alınca, hadi bakalım temizlik vakti diyor resmen, başka açıklaması yok çünkü.
Yediğin bozuk bir peynir ya da o bayat balık midene iner inmez sinir uçları alarm z çalmaya başlıyor, yani tam bir kaos ortamı.
Toksinler kana karışmasın diye o kaslar kasıldıkça kasılıyor, diyafram aşağı basıyor, mide yukarı itiliyor ve hoop her şey dışarı çıkıyor...
Yani aslında kusma olayı bir hastalık değil, vücudun kendi kendini koruma, o zehri oradan defetme çabasından başka bir şey değilmiş meğer.
Bazen kafayı sallayan o amansız vertigo krizleri ya da taşıta bindiğinde başının dönmesi bile kulağın içindeki dengeyi bozup bu mekanizmayı tetikler.
Aslında bakarsan mide dediğin organ da epey dertli, her sıkıntıyı, her stresi içine ata ata bir gün geliyor patlıyor işte.
Vallahi billahi psikolojik baskılar bile bazen o bulantıyı körüklüyor, insan durduk yere kendini banyoda bulabiliyor, hayatın garip bir cilvesi ya bu.
Geçmeyen bir bulantı ve sürekli kusma hali varsa ortada başka bir iş var demektir, belki de apandisit ya da başka bir alarm veriyordur beden.
Doktorlar buna gastroenterit ya da zehirlenme der geçer ama o an yaşayan için dünya durmuştur sanki, dakikalar saat gibi geçer da.
Su kaybı en büyük tehlike o esnada, elektrolit dengesi altüst oluyor, tuz gidiyor, potasyum gidiyor, vücut kurak bir çöle dönüyor birdenbire.
Bazen de yavaş yavaş, sindire sindire su içmek gerekiyor ki mide yeniden o şoku yaşayıp tekrar başa dönmesin, sabırlı olmak lazım biraz.
Geçer elbet, bu da geçer diyoruz ya hep, mide de o sarsıntılı fırtınayı atlattıktan sonra kendi sakin limanına geri dönüyor sonunda.