Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Şöyle bi oturduğumda, kaç kişinin gecenin üçünde o tuvaletten tuvalete perişan halde koşturduğunu bi ben bilirim bi de omuzlarında bu yükü taşıyanlar... Abi ya, insan başına gelmeyince anlamıyor tabii, hani dışarıdan bakınca gayet sağlam görünüyorsun ama içeride adeta sinsi bir yangın var; ne oturduğun yer rahat veriyor sana ne de adım attığın sokak.
Kasıklarında bitmek bilmeyen o donuk sızı, sanki içeride betonlaşmış gibi bir ağırlık hissi... Vallahi billahi adamı hayattan soğutmaya yetiyor da artıyor bile.
İşin aslı, bu mesele öyle pat diye ortaya çıkan cinsten de değil; uzun süredir sinsice biriken, bazen stresin bazen de ufak üşütmelerin tetiklediği kronik bir durum bu.
Acaba diyorum, modern hayatın koşturmacası mı bizi bu hale getiriyor, yoksa oturduğumuz o soğuk sandalyelerin faturasını çok mu ağır ödüyoruz?
Yani işin özü, mesane çevresindeki o minik bezin iltihaplanıp başını alıp gitmesi mevzusu; ama öyle antibiyotikle üç günde geçecek türden değil hani... Kimi zaman antibiyotik kürleri fayda etmiyor, doktor "kronikleşmiş artık" deyince insanın dünyası kararıyor adeta, bütün o uzun tıbbi terimler bir kulaktan girip ötekinden çıkıyor çünkü canın yanıyor bi kere.
Sürekli tuvalete gitme isteği ama gidince de rahatlayamama hissi... İnsanı deli eden nokta tam olarak bu zaten, yarım kalmışlık hissi gibi bi şey.
Hal böyle olunca insan ister istemez internette sabahlara kadar çare arıyor, forumlarda başkalarının yazdıklarını okuyup "acaba yalnız mıyım" diye kendi kendine mırıldanıyor; oysa yalnız falan değilsin abi, binlerce insan aynı dertten muzdarip bu ülkede.
Stresli bir günün ardından o sancının birden bire şiddetlenmesi hiç de tesadüf değil tabii ki, beden resmen "dur artık" diye bas bas bağırıyor.
Bitki çayları mı dersin, sıcak su oturma banyoları mı, yoksa yaşam tarzını kökten değiştirmek mi... Her kafadan bir ses çıkıyor ama en iyisi kendi bedenini dinlemek, çünkü herkesin hikayesi kendine has.
Doktor kontrolünü elden bırakmamak lazım tabii, hani körü körüne kulaktan duyma işlere kalkışmamalı; ama doktorun verdiği ilaçlar kadar ruhunu ferah tutmanın da bu illette büyük payı var, bunu çok net anladım.
Geçer mi peki bu bela tamamen?
Valla bazen uzun süre hiç sesini çıkarmadan usul usul oturuyor köşesinde, sonra en zayıf anında yine nüksediyor; işte o yüzden bu süreçle dost olmayı, onunla yaşamayı öğrenmek gerekiyor biraz da.
Kasıklarında bitmek bilmeyen o donuk sızı, sanki içeride betonlaşmış gibi bir ağırlık hissi... Vallahi billahi adamı hayattan soğutmaya yetiyor da artıyor bile.
İşin aslı, bu mesele öyle pat diye ortaya çıkan cinsten de değil; uzun süredir sinsice biriken, bazen stresin bazen de ufak üşütmelerin tetiklediği kronik bir durum bu.
Acaba diyorum, modern hayatın koşturmacası mı bizi bu hale getiriyor, yoksa oturduğumuz o soğuk sandalyelerin faturasını çok mu ağır ödüyoruz?
Yani işin özü, mesane çevresindeki o minik bezin iltihaplanıp başını alıp gitmesi mevzusu; ama öyle antibiyotikle üç günde geçecek türden değil hani... Kimi zaman antibiyotik kürleri fayda etmiyor, doktor "kronikleşmiş artık" deyince insanın dünyası kararıyor adeta, bütün o uzun tıbbi terimler bir kulaktan girip ötekinden çıkıyor çünkü canın yanıyor bi kere.
Sürekli tuvalete gitme isteği ama gidince de rahatlayamama hissi... İnsanı deli eden nokta tam olarak bu zaten, yarım kalmışlık hissi gibi bi şey.
Hal böyle olunca insan ister istemez internette sabahlara kadar çare arıyor, forumlarda başkalarının yazdıklarını okuyup "acaba yalnız mıyım" diye kendi kendine mırıldanıyor; oysa yalnız falan değilsin abi, binlerce insan aynı dertten muzdarip bu ülkede.
Stresli bir günün ardından o sancının birden bire şiddetlenmesi hiç de tesadüf değil tabii ki, beden resmen "dur artık" diye bas bas bağırıyor.
Bitki çayları mı dersin, sıcak su oturma banyoları mı, yoksa yaşam tarzını kökten değiştirmek mi... Her kafadan bir ses çıkıyor ama en iyisi kendi bedenini dinlemek, çünkü herkesin hikayesi kendine has.
Doktor kontrolünü elden bırakmamak lazım tabii, hani körü körüne kulaktan duyma işlere kalkışmamalı; ama doktorun verdiği ilaçlar kadar ruhunu ferah tutmanın da bu illette büyük payı var, bunu çok net anladım.
Geçer mi peki bu bela tamamen?
Valla bazen uzun süre hiç sesini çıkarmadan usul usul oturuyor köşesinde, sonra en zayıf anında yine nüksediyor; işte o yüzden bu süreçle dost olmayı, onunla yaşamayı öğrenmek gerekiyor biraz da.