Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Gecenin bir yarısı ansızın uykudan uyanıp o soğuk fayanslara basmak... İdrar torbanız sanki patlayacakmış gibi bir hisle uyanırsınız ama lavaboya ulaştığınızda sadece birkaç damla acı süzülür. İnsanın canını en çok sıkan şey de bu belirsizlik galiba, insanı yavaş yavaş tüketen o sinsi sızı.
Kasıkların alt tarafında, tam olarak neresi olduğunu bile tarif edemediğiniz derin bir huzursuzluk yerleşir yerleşmez hayat kaliteniz altüst oluyor. Vallahi billahi bazen insan nereye oturacağını, gövdesini nasıl konumlandıracağını şaşırıyor. Sanki orada, leğen kemiğinin derinliklerinde sürekli yanan ufak bir kor ateş var.
Disüri diyor tıp dünyası buna, yani o idrar yaparken hissedilen can yakıcı yanma hissi. Sıradan bir idrar yolu enfeksiyonu sanıp geçiştiriyoruz başta ama günler geçtikçe geçmeyen, aksine her tuvalete gidişte kendini hatırlatan bir azap bu.
Bacak aranızda ağır bir taş taşıyormuş gibi hissettiğiniz oldu mu hiç? Apış arasında, o perine bölgesinde öyle bir ağırlık, öyle garip bir doluluk hissi peydahlanıyor ki yürürken bile adımlarınızı kollamak zorunda kalıyorsunuz.
Peki ya o belden aşağıya, uyluklara doğru yayılan o tuhaf ağrılara ne demeli? Sırtınız ağrıyor sanırsınız, bacaklarınız yoruldu zannedersiniz ama asıl fail çok daha derinde, prostat bezinin o şişkin ve ödemli halinde gizlidir...
Bazen de tam tersi olur, ateşiniz aniden yükselir ve kendinizi titrerken bulursunuz. Akut bakteriyel tipinde öyle bir halsizlik çöker ki üstünüze, parmağınızı kıpırdatacak dermanınız kalmaz. Bildiğin ağır grip geçiriyor gibi yatağa serer adamı ya, şaka gibi.
Cinsel hayatın o en mahrem anlarında, boşalırken ya da sonrasında hissedilen o ani saplanma... İnsanı hayattan soğutur, partnerinden uzaklaştırır, kendi bedenine küstürür. En çok da bu sessizce çekilen acı koyar insana.
Günde yirmi kere tuvalete gitme ihtiyacı hissetmek ama her seferinde o tatminsizlikle geri dönmek nasıl bir sınavdır bilir misiniz? Git gel, git gel... Bir süre sonra hayatınız lavabonun etrafında dönen küçük bir yörüngeye sıkışıp kalıyor.
Doktora gitmekten çekinmeyin abi ya, bu işin şakası ya da utanması gerçekten yok. Erken fark edilen akut bir prostatiti antibiyotiklerle hızlıca çözmek varken, aylarca sürecek o kronik sancıyı çekmeye değer mi hiç?
Zor bir süreç, kabul ediyorum; insanı psikolojik olarak da yıpratıyor, içten içe kemiriyor... Ama unutmayın ki bu hissettiğiniz çaresizlik baki değil, doğru bir tedaviyle o eski hafif günlerinize dönmek kesinlikle mümkün.
Kasıkların alt tarafında, tam olarak neresi olduğunu bile tarif edemediğiniz derin bir huzursuzluk yerleşir yerleşmez hayat kaliteniz altüst oluyor. Vallahi billahi bazen insan nereye oturacağını, gövdesini nasıl konumlandıracağını şaşırıyor. Sanki orada, leğen kemiğinin derinliklerinde sürekli yanan ufak bir kor ateş var.
Disüri diyor tıp dünyası buna, yani o idrar yaparken hissedilen can yakıcı yanma hissi. Sıradan bir idrar yolu enfeksiyonu sanıp geçiştiriyoruz başta ama günler geçtikçe geçmeyen, aksine her tuvalete gidişte kendini hatırlatan bir azap bu.
Bacak aranızda ağır bir taş taşıyormuş gibi hissettiğiniz oldu mu hiç? Apış arasında, o perine bölgesinde öyle bir ağırlık, öyle garip bir doluluk hissi peydahlanıyor ki yürürken bile adımlarınızı kollamak zorunda kalıyorsunuz.
Peki ya o belden aşağıya, uyluklara doğru yayılan o tuhaf ağrılara ne demeli? Sırtınız ağrıyor sanırsınız, bacaklarınız yoruldu zannedersiniz ama asıl fail çok daha derinde, prostat bezinin o şişkin ve ödemli halinde gizlidir...
Bazen de tam tersi olur, ateşiniz aniden yükselir ve kendinizi titrerken bulursunuz. Akut bakteriyel tipinde öyle bir halsizlik çöker ki üstünüze, parmağınızı kıpırdatacak dermanınız kalmaz. Bildiğin ağır grip geçiriyor gibi yatağa serer adamı ya, şaka gibi.
Cinsel hayatın o en mahrem anlarında, boşalırken ya da sonrasında hissedilen o ani saplanma... İnsanı hayattan soğutur, partnerinden uzaklaştırır, kendi bedenine küstürür. En çok da bu sessizce çekilen acı koyar insana.
Günde yirmi kere tuvalete gitme ihtiyacı hissetmek ama her seferinde o tatminsizlikle geri dönmek nasıl bir sınavdır bilir misiniz? Git gel, git gel... Bir süre sonra hayatınız lavabonun etrafında dönen küçük bir yörüngeye sıkışıp kalıyor.
Doktora gitmekten çekinmeyin abi ya, bu işin şakası ya da utanması gerçekten yok. Erken fark edilen akut bir prostatiti antibiyotiklerle hızlıca çözmek varken, aylarca sürecek o kronik sancıyı çekmeye değer mi hiç?
Zor bir süreç, kabul ediyorum; insanı psikolojik olarak da yıpratıyor, içten içe kemiriyor... Ama unutmayın ki bu hissettiğiniz çaresizlik baki değil, doğru bir tedaviyle o eski hafif günlerinize dönmek kesinlikle mümkün.