Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah aç karnına verilen o sarı kapaklı tüpler, laboratuvardan gelen o sevimsiz e-posta ve karşınızda duran, sınırları zorlamış bir sayı... Kolesterolünüz yüksek çıkmış, doktor da masaya o beyaz reçeteyi koyuvermiş işte.
İçinizdeki o ses hemen feryadı basıyor tabii; abi ben daha çok gencim, şimdi ömür boyu bu kimyasala mahkûm mu olacağım yani? Haklısınız vallahi, insan o küçük hap kutusuna bakınca sanki özgürlüğünden bir parça eksilecekmiş gibi hissediyor.
Karaciğerimiz geceleri biz uyurken harıl harıl çalışan bir fabrika gibi aslında, vücudun ihtiyacı olan o yağı kendi kendine üretiyor zaten. Dışarıdan yediğimiz o güzelim tereyağları, çıtır mantılar, sıcak pideler ise işin sadece tuzu biberi...
O damarların içini esnek bir bahçe hortumu gibi düşünün bir an, hani zamanla içi kireç tutar ya, işte kolesterol de öyle sinsice birikiveriyor. Ama durup dururken de olmuyor bu iş; sigara varsa, stres tavan yapmışsa, hareket derseniz hak getire...
Doktor ilaç dediyse hemen düşman kesilmemek lazım, bazen o küçük haplar damarın içindeki o tehlikeli plağı bir beton gibi sabitlemek için tek çare olabiliyor. Yani sadece rakamı düşürmek değil dert, oradaki o saatli bombanın patlamasını engellemek...
Peki ya sadece beslenmeyi değiştirsek, her sabah o buruk zeytinyağını içsek, akşamları sahilde deliler gibi yürüsek kurtaramaz mıyız paçayı? Vallahi billahi bazen yetmiyor işte, genetik denen o görünmez el araya girince ne yapsanız o sayılar aşağı inmiyor.
Vücudunuzu en iyi siz tanırsınız, o yüzden doktorla pazarlık masasına oturmaktan hiç çekinmeyin, sorun bakalım risk haritanızda gerçekten ne yazıyor... Yaşınız kaç, ailenizde erken yaşta kalp krizi geçiren var mı, tansiyon ne alemde...
Yan etkilerden korkmak son derece insani bir duygu, o internetteki forumlarda yazan kas ağrıları, halsizlik hikayeleri insanın uykusunu kaçırıyor. Ama unutmayın ki tıp dünyası da yerinde saymıyor, doz ayarlanır, ilaç değişir, bir orta yol mutlaka bulunur.
Bu ilaç meselesi bir ceza değil, gelecekteki kendinize vereceğiniz küçük, sessiz bir güvence, bir tür hayat sigortası belki de... Önemli olan o hapı yutarken mutsuz olmak değil, onunla birlikte yaşam tarzını da baştan aşağı tazeleyebilmek.
İçinizdeki o ses hemen feryadı basıyor tabii; abi ben daha çok gencim, şimdi ömür boyu bu kimyasala mahkûm mu olacağım yani? Haklısınız vallahi, insan o küçük hap kutusuna bakınca sanki özgürlüğünden bir parça eksilecekmiş gibi hissediyor.
Karaciğerimiz geceleri biz uyurken harıl harıl çalışan bir fabrika gibi aslında, vücudun ihtiyacı olan o yağı kendi kendine üretiyor zaten. Dışarıdan yediğimiz o güzelim tereyağları, çıtır mantılar, sıcak pideler ise işin sadece tuzu biberi...
O damarların içini esnek bir bahçe hortumu gibi düşünün bir an, hani zamanla içi kireç tutar ya, işte kolesterol de öyle sinsice birikiveriyor. Ama durup dururken de olmuyor bu iş; sigara varsa, stres tavan yapmışsa, hareket derseniz hak getire...
Doktor ilaç dediyse hemen düşman kesilmemek lazım, bazen o küçük haplar damarın içindeki o tehlikeli plağı bir beton gibi sabitlemek için tek çare olabiliyor. Yani sadece rakamı düşürmek değil dert, oradaki o saatli bombanın patlamasını engellemek...
Peki ya sadece beslenmeyi değiştirsek, her sabah o buruk zeytinyağını içsek, akşamları sahilde deliler gibi yürüsek kurtaramaz mıyız paçayı? Vallahi billahi bazen yetmiyor işte, genetik denen o görünmez el araya girince ne yapsanız o sayılar aşağı inmiyor.
Vücudunuzu en iyi siz tanırsınız, o yüzden doktorla pazarlık masasına oturmaktan hiç çekinmeyin, sorun bakalım risk haritanızda gerçekten ne yazıyor... Yaşınız kaç, ailenizde erken yaşta kalp krizi geçiren var mı, tansiyon ne alemde...
Yan etkilerden korkmak son derece insani bir duygu, o internetteki forumlarda yazan kas ağrıları, halsizlik hikayeleri insanın uykusunu kaçırıyor. Ama unutmayın ki tıp dünyası da yerinde saymıyor, doz ayarlanır, ilaç değişir, bir orta yol mutlaka bulunur.
Bu ilaç meselesi bir ceza değil, gelecekteki kendinize vereceğiniz küçük, sessiz bir güvence, bir tür hayat sigortası belki de... Önemli olan o hapı yutarken mutsuz olmak değil, onunla birlikte yaşam tarzını da baştan aşağı tazeleyebilmek.