Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Ameliyat bitti, eve dönüldü ama o ilk iki gün... İnsan gerçekten ne yapacağını şaşırıyor bazen, "acaba ne zaman geçecek bu ağrı" diye odanın içinde dolanıp dururken buluyor kendini. Doktorun verdiği ağrı kesicileri saatini hiç aksatmadan almak o yüzden hayati bir mesele haline geliyor. Ağrının sızlamaya başlamasını beklemeden, ilaç vaktini kaçırmadan içmek lazım ki o sert sancı dalgası hiç gelmesin. Yoksa insan dikişlerin sızısından nereye oturacağını, nasıl yatacağını bilemiyor vallahi.
Sıcak su banyoları var ya, hani şu leğene oturup yapılan... İşte o uygulama resmen insanın ömrünü uzatıyor o sancılı günlerde. Küveti veya geniş bir leğeni ılık suyla doldurup günde üç dört defa şöyle bir On beş-yirmı dakika oturmak, oradaki kasların gevşemesini öyle güzel sağlıyor ki. Su rahatlatıyor, bölgedeki kan dolaşımını hızlandırıp dokuların daha çabuk toparlanmasına yardım ediyor. Gün içinde birkaç kez o suya girip çıkmak insanı ruhen de yatıştırıyor hani, bir nevi sığınak gibi geliyor.
Peki ya ilk tuvalet ihtiyacı geldiğinde ne olacak? İnsan ister istemez bir korkuyor, tırsıyor yani, yalan yok... Zaten işin en hassas, en tedirgin edici noktası da tam olarak burası. Asla ama asla ıkınmamak gerekiyor işte, o bölgeye güç uygulamak dikişleri zorlamaktan başka hiçbir işe yaramaz. Gelmiyorsa zorlamayacaksın abi, kalkıp biraz evde yürüyeceksin, beden kendine gelsin diye bekleyeceksin. Kendini zorlamak iyileşme sürecini uzatmaktan başka bir şey yapmıyor çünkü.
Beslenme düzenini baştan aşağı değiştirmek şart bu dönemde. Lifli gıdalar, bol bol sebze yemeği, zeytinyağlılar, kayısı kompostoları... Ne varsa tabağa doldurmak lazım ki dışkı yumuşacık olsun, geçerken orayı tahriş etmesin. Bol su içmeyi zaten söylemeye bile gerek yok, günde en az iki buçuk üç litre suyu bünyeye doldurmak şart. Suyunu az içtin mi o dışkı sertleşir, sonra uğraş dur... Sıvı alımını yüksek tutmak, bağırsakların tıkır tıkır çalışması için en temel kural.
Temizlik meselesine gelince, orada kullanılan malzeme her şeyden önemli. Normal kuru tuvalet kağıtlarını bir kenara bırakmak gerekiyor bir kere, onlar zımpara gibi gelir adama o durumdayken. Ilık suyla nazikçe yıkadıktan sonra yumuşak bir havluyla pıt pıt yaparak kurulamak en doğrusu. Hatta bazen fön makinesinin soğuk ayarıyla orayı kurutmayı öneriyor uzmanlar, nemli kalmasın ki mikrop kapmasın... Bölgenin kuru ve temiz kalması enfeksiyon riskini tamamen sıfırlamak için birebir.
Hemen ertesi gün ayağa kalkıp koşturacağını sanıyor insan bazen ama yok öyle bir şey. Vücut bağırıyor "bana biraz zaman ver" diye. Ağır kaldırmak, uzun süre ayakta dikilmek ya da sert bir sandalyede saatlerce oturmak yapılan en büyük hatalardan. Şöyle rahat bir kanepede yan yatmak, dinlenmek, vücuda o tamir sürecini tanımak lazım. Zaten birkaç hafta geçip de o eski konforlu günlere dönünce, insan "iyi ki sabretmişim" diyor...
Sıcak su banyoları var ya, hani şu leğene oturup yapılan... İşte o uygulama resmen insanın ömrünü uzatıyor o sancılı günlerde. Küveti veya geniş bir leğeni ılık suyla doldurup günde üç dört defa şöyle bir On beş-yirmı dakika oturmak, oradaki kasların gevşemesini öyle güzel sağlıyor ki. Su rahatlatıyor, bölgedeki kan dolaşımını hızlandırıp dokuların daha çabuk toparlanmasına yardım ediyor. Gün içinde birkaç kez o suya girip çıkmak insanı ruhen de yatıştırıyor hani, bir nevi sığınak gibi geliyor.
Peki ya ilk tuvalet ihtiyacı geldiğinde ne olacak? İnsan ister istemez bir korkuyor, tırsıyor yani, yalan yok... Zaten işin en hassas, en tedirgin edici noktası da tam olarak burası. Asla ama asla ıkınmamak gerekiyor işte, o bölgeye güç uygulamak dikişleri zorlamaktan başka hiçbir işe yaramaz. Gelmiyorsa zorlamayacaksın abi, kalkıp biraz evde yürüyeceksin, beden kendine gelsin diye bekleyeceksin. Kendini zorlamak iyileşme sürecini uzatmaktan başka bir şey yapmıyor çünkü.
Beslenme düzenini baştan aşağı değiştirmek şart bu dönemde. Lifli gıdalar, bol bol sebze yemeği, zeytinyağlılar, kayısı kompostoları... Ne varsa tabağa doldurmak lazım ki dışkı yumuşacık olsun, geçerken orayı tahriş etmesin. Bol su içmeyi zaten söylemeye bile gerek yok, günde en az iki buçuk üç litre suyu bünyeye doldurmak şart. Suyunu az içtin mi o dışkı sertleşir, sonra uğraş dur... Sıvı alımını yüksek tutmak, bağırsakların tıkır tıkır çalışması için en temel kural.
Temizlik meselesine gelince, orada kullanılan malzeme her şeyden önemli. Normal kuru tuvalet kağıtlarını bir kenara bırakmak gerekiyor bir kere, onlar zımpara gibi gelir adama o durumdayken. Ilık suyla nazikçe yıkadıktan sonra yumuşak bir havluyla pıt pıt yaparak kurulamak en doğrusu. Hatta bazen fön makinesinin soğuk ayarıyla orayı kurutmayı öneriyor uzmanlar, nemli kalmasın ki mikrop kapmasın... Bölgenin kuru ve temiz kalması enfeksiyon riskini tamamen sıfırlamak için birebir.
Hemen ertesi gün ayağa kalkıp koşturacağını sanıyor insan bazen ama yok öyle bir şey. Vücut bağırıyor "bana biraz zaman ver" diye. Ağır kaldırmak, uzun süre ayakta dikilmek ya da sert bir sandalyede saatlerce oturmak yapılan en büyük hatalardan. Şöyle rahat bir kanepede yan yatmak, dinlenmek, vücuda o tamir sürecini tanımak lazım. Zaten birkaç hafta geçip de o eski konforlu günlere dönünce, insan "iyi ki sabretmişim" diyor...