Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Vücut daha ilk günden itibaren içeride hummalı bir çalışmaya girişiyor aslında. Biz fark etmiyoruz ama o hormonlar bir anda tavan yapınca insan kendini sebepsiz yere aşırı yorgun hissedebiliyor. Sabah yataktan kalkmak her zamankinden zor geliyorsa, gün ortasında göz kapaklarınız ağırlaşıyorsa şüphelenmekte haklısınız diyebilirim. Hani böyle üzerinizden tır geçmiş gibi bir his olur ya...
Göğüslerdeki o ani hassasiyet ve dolgunluk hissi de genellikle ilk alarm zillerinden biridir. Dokunmayı geçtim, kıyafetin sürtünmesi bile insanı canından bezdirebilir bazen. Vücut kendini geleceğe hazırlıyor, süt kanalları genişliyor ne de olsa. Yani ayna karşısına geçip "Ya benim göğüslerim mi büyüdü ne?" diyorsanız, hisleriniz sizi yanıltmıyor olabilir.
Mide bulantısı deyip geçmemek lazım, bu işin şakası yok vallahi. Sadece sabahları olur sanıyoruz ama günün herhangi bir saatinde, durup dururken gelen o nahoş dalga insanı perişan etmeye yeter. En sevdiğiniz yemeğin kokusu bile bir anda dünyanın en berbat şeyi gibi gelebilir gözünüze. Burnunuz adeta bir tazı gibi her kokuyu almaya başladıysa, o meşhur hormonlar iş başındadır.
Regl gecikmesi zaten bu sürecin en klasik, en bilinen ve aslında en net habercisidir. Takvim tıkır tıkır işlerken bir anda o beklenen günün geçmesi... Tabii her gecikme hamilelik demek değildir, stres olur, mevsim değişir ama yine de insan bir işkillenir. Eğer düzenli bir döngünüz varsa ve o gün geçtiyse, eczanenin yolunu tutma vakti gelmiş demektir.
Sık sık tuvalete taşınma mevzusu da tam olarak bu dönemde baş gösterir. Daha ortada bebek falan yokken, rahim henüz büyümemişken neden bu kadar çok çişimiz gelir ki? Vücuttaki kan hacmi hızla arttığı için böbrekler harıl harıl çalışıyor abi, olay tamamen bundan ibaret. Gece uykudan uyanıp uyanıp banyoya koşuyorsanız sebebi muhtemelen içerideki o tatlı telaştır.
Ağızda kalan o garip, paslı demir tadını tarif etmek gerçekten çok zor. Yemek yiyorsunuz geçmiyor, su içiyorsunuz gitmiyor, sanki sabahtan akşama kadar madeni para çiğnemişsiniz gibi bir his... Erken dönemde pek çok kadının "Ağzımın tadı hiç yok" diye şikayet etmesinin arkasında yine o meşhur hormonal değişimler yatıyor.
Kasık sızlamaları ve adet sancısına benzeyen o hafif kramplar insanı her an regl olacakmış gibi yanıltabilir. "Tamam, kesin bugün hastalanıyorum" dersiniz ama o beklenen adet bir türlü gelmez. Embriyo rahim duvarına yerleşmeye çalışırken orada tatlı bir humma yaşanır ve bu da hafif sızılar olarak bize geri döner.
Duygusal dalgalanmalar ise tam bir klasik, burası kesin. Beş dakika önce kahkahalarla gülerken, televizyondaki uyduruk bir reklama bakıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamak... Eşinize durup dururken öfkelenip sonra "Ben neden böyle yaptım şimdi?" diye kendinizi yiyorsanız, hormonların oyuncağı olmuşsunuzdur bile.
Göğüslerdeki o ani hassasiyet ve dolgunluk hissi de genellikle ilk alarm zillerinden biridir. Dokunmayı geçtim, kıyafetin sürtünmesi bile insanı canından bezdirebilir bazen. Vücut kendini geleceğe hazırlıyor, süt kanalları genişliyor ne de olsa. Yani ayna karşısına geçip "Ya benim göğüslerim mi büyüdü ne?" diyorsanız, hisleriniz sizi yanıltmıyor olabilir.
Mide bulantısı deyip geçmemek lazım, bu işin şakası yok vallahi. Sadece sabahları olur sanıyoruz ama günün herhangi bir saatinde, durup dururken gelen o nahoş dalga insanı perişan etmeye yeter. En sevdiğiniz yemeğin kokusu bile bir anda dünyanın en berbat şeyi gibi gelebilir gözünüze. Burnunuz adeta bir tazı gibi her kokuyu almaya başladıysa, o meşhur hormonlar iş başındadır.
Regl gecikmesi zaten bu sürecin en klasik, en bilinen ve aslında en net habercisidir. Takvim tıkır tıkır işlerken bir anda o beklenen günün geçmesi... Tabii her gecikme hamilelik demek değildir, stres olur, mevsim değişir ama yine de insan bir işkillenir. Eğer düzenli bir döngünüz varsa ve o gün geçtiyse, eczanenin yolunu tutma vakti gelmiş demektir.
Sık sık tuvalete taşınma mevzusu da tam olarak bu dönemde baş gösterir. Daha ortada bebek falan yokken, rahim henüz büyümemişken neden bu kadar çok çişimiz gelir ki? Vücuttaki kan hacmi hızla arttığı için böbrekler harıl harıl çalışıyor abi, olay tamamen bundan ibaret. Gece uykudan uyanıp uyanıp banyoya koşuyorsanız sebebi muhtemelen içerideki o tatlı telaştır.
Ağızda kalan o garip, paslı demir tadını tarif etmek gerçekten çok zor. Yemek yiyorsunuz geçmiyor, su içiyorsunuz gitmiyor, sanki sabahtan akşama kadar madeni para çiğnemişsiniz gibi bir his... Erken dönemde pek çok kadının "Ağzımın tadı hiç yok" diye şikayet etmesinin arkasında yine o meşhur hormonal değişimler yatıyor.
Kasık sızlamaları ve adet sancısına benzeyen o hafif kramplar insanı her an regl olacakmış gibi yanıltabilir. "Tamam, kesin bugün hastalanıyorum" dersiniz ama o beklenen adet bir türlü gelmez. Embriyo rahim duvarına yerleşmeye çalışırken orada tatlı bir humma yaşanır ve bu da hafif sızılar olarak bize geri döner.
Duygusal dalgalanmalar ise tam bir klasik, burası kesin. Beş dakika önce kahkahalarla gülerken, televizyondaki uyduruk bir reklama bakıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamak... Eşinize durup dururken öfkelenip sonra "Ben neden böyle yaptım şimdi?" diye kendinizi yiyorsanız, hormonların oyuncağı olmuşsunuzdur bile.