Göz kaşıntısı neden olur?

Göz kaşıntısı neden olur?

Ceren Kalaycı

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
423
Tepkime puanı
0
Ceren Kalaycı
Sabahın ilk ışıkları odanın perdesini yırtarken, komodinin üzerindeki o eski ahşap saate uzandı eli; gözleri ise sanki kum taneleriyle doluydu, ovuşturdukça batan, battıkça yakan o tanıdık hisle uyanmıştı yine. İşte tam o an başlıyor o tatlı belanın kaşıntısı, insanı canından bezdiren, hafifçe dokunsan geçecekmiş gibi yapıp aslında yangını körükleyen o sinsi his... Hepimiz yaşamışızdır bunu, hani parmak uçlarınızla hafifçe bastırırsınız da geçici bir ferahlık gelir ya, yalan o, büyük bir illüzyon aslında. Bahar dalları tomurcuklanırken havaya saçılan o görünmez polenler var ya, vallahi billahi gözümüzün en büyük düşmanı onlar bu mevsimde. Toz toprak, rüzgarın taşıdığı minicik tanecikler derken göz kapağının altı adeta bir savaş alanına dönüyor adeta.

Güneş tepede parıldarken vapurun güvertesinde rüzgara karşı durmuş, denizin kokusunu içine çeken adamın birden gözlerini sımsıkı kapatıp başını öne eğmesi boşuna değil elbette. Havalandırma cihazlarının o kuru, nemsiz havası odanın içinde dönüp dururken, gözyaşımız sessiz sedasız buharlaşıp gidiyor da ruhumuz duymuyor. Kuruyor yani o güzelim canım tabaka, çöl sıcağında kalmış bir toprak parçası gibi çatlıyor adeta hücreler. Bilgisayar ekranına saatlerce gözünü kırpmadan bakan o genç yazılımcıyı düşünün; ekrana kilitlenmişken kaç kere kırpıyoruz ki gözümüzü, günde binlerce kez yapmamız gereken o doğal refleksi unutuyoruz resmen... Sonra gelsin kaşıntılar, gitsin kızarıklıklar.

Geçen gün kütüphanenin tozlu rafları arasında eski bir roman ararken birden hapşırmaya başlayan o kadının telaşı, aslında gözlerinin de aynı toz fırtınasından nasibini aldığının resmiydi. Evdeki o sevimli dostlarımızın dökülen tüyleri, halıların derinliklerine saklanmış görünmez akarlar, temizlik yaparken havaya karışan kimyasal kokular... Hepsi ama hepsi gözümüzün o şeffaf, narin koruyucu perdesini aşındırmak için sıraya girmiş birer düşman sanki. Bazen bir makyaj malzemesi, bazen yüzümüzü yıkadığımız o sert sabun bile bu kaşıntı zincirinin ilk halkası olabiliyor. Ne bileyim abi, bazen de sadece vücudun "bana biraz dikkat et" deme şeklidir bu belki de...

Yaz sıcağında havuzun o serin, masmavi suyuna kendini bırakan çocuğun akşam eve kıpkırmızı gözlerle dönmesi, klorun o keskin kokusunu gözlerinde taşımasındandır hep. Havuz suyu güzel, serinletici ama içindeki o dezenfektanlar gözün doğal koruyucu yağ tabakasını adeta silip süpürüyor, geride ise savunmasız bir hassasiyet bırakıyor. Temizleyelim derken kurutuyoruz, koruyalım derken tahriş ediyoruz bazen o güzel canım bakışları. Bir de üstüne ellerimizi yıkamadan gözümüze götürme alışkanlığımız yok mu, işte o an bütün mikroplara davetiye çıkarıyoruz kendi ellerimizle. Yapmayın gözünüzü seveyim, o parmaklar oraya gitmesin hiç.

Nenem hep derdi, gözün ağrısı kalbin sızısı gibidir, ihmale gelmez diye; haklıymış koca çınar, bazen basit bir kaşıntı sandığımız şey arkasında derin bir enfeksiyonu, gizli bir tansiyonu saklar durur. Bir doktora görünmek, o uzman elinin değmesi, "geçer" deyip geçiştirmemek o kadar elzem ki bu hayatta... Soğuk bir çay pansumanı belki o anlık ateşi alır, gözü biraz sakinleştirir, o tatlı sızıyı dindirir ama kökten çözüm müdür, asla değil. Kendinize bir iyilik yapın ve o gözleri bir bilene emanet edin, ne de olsa dünyaya açılan tek penceremiz onlar...
 
Geri