Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen hafta klinikte kahve içerken kırk yıllık dostum, jinekolog Ayşe’ye kulak misafiri oldum; kapıdan çıkan hastasının arkasından "Sakın ha, üç gün o su oraya değmeyecek!" diye tatlı sert bağırıyordu. İşin aslı, labioplasti ya da vajinoplasti fark etmez, operasyon masasında biten o hijyenik sterilizasyon süreci, eve adım attığınız anda yerini tam bir belirsizliğe bırakıyor. Ameliyattan çıktınız, ağrınız sızınız hafifledi, üzerinizdeki o hastane kokusunu atmak istiyorsunuz ama eliniz duş başlığına gitmeye korkuyor işte. Korkmakta haklısınız vallahi, çünkü dokuların birbirine kaynama evresinde suyun o mekanik etkisi ve nem dengesi her şeyi mahvedebilir. İlk 48 saat epitelizasyon dediğimiz o hücresel köprünün kurulması için kritik eşiktir, yani yara dudaklarının birbirine ilk yapışma anı... Bu süreçte bölgeyi tamamen kuru tutmak, enfeksiyon ajanlarının o taze dokuya sızmasını engellemek hayatidir, net.
Büyükannelerimizin lohusalık hikayelerini bilirsiniz, hani günlerce yıkanmazlar, ayaktan su dökünürler ya; işin tıbbi boyutu da genital bölge estetiğinde tam olarak bu mantığa çıkıyor aslında. İlk iki-üç günü atlattıktan sonra cerrahınız yeşil ışık yaktığında duş alabilirsiniz ama bu bildiğimiz keyif banyolarından olamaz, olmamalı. Ayakta, ılık suyla, yukarıdan aşağıya doğru süzülen hafif bir akıntı şeklinde... Küvete oturmak mı? Aman diyeyim, havuz, deniz, jakuzi zaten tam bir mikrop yuvası şu aşamada! Sıcak su bölgedeki ödemi ve vazodilatasyonu, yani damarların genişlemesini artırıp tıkır tıkır işleyen iyileşmeyi bir anda tersine çevirebilir, kanamayı tetikleyebilir. Hani derler ya, kaş yaparken göz çıkarmak diye, aynen öyle bir durum işte.
Bizim millet olarak temizlik anlayışımız liflemek, çitilemek ve bol köpükle ovmaktır ya, işte bu alışkanlığı kapının dışında bırakmanız gerekiyor bir süreliğine. Bölge temizliğinde sabun, jel, parfümlü duş jelleri veya o çok satan genital şampuanlar... Asla, kesinlikle dokundurulmamalı o dikişlere. O bölgenin kendine has bir mikroflorası, bir pH dengesi var zaten, bir de kimyasallarla orayı tahriş etmenin alemi yok abi ya. Sadece duru su, o da direkt dikişlerin üzerine tazyikle tutulmadan, yukarıdan süzülerek gelmeli. Hani bazen çok titizlenip temizleyelim derken daha çok zarar veririz ya kendimize, tam olarak o hatadan bahsediyorum.
Duştan çıktınız, asıl film şimdi başlıyor çünkü nem en büyük düşmanınız şu sıralar. Annemin eski bir lafı vardır, "Islak kalan yara tez azar" derdi, ne kadar doğru bir gözlem. Havluyla sertçe kurulanmak, o taze dikişleri çekiştirmek, oradaki hassas mukozayı zedelemek yapılacak en büyük hata olur. Onun yerine pamuklu, yumuşak bir havlu veya kağıt havluyla tampon hareketlerle, dokundur-çek yöntemiyle kurulamak gerekiyor. Hatta birçok hekim arkadaşım saç kurutma makinesinin en soğuk, en düşük ayarıyla uzaktan kurutmayı önerir ki bölgede zerre nem kalmasın. Nem demek, mantar enfeksiyonu demek; nem demek, dikişlerin gevşemesi ve açılması demek çünkü...
Operasyon sonrası ilk bir ay boyunca pamuklu, bol ve hava alan çamaşırlar giymek, o daracık kotları rafa kaldırmak da bu duş sonrası ritüelinin ayrılmaz bir parçası haline gelmeli. Vücudun kendini onarma hızına hayran kalmamak elde değil ama ona bu şansı tanımak, o bölgeyi nemsiz ve baskısız bırakmak tamamen sizin elinizde. Sonuçta aylarca planladığınız, belki de ciddi bütçeler ayırdığınız bir estetik operasyonun başarısı, duştan sonra gösterdiğiniz o beş dakikalık özene bağlı kalıyor. Kendinize iyi bakın, dikişlerinize daha da iyi bakın...
Büyükannelerimizin lohusalık hikayelerini bilirsiniz, hani günlerce yıkanmazlar, ayaktan su dökünürler ya; işin tıbbi boyutu da genital bölge estetiğinde tam olarak bu mantığa çıkıyor aslında. İlk iki-üç günü atlattıktan sonra cerrahınız yeşil ışık yaktığında duş alabilirsiniz ama bu bildiğimiz keyif banyolarından olamaz, olmamalı. Ayakta, ılık suyla, yukarıdan aşağıya doğru süzülen hafif bir akıntı şeklinde... Küvete oturmak mı? Aman diyeyim, havuz, deniz, jakuzi zaten tam bir mikrop yuvası şu aşamada! Sıcak su bölgedeki ödemi ve vazodilatasyonu, yani damarların genişlemesini artırıp tıkır tıkır işleyen iyileşmeyi bir anda tersine çevirebilir, kanamayı tetikleyebilir. Hani derler ya, kaş yaparken göz çıkarmak diye, aynen öyle bir durum işte.
Bizim millet olarak temizlik anlayışımız liflemek, çitilemek ve bol köpükle ovmaktır ya, işte bu alışkanlığı kapının dışında bırakmanız gerekiyor bir süreliğine. Bölge temizliğinde sabun, jel, parfümlü duş jelleri veya o çok satan genital şampuanlar... Asla, kesinlikle dokundurulmamalı o dikişlere. O bölgenin kendine has bir mikroflorası, bir pH dengesi var zaten, bir de kimyasallarla orayı tahriş etmenin alemi yok abi ya. Sadece duru su, o da direkt dikişlerin üzerine tazyikle tutulmadan, yukarıdan süzülerek gelmeli. Hani bazen çok titizlenip temizleyelim derken daha çok zarar veririz ya kendimize, tam olarak o hatadan bahsediyorum.
Duştan çıktınız, asıl film şimdi başlıyor çünkü nem en büyük düşmanınız şu sıralar. Annemin eski bir lafı vardır, "Islak kalan yara tez azar" derdi, ne kadar doğru bir gözlem. Havluyla sertçe kurulanmak, o taze dikişleri çekiştirmek, oradaki hassas mukozayı zedelemek yapılacak en büyük hata olur. Onun yerine pamuklu, yumuşak bir havlu veya kağıt havluyla tampon hareketlerle, dokundur-çek yöntemiyle kurulamak gerekiyor. Hatta birçok hekim arkadaşım saç kurutma makinesinin en soğuk, en düşük ayarıyla uzaktan kurutmayı önerir ki bölgede zerre nem kalmasın. Nem demek, mantar enfeksiyonu demek; nem demek, dikişlerin gevşemesi ve açılması demek çünkü...
Operasyon sonrası ilk bir ay boyunca pamuklu, bol ve hava alan çamaşırlar giymek, o daracık kotları rafa kaldırmak da bu duş sonrası ritüelinin ayrılmaz bir parçası haline gelmeli. Vücudun kendini onarma hızına hayran kalmamak elde değil ama ona bu şansı tanımak, o bölgeyi nemsiz ve baskısız bırakmak tamamen sizin elinizde. Sonuçta aylarca planladığınız, belki de ciddi bütçeler ayırdığınız bir estetik operasyonun başarısı, duştan sonra gösterdiğiniz o beş dakikalık özene bağlı kalıyor. Kendinize iyi bakın, dikişlerinize daha da iyi bakın...