Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Dün gece yine sırıl sıklam uyandım abi, üstüm başım sanki havuzdan çıkmışım gibiydi. Hani diyorum ya hep, odanın sıcaklığı da normal, üstümdeki yorgan da her zamanki ince şey. Vücut o esnada öyle bir termoregülasyon krizine giriyor ki, hipotalamus amcamız içeride yangın var sanıp bütün vanaları sonuna kadar açıveriyor birden. Haliyle o derin uyku evresinin o en tatlı yerinde, sırılsıklam bir tişörtle kalakalıyorsun yatağın ortasında. İşin yoksa kalk, üstünü değiştir, çarşafı ters düz et falan filan...
Hormonlar diyorum bak, vallahi billahi hafife almamak lazım bu hormonal dalgalanmaları. Özellikle kadınlarda menopoz geçiş dönemleri ya da erkeklerde o ani androjen düşüşleri var ya, tam bir kabus sebebi. Endokrin sistemdeki o ufacık bir dengesizlik, östrojen seviyesinin aniden çakılması mesela, beynin sıcaklık merkezini tamamen yanıltıyor. Vücut bir anda kendi kendine sahte bir sıcaklık alarmı üretiyor ve sen uykunun en derin yerinde ter su içinde kalıyorsun. Yani mesele aslında odanın ısısı değil, tamamen içerideki kimyasal fabrikanın ritmini şaşırması.
Bazı akşamlar içtiğimiz o masum görünen ilaçlar yok mu, işte asıl suçlu bazen tam olarak onlar çıkıyor. Antidepresanlar, tansiyon hapları ya da ne bileyim o anlık aldığın bir ateş düşürücü bile otonom sinir sistemini tetikleyebiliyor. İlaçların içindeki etken maddeler nörotransmitter seviyelerini öyle bir değiştiriyor ki, beyin ter bezlerine durup dururken "tüm gücünüzle çalışın" talimatı gönderiyor. Eğer yeni bir ilaca başladıysan ve peşinden bu gece nöbetleri geldiyse... Neyse, sen anladın zaten mevzuyu, bir dön bak bakalım prospektüse.
Şu enfeksiyon meselesi de acayip bir kafa, vücut resmen içerideki düşmanla savaşırken dışarıya ısı püskürtüyor. Tüberküloz gibi kronik durumlar bir yana, bazen vücuda sinsice yerleşen basit bir viral enfeksiyon bile gece boyu seni terletmeye yetiyor. Bağışıklık sistemi sitokin denen o savaşçı hücreleri salgıladıkça, içerideki termostat ayarı yukarı fırlıyor doğal olarak. Haliyle o pirojenik reaksiyon dediğimiz hadise, sen yatakta mışıl mışıl uyuduğunu sanırken arkada harıl harıl çalışıyor. Vücudun savunma mekanizması resmen gece mesaisi yapıyor diyebiliriz buna.
Gece terlemelerinin arkasında bazen hiç beklemediğimiz o sinsi nörolojik disregülasyon süreçleri yatabiliyor. Sinir sistemi sinyalleri doğru iletemediğinde, ter bezleri üzerindeki o hassas kontrol mekanizması tamamen ortadan kalkıyor. Otonom disrefleksi ya da benzeri sinirsel uyarı bozuklukları, durduk yere sempatik sinir sistemini aşırı aktif hale getirebiliyor. Yani beyinden çıkan o komut zinciri yolda bir yerde kırılıyor ve ter bezleri kendi kafasına göre takılmaya başlıyor. Merkezi sinir sisteminin bu tarz anlık sapıtmaları gerçekten çok can sıkıcı olabiliyor.
Lenfoma gibi hematolojik tablolardan bahsetmek istemiyorum pek ama malum, B semptomları denen bir gerçek var tıp literatüründe. Gece terlemesi deyip geçemediğimiz, yanına ani kilo kaybını ve durup dururken çıkan o halsizlikleri ekleyen bir tablo bu. Tümör hücrelerinin salgıladığı bazı özel kimyasallar, vücudun sıcaklık dengesini kökünden sarsıyor maalesef. Gece uykusunda kıyafet değiştirecek kadar yoğun, o sırılsıklam bırakan terlemelerin altında yatan patoloji bazen böyle ciddi bir uyarı fişeği olabiliyor. Kendini çok iyi gözlemlemen lazım, öyle hafife alınacak bir durum değil bu eğer kronikleştiyse.
Kaygı ve stres seviyeniz tavan yaptığında, o kortizol ile adrenalin gece uykusunda bile peşinizi bırakmıyor. Gün içinde yaşadığın o yoğun anksiyete, sen uyuduğunu sandığında bilinçaltında harıl harıl çalışmaya devam ediyor aslında. Sempatik sinir sistemi sürekli bir "savaş ya da kaç" modunda takılı kaldığı için, vücut uykuda bile alarm durumundan çıkamıyor. Kalp atışların hızlanıyor, kan basıncın değişiyor ve sonuç yine o nemli, rahatsız yatak... Zihni rahatlatmadan o yatağa girmek, vücuda resmen acı çektirmekle eşdeğer.
Hormonlar diyorum bak, vallahi billahi hafife almamak lazım bu hormonal dalgalanmaları. Özellikle kadınlarda menopoz geçiş dönemleri ya da erkeklerde o ani androjen düşüşleri var ya, tam bir kabus sebebi. Endokrin sistemdeki o ufacık bir dengesizlik, östrojen seviyesinin aniden çakılması mesela, beynin sıcaklık merkezini tamamen yanıltıyor. Vücut bir anda kendi kendine sahte bir sıcaklık alarmı üretiyor ve sen uykunun en derin yerinde ter su içinde kalıyorsun. Yani mesele aslında odanın ısısı değil, tamamen içerideki kimyasal fabrikanın ritmini şaşırması.
Bazı akşamlar içtiğimiz o masum görünen ilaçlar yok mu, işte asıl suçlu bazen tam olarak onlar çıkıyor. Antidepresanlar, tansiyon hapları ya da ne bileyim o anlık aldığın bir ateş düşürücü bile otonom sinir sistemini tetikleyebiliyor. İlaçların içindeki etken maddeler nörotransmitter seviyelerini öyle bir değiştiriyor ki, beyin ter bezlerine durup dururken "tüm gücünüzle çalışın" talimatı gönderiyor. Eğer yeni bir ilaca başladıysan ve peşinden bu gece nöbetleri geldiyse... Neyse, sen anladın zaten mevzuyu, bir dön bak bakalım prospektüse.
Şu enfeksiyon meselesi de acayip bir kafa, vücut resmen içerideki düşmanla savaşırken dışarıya ısı püskürtüyor. Tüberküloz gibi kronik durumlar bir yana, bazen vücuda sinsice yerleşen basit bir viral enfeksiyon bile gece boyu seni terletmeye yetiyor. Bağışıklık sistemi sitokin denen o savaşçı hücreleri salgıladıkça, içerideki termostat ayarı yukarı fırlıyor doğal olarak. Haliyle o pirojenik reaksiyon dediğimiz hadise, sen yatakta mışıl mışıl uyuduğunu sanırken arkada harıl harıl çalışıyor. Vücudun savunma mekanizması resmen gece mesaisi yapıyor diyebiliriz buna.
Gece terlemelerinin arkasında bazen hiç beklemediğimiz o sinsi nörolojik disregülasyon süreçleri yatabiliyor. Sinir sistemi sinyalleri doğru iletemediğinde, ter bezleri üzerindeki o hassas kontrol mekanizması tamamen ortadan kalkıyor. Otonom disrefleksi ya da benzeri sinirsel uyarı bozuklukları, durduk yere sempatik sinir sistemini aşırı aktif hale getirebiliyor. Yani beyinden çıkan o komut zinciri yolda bir yerde kırılıyor ve ter bezleri kendi kafasına göre takılmaya başlıyor. Merkezi sinir sisteminin bu tarz anlık sapıtmaları gerçekten çok can sıkıcı olabiliyor.
Lenfoma gibi hematolojik tablolardan bahsetmek istemiyorum pek ama malum, B semptomları denen bir gerçek var tıp literatüründe. Gece terlemesi deyip geçemediğimiz, yanına ani kilo kaybını ve durup dururken çıkan o halsizlikleri ekleyen bir tablo bu. Tümör hücrelerinin salgıladığı bazı özel kimyasallar, vücudun sıcaklık dengesini kökünden sarsıyor maalesef. Gece uykusunda kıyafet değiştirecek kadar yoğun, o sırılsıklam bırakan terlemelerin altında yatan patoloji bazen böyle ciddi bir uyarı fişeği olabiliyor. Kendini çok iyi gözlemlemen lazım, öyle hafife alınacak bir durum değil bu eğer kronikleştiyse.
Kaygı ve stres seviyeniz tavan yaptığında, o kortizol ile adrenalin gece uykusunda bile peşinizi bırakmıyor. Gün içinde yaşadığın o yoğun anksiyete, sen uyuduğunu sandığında bilinçaltında harıl harıl çalışmaya devam ediyor aslında. Sempatik sinir sistemi sürekli bir "savaş ya da kaç" modunda takılı kaldığı için, vücut uykuda bile alarm durumundan çıkamıyor. Kalp atışların hızlanıyor, kan basıncın değişiyor ve sonuç yine o nemli, rahatsız yatak... Zihni rahatlatmadan o yatağa girmek, vücuda resmen acı çektirmekle eşdeğer.