Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Gece yarısı aniden sırılsıklam uyanmak, vücudun size "burada işler yolunda gitmiyor" deme şeklidir. Birçoğumuz bunu odanın sıcaklığına ya da o gün yediğimiz acılı yemeğe bağlayıp geçiştiririz ama işin aslı çok daha derinlerde yatıyor olabilir. Tiroid bezlerinin aşırı çalışması, yani o meşhur hipertiroidi meselesi, metabolizmayı gereğinden fazla hızlandırarak gece uykunuzu sabote edebilir. Hormon dengesizlikleri hormonal sistemin ritmini bozduğunda, vücut sıcaklığını ayarlayan termostat adeta çıldırır... Yani anlayacağınız abi, basit bir terleme deyip geçmemek lazım, arkasında hormonal bir savaş dönüyor olabilir.
Uykunun en tatlı yerinde sırf çarşaf değiştirmek için yataktan kalkmak kadar insanı canından bezdiren çok az şey vardır herhalde. Modern tıbbın üzerinde titizlikle durduğu enfeksiyon hastalıkları, özellikle de tüberküloz veya kemik iltihabı gibi sinsi seyreden durumlar kendisini ilk olarak bu gece nöbetleriyle belli eder. Bağışıklık sistemi yabancı istilacılarla savaşırken vücut ısısını yükseltir ve bu da gece boyu süren hummalı bir ter dökmeyle sonuçlanır. Bazen de sadece mevsim geçişleridir suçlu, kim bilir... Ama yine de haftalarca süren ve durulmak bilmeyen bu ıslak uykuların altında ciddi bir enfeksiyon odağı aramak, uzmanların ilk yapacağı işlerin başında gelir.
Kullandığınız o her derde deva anti-depresanlar ya da tansiyon ilaçları, siz uykunun derinliklerindeyken vücudunuzda bambaşka reaksiyonlar başlatıyor olabilir. İlaç prospektüslerini açıp okuduğunuzda o küçük yazılar arasında "aşırı terleme" ibaresini mutlaka görürsünüz ama kimse bunu üzerine alınmaz. Kimyasal bileşenler beyindeki ısı merkezini doğrudan uyararak ter bezlerine "tam güç çalış" talimatı gönderir. Vallahi billahi bazen şifa aradığımız o haplar, uykumuzu kabusa çeviren baş şüpheliye dönüşebiliyor. İlacı değiştirmek veya dozajı doktor kontrolünde ayarlamak, bu gece ıslaklıklarını bıçak gibi kesebilir; denemekte fayda var.
Kaygı ve kronik stres, sadece zihnimizi değil, gece uyurken doğrudan otonom sinir sistemimizi de esir alır. Gündüz halının altına süpürdüğümüz, kafaya takmıyorum dediğimiz ne varsa, gece biz savunmasızken bilinçaltından sızıp bedenimizi strese sokar. Aşırı adrenalin salgılanmasıyla birlikte kalp atışları hızlanır, damarlar büzüşür ve vücut bir anda kendini tehlikede hissedip ter boşaltır. Sanki rüyada maraton koşmuş gibi bir yorgunlukla uyanmanın sebebi tam olarak budur işte. Zihni sakinleştirmeden, o içsel savaşı bitirmeden bu terlemelerin önüne geçmek pek de mümkün görünmüyor açıkçası.
Kan şekerinin gece yarısı ani bir şekilde taban yapması, yani hipoglisemi atağı, insanı uykusundan uyandıran en sinsi süreçlerden biridir. Diyabet hastalarının çok iyi bildiği bu durum, vücudun hayatta kalma mekanizmasını devreye sokarak adrenalin patlamasına yol açar. Adrenalin demek, ıslak pijama ve titreyen eller demek... Yatmadan önce yenen ağır ve şekerli yiyeceklerin faturası, gece yarısı bu şekilde kesilir genelde. Belki de akşam menüsünü biraz hafifletmek, uykuya geçmeden önce sistemi yormamak her şeyi çözecektir, ne dersiniz?
Uykunun en tatlı yerinde sırf çarşaf değiştirmek için yataktan kalkmak kadar insanı canından bezdiren çok az şey vardır herhalde. Modern tıbbın üzerinde titizlikle durduğu enfeksiyon hastalıkları, özellikle de tüberküloz veya kemik iltihabı gibi sinsi seyreden durumlar kendisini ilk olarak bu gece nöbetleriyle belli eder. Bağışıklık sistemi yabancı istilacılarla savaşırken vücut ısısını yükseltir ve bu da gece boyu süren hummalı bir ter dökmeyle sonuçlanır. Bazen de sadece mevsim geçişleridir suçlu, kim bilir... Ama yine de haftalarca süren ve durulmak bilmeyen bu ıslak uykuların altında ciddi bir enfeksiyon odağı aramak, uzmanların ilk yapacağı işlerin başında gelir.
Kullandığınız o her derde deva anti-depresanlar ya da tansiyon ilaçları, siz uykunun derinliklerindeyken vücudunuzda bambaşka reaksiyonlar başlatıyor olabilir. İlaç prospektüslerini açıp okuduğunuzda o küçük yazılar arasında "aşırı terleme" ibaresini mutlaka görürsünüz ama kimse bunu üzerine alınmaz. Kimyasal bileşenler beyindeki ısı merkezini doğrudan uyararak ter bezlerine "tam güç çalış" talimatı gönderir. Vallahi billahi bazen şifa aradığımız o haplar, uykumuzu kabusa çeviren baş şüpheliye dönüşebiliyor. İlacı değiştirmek veya dozajı doktor kontrolünde ayarlamak, bu gece ıslaklıklarını bıçak gibi kesebilir; denemekte fayda var.
Kaygı ve kronik stres, sadece zihnimizi değil, gece uyurken doğrudan otonom sinir sistemimizi de esir alır. Gündüz halının altına süpürdüğümüz, kafaya takmıyorum dediğimiz ne varsa, gece biz savunmasızken bilinçaltından sızıp bedenimizi strese sokar. Aşırı adrenalin salgılanmasıyla birlikte kalp atışları hızlanır, damarlar büzüşür ve vücut bir anda kendini tehlikede hissedip ter boşaltır. Sanki rüyada maraton koşmuş gibi bir yorgunlukla uyanmanın sebebi tam olarak budur işte. Zihni sakinleştirmeden, o içsel savaşı bitirmeden bu terlemelerin önüne geçmek pek de mümkün görünmüyor açıkçası.
Kan şekerinin gece yarısı ani bir şekilde taban yapması, yani hipoglisemi atağı, insanı uykusundan uyandıran en sinsi süreçlerden biridir. Diyabet hastalarının çok iyi bildiği bu durum, vücudun hayatta kalma mekanizmasını devreye sokarak adrenalin patlamasına yol açar. Adrenalin demek, ıslak pijama ve titreyen eller demek... Yatmadan önce yenen ağır ve şekerli yiyeceklerin faturası, gece yarısı bu şekilde kesilir genelde. Belki de akşam menüsünü biraz hafifletmek, uykuya geçmeden önce sistemi yormamak her şeyi çözecektir, ne dersiniz?