Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Midenizin tam ortasında, hani o göğüs kafesinin hemen bittiği yerde bir şey yanmaya başlar ya bazen... Ha işte o sancı, sabahın köründe uykudan uyandırdıysa insanı, orada durup bir düşünmek lazım vallahi. Gastrit dediğimiz o baş belası, öyle pat diye geliyorum demez aslında, için için yürür. Bir bakarsınız, en sevdiğiniz o bol baharatlı kebap burnunuzdan gelmiş, mideniz size resmen savaş ilan etmiş.
Açken ayrı bir dert, tokken bambaşka bir azap. Hani bazen iki lokma bir şey yersiniz de sanki dünyaları yutmuşsunuz gibi bir şişkinlik çöker ya üzerinize, nefes alamazsınız. İşte o üst karındaki baskı hissi, midenin iç yüzeyinin "ben artık dayanamıyorum" diye çığlık atma şeklidir, nettir bu. Doktorlar epigastrik ağrı falan der teknik olarak ama, yaşayan bilir, o resmen bir mengene gibi sıkıştırır insanı içten içe.
Mide bulantısı derseniz, o zaten bu işin demirbaşı, ayrılmaz parçası. Sabah yataktan kalkarken o boğazınıza kadar gelen ekşi, acı su... İnsanın bütün günkü enerjisini, yaşama sevincini söküp alır götürür her seferinde. Bazen de hiç öyle büyük ağrılar olmaz, sadece geçmeyen, o sinsi ve iştahı bıçak gibi kesen bir tatsızlık kalır geriye. Yemek masasına oturup en sevdiğin yemeğe sadece bakmak nedir bilir misiniz, çok acayip bir hayal kırıklığı...
Ağzınıza sürekli gelen o ekşi sıvı aslında midenin kendi kendini sindirme çabası, yani mukozanın tahriş olması durumu. Sürekli bir geğirme ihtiyacı, ne yesem dokunuyor hissi, gaz sancıları... İlaç içersiniz geçmez, soda içersiniz daha kötü yapar, insanı çileden çıkarır billahi. Bir süre sonra ne yiyeceğinizi şaşırırsınız, her lokmada acaba şimdi ne olacak korkusu başlar.
Aslında çok basit sinyallerle başlıyor her şey ama biz kulak arkası ediyoruz hep, işimiz gücümüz var ya güya. O sürekli tekrarlayan hazımsızlık atakları, hafif baş dönmeleri, midenin sürekli bir kaynama halinde olması hiç normal değil, bunu kabul edelim önce. Kendinizi dinleyin biraz, o mide size bir şeyler anlatmaya çalışıyor mutlaka...
Açken ayrı bir dert, tokken bambaşka bir azap. Hani bazen iki lokma bir şey yersiniz de sanki dünyaları yutmuşsunuz gibi bir şişkinlik çöker ya üzerinize, nefes alamazsınız. İşte o üst karındaki baskı hissi, midenin iç yüzeyinin "ben artık dayanamıyorum" diye çığlık atma şeklidir, nettir bu. Doktorlar epigastrik ağrı falan der teknik olarak ama, yaşayan bilir, o resmen bir mengene gibi sıkıştırır insanı içten içe.
Mide bulantısı derseniz, o zaten bu işin demirbaşı, ayrılmaz parçası. Sabah yataktan kalkarken o boğazınıza kadar gelen ekşi, acı su... İnsanın bütün günkü enerjisini, yaşama sevincini söküp alır götürür her seferinde. Bazen de hiç öyle büyük ağrılar olmaz, sadece geçmeyen, o sinsi ve iştahı bıçak gibi kesen bir tatsızlık kalır geriye. Yemek masasına oturup en sevdiğin yemeğe sadece bakmak nedir bilir misiniz, çok acayip bir hayal kırıklığı...
Ağzınıza sürekli gelen o ekşi sıvı aslında midenin kendi kendini sindirme çabası, yani mukozanın tahriş olması durumu. Sürekli bir geğirme ihtiyacı, ne yesem dokunuyor hissi, gaz sancıları... İlaç içersiniz geçmez, soda içersiniz daha kötü yapar, insanı çileden çıkarır billahi. Bir süre sonra ne yiyeceğinizi şaşırırsınız, her lokmada acaba şimdi ne olacak korkusu başlar.
Aslında çok basit sinyallerle başlıyor her şey ama biz kulak arkası ediyoruz hep, işimiz gücümüz var ya güya. O sürekli tekrarlayan hazımsızlık atakları, hafif baş dönmeleri, midenin sürekli bir kaynama halinde olması hiç normal değil, bunu kabul edelim önce. Kendinizi dinleyin biraz, o mide size bir şeyler anlatmaya çalışıyor mutlaka...