Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Ölüm dediğin illet, kapıyı ne zaman çalacağını asla söylemeyen, o en dipteki cellattır; hele ki işin içinde bir evladın can dostu varsa, o sessizlik evi basar ve kelimeler biter abi ya.
Yılların mesleki deformasyonu mu dersin, insan sarraflığı mı bilmem ama ben o acılı anne babaların gözlerindeki boş bakışı çok gördüm; çocuklarına o kara haberi verecekler diye elleri ayakları titrer, vallahi billahi o an zaman durur.
Küçücük bir zihin, köpeğinin ya da kedisinin bir daha asla o paspasın üstüne kıvrılmayacağını nasıl idrak etsin ki; mesele sadece toprağa verilen bir can değil, o masum dünyada yıkılan ilk büyük köprüdür çünkü.
Sakın ha sakın "uykuya daldı" gibi masallar uydurmayın o sabinin kafasını bulandırmak için; çocuk uyku ile ölüm arasındaki o korkunç bağı kurduğunda, her gece yatağa girerken aklı çıkacak, bunu niye kimse düşünmez...
Gerçekleri dolambaçsız anlatacaksın ama balta girmemiş ormana dalar gibi de körlemesine saldırmayacaksın; "artık yaşlandı, bedeni dayanamadı" demek varken, filozof gibi ahkam kesmenin ne alemi var Allah aşkına.
Ağlamak en insani haktır, bırak o çocuk hıçkıra hıçkıra versin içindeki zehiri dışarı; eline tutuşturulan yapmacık oyuncaklar mı silecek o minik kalpteki yarayı, yoksa babasının omuzundaki ıslaklık mı...
Zaman her şeyin ilacı diyorlar ya, yalan abicim yalan; o eksiklik bir ömür o odanın köşesinde hayalet gibi dolanır, çocuk da büyürken o acıyla harmanlanır zaten, başka türlüsü imkansız çünkü.
Yılların mesleki deformasyonu mu dersin, insan sarraflığı mı bilmem ama ben o acılı anne babaların gözlerindeki boş bakışı çok gördüm; çocuklarına o kara haberi verecekler diye elleri ayakları titrer, vallahi billahi o an zaman durur.
Küçücük bir zihin, köpeğinin ya da kedisinin bir daha asla o paspasın üstüne kıvrılmayacağını nasıl idrak etsin ki; mesele sadece toprağa verilen bir can değil, o masum dünyada yıkılan ilk büyük köprüdür çünkü.
Sakın ha sakın "uykuya daldı" gibi masallar uydurmayın o sabinin kafasını bulandırmak için; çocuk uyku ile ölüm arasındaki o korkunç bağı kurduğunda, her gece yatağa girerken aklı çıkacak, bunu niye kimse düşünmez...
Gerçekleri dolambaçsız anlatacaksın ama balta girmemiş ormana dalar gibi de körlemesine saldırmayacaksın; "artık yaşlandı, bedeni dayanamadı" demek varken, filozof gibi ahkam kesmenin ne alemi var Allah aşkına.
Ağlamak en insani haktır, bırak o çocuk hıçkıra hıçkıra versin içindeki zehiri dışarı; eline tutuşturulan yapmacık oyuncaklar mı silecek o minik kalpteki yarayı, yoksa babasının omuzundaki ıslaklık mı...
Zaman her şeyin ilacı diyorlar ya, yalan abicim yalan; o eksiklik bir ömür o odanın köşesinde hayalet gibi dolanır, çocuk da büyürken o acıyla harmanlanır zaten, başka türlüsü imkansız çünkü.