Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
O soğuk ameliyathane masasına uzandığınızda, içinizdeki o devasa korku dalgasıyla baş başa kalırsınız ya hani... İşte tam o an, zaman durur sanki. Kulaklarınızda sadece kendi kalp atışınız, aklınızda ise o bitmek bilmeyen "Acaba canım çok yanacak mı?" sorusu. Epidural dediğimiz şey, tam da bu çaresizlik anında bir elin omzunuza dokunması gibi aslında. Belinizden, o omuriliğin hemen dışındaki o incecik boşluğa girilen küçücük bir hat. Bir nevi, ağrı sinyallerinin beyne giden o kestirme yolunu geçici olarak kapatmak, trafiği kilitlemek...
Vallahi billahi insan ilk başta bir irkilmiyor değil, yalan yok. Neticede omurganıza doğru yaklaşan bir iğne var, şakası yok bu işin. Ama işinin ehli bir anestezi uzmanı o bölgeyi hafifçe uyuşturup o kateteri yerleştirdiğinde, hani o saniyeler içinde alt tarafınıza yayılan o tatlı sıcaklık hissi yok mu... İlaç o epidural mesafeye yavaş yavaş zerk edildikçe, o göğsünüzü sıkıştıran, nefesinizi kesen sancılar bir anda silinip gidiyor. Acı bitiyor ama siz her şeyin farkındasınız, dünyadan kopmuyorsunuz yani.
Bazen diyorum ki, insan neden boş yere o tarifsiz acıları çekmek zorunda hissetsin ki kendini? Modern tıp bize böyle bir konfor sunmuşken, direnmek niye? Doğum sancısı çeken bir kadının o çırpınışlarını, o çaresiz bakışlarını kaç kere gördü bu gözler eski bir gazeteci olarak... Epidural anestezi, o fırtınanın ortasında sığınılacak sakin bir liman gibi. Bilinciniz tamamen açık, bebeğinizin ilk ağlamasını duyabiliyorsunuz, ameliyathanedeki sohbetlere katılabiliyorsunuz ama o can yakıcı hislerin hiçbiri size ulaşamıyor. Sinyaller yolda kesiliyor, menzile varamıyor bir nevi.
Tabii her güzel şeyin bir bedeli, her ilacın bir usulü var, bunu da unutmamak lazım abi ya. Tansiyonunuz bir anlık düşebilir, hafif bir titreme gelebilir ya da ne bileyim, sonrasında tat kaçıran bir baş ağrısı... Ama o anki o büyük hafifleme hissinin yanında bunların lafı bile olmuyor inan olsun. Vücudunuzun alt yarısı size ait değilmiş gibi bir his, uyuşuk, ağır ama bir o kadar da rahat bir uyku hali gibi...
Kendinizi o uzman ellerin güvenine bırakmak, işte bütün mesele bu aslında. Doğru zamanlama, doğru doz ve işini sevgiyle yapan bir hekim bir araya geldiğinde, o korkunç kabus bir anda huzurlu bir hikayeye dönüşüveriyor. Ağrıyı hissetmemek, o büyük ameliyat acılarından sıyrılmak ama hayattan da kopmamak... İnsanın kendi bedenine verebileceği en büyük şefkatlerden biri belki de bu teknoloji...
Vallahi billahi insan ilk başta bir irkilmiyor değil, yalan yok. Neticede omurganıza doğru yaklaşan bir iğne var, şakası yok bu işin. Ama işinin ehli bir anestezi uzmanı o bölgeyi hafifçe uyuşturup o kateteri yerleştirdiğinde, hani o saniyeler içinde alt tarafınıza yayılan o tatlı sıcaklık hissi yok mu... İlaç o epidural mesafeye yavaş yavaş zerk edildikçe, o göğsünüzü sıkıştıran, nefesinizi kesen sancılar bir anda silinip gidiyor. Acı bitiyor ama siz her şeyin farkındasınız, dünyadan kopmuyorsunuz yani.
Bazen diyorum ki, insan neden boş yere o tarifsiz acıları çekmek zorunda hissetsin ki kendini? Modern tıp bize böyle bir konfor sunmuşken, direnmek niye? Doğum sancısı çeken bir kadının o çırpınışlarını, o çaresiz bakışlarını kaç kere gördü bu gözler eski bir gazeteci olarak... Epidural anestezi, o fırtınanın ortasında sığınılacak sakin bir liman gibi. Bilinciniz tamamen açık, bebeğinizin ilk ağlamasını duyabiliyorsunuz, ameliyathanedeki sohbetlere katılabiliyorsunuz ama o can yakıcı hislerin hiçbiri size ulaşamıyor. Sinyaller yolda kesiliyor, menzile varamıyor bir nevi.
Tabii her güzel şeyin bir bedeli, her ilacın bir usulü var, bunu da unutmamak lazım abi ya. Tansiyonunuz bir anlık düşebilir, hafif bir titreme gelebilir ya da ne bileyim, sonrasında tat kaçıran bir baş ağrısı... Ama o anki o büyük hafifleme hissinin yanında bunların lafı bile olmuyor inan olsun. Vücudunuzun alt yarısı size ait değilmiş gibi bir his, uyuşuk, ağır ama bir o kadar da rahat bir uyku hali gibi...
Kendinizi o uzman ellerin güvenine bırakmak, işte bütün mesele bu aslında. Doğru zamanlama, doğru doz ve işini sevgiyle yapan bir hekim bir araya geldiğinde, o korkunç kabus bir anda huzurlu bir hikayeye dönüşüveriyor. Ağrıyı hissetmemek, o büyük ameliyat acılarından sıyrılmak ama hayattan da kopmamak... İnsanın kendi bedenine verebileceği en büyük şefkatlerden biri belki de bu teknoloji...