Duygusal manipülasyon (Gaslighting) nedir?

Duygusal manipülasyon (Gaslighting) nedir?

Ceren Kalaycı

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
423
Tepkime puanı
0
Ceren Kalaycı
Geçen gün bir arkadaşım kahve içerken birden durup "Ya ben acaba gerçekten unutkan biri miyim?" diye sordu. Olay ne biliyor musunuz; eşi sürekli "Ben sana onu söyledim, sen unuttun" diyormuş ama arkadaşım o konuşmanın hiç geçmediğinden adı gibi emin. İşte tam o an zihnimde çanlar çalmaya başladı. İnsan bazen kendi hafızasından, kendi aklından bile şüphe eder hale geliyor... Hani derler ya "deli saçması" diye, heh işte tam olarak öyle bir his.

Hava yağmurlu, mutfakta çay demleniyor, adam kadına dönüp "Anahtarı her zaman bıraktığın yere koymadın ki" diyor. Kadın masanın üzerine baktığını, orada olmadığını söylüyor ama adam o kadar kendinden emin ki... Zaten bu niyetle yapılan şeylerin en tehlikeli yanı da o sarsılmaz özgüven. İnsan bir süre sonra "Gözümle gördüğüme mi inanayım, onun söylediğine mi?" ikilemine düşüyor. Hatta düşmekle kalmıyor, karşı tarafın gerçekliğine teslim oluyor zamanla.

Gece saat üçte gelen bir mesajla başladı her şey: "Sen bunu çok büyütüyorsun, ben öyle demek istemedim." Ya kardeşim, ortada büyütülen bir şey yok ki, adam açık açık kırıcı bir söz söylemiş işte! Ama hayır, manipülatör dediğin insan seni öyle bir tezgâhtan geçirir ki, günün sonunda sen gidip ondan özür dilerken bulursun kendini. Kendi algını bir kenara fırlatıp onun gözünden bakmaya zorlanırsın hayata.

Bir gün iş yerinde toplantıdayız, müdür bey herkesin içinde "Biz bunu geçen hafta konuşup karara bağlamadık mı?" diye sordu. Masadaki herkes birbirine bakıyor, kimsede tık yok çünkü konu ilk defa gündeme geliyor. Fakat adam öyle bir ikna kabiliyetiyle konuşuyor, öyle bir üste çıkıyor ki... İnsan orada durup "Galiba ben kaçırdım o toplantıyı" falan demeye başlıyor. Kendi hatası olmayan bir şey yüzünden suçluluk hissetmek kadar ağır bir yük yok vallahi.

Aynanın karşısına geçip "Ben gerçekten aşırı hassas bir insan mıyım acaba?" diye sordun mu hiç kendine? Eğer bu soruyu zihninde sık sık döndürmeye başladıysan, tıkır tıkır işleyen bir psikolojik baskı ağının içindesin demektir abi. Sürekli kendini savunma ihtiyacı hissetmek, her adımını "Acba yine neyi yanlış anladım?" korkusuyla atmak... Zihnin sana oyun oynamıyor aslında, bir başkası senin zihninle oynuyor.

Geçenlerde bir danışanın hikayesini okuyordum bir kaynakta, kadın altı yıl boyunca eşinin her dediğine inanıp en sonunda psikolojik tedavi görmeye başlamış. Şaka gibi değil mi? Meğer adam senelerce sistemli bir şekilde kadının hafızasını, duygularını, gözlemlerini önemsizleştirmiş. "Sen hayal görüyorsun", "Seni kimse benim gibi anlamaz", "Yine saçmalamaya başladın" tarzı cümleler... Bir nevi yavaş yavaş zehirleme yöntemi yani.

Sokakta yürürken bir an durup etrafına bakarsın ya bazen, "Ben neresindeyim bu hayatın?" diye. İşte bu duygusal karmaşanın tam ortasındayken tutunacak tek bir dalın kalıyor: Kendi sezgilerin. Eğer içinden bir ses sana "Burada yanlış bir şeyler var" diyorsa, o sese kulak ver abim. İç sesin sana yalan söylemez ama karşıdaki... Neyse.

Peki ne yapacaksın böyle bir durumla karşılaşınca, nasıl koruyacaksın kendi akıl sağlığını? Önce o yazılı kayıtları, mesajları silmeyeceksin, kendine bir "gerçeklik günlüğü" tutacaksın mesela. Karşı taraf senin hafızanı sorgulatmaya başladığında açıp bakacaksın o notlara. "Bak kardeşim, olay tam olarak böyle gelişti" deyip kendi sınırını çizeceksin. Yoksa o girdap seni öyle bir yutar ki, ruhun bile duymaz...
 
Geri