Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Stres kapıya dayandığında o buzluktaki çikolatalı dondurma ya da yarım ekmek arası kaşar birdenbire hayatın anlamı kesilir, yalan mı?
Mide tamamen boş falan değil, bilakis az önce yenen akşam yemeğiyle tıka basa dolu ama beyin "dur" tuşunu çoktan bozmuş bir kere.
İşte bu tam olarak tıkanırcasına yemek değil; ruhun o derinlerdeki boşluğunu buzdolabının ışığıyla aydınlatma çabası, ne dersen de adına.
Aslında ortada fol yok yumurta yokken bir anda mutfakta tencerenin dibini sıyırırken buluyorsan kendini, bil ki sorun karın kaslarında değil, kafanın içindeki o susmak bilmeyen seslerde.
Bazen öyle bir an gelir ki insan ne yapacağını bilemez, eli direkt dolaba gider... Vallahi billahi elinde olmadan yapar bunu, farkında bile olmazsın.
O tabağın dibini sıyırırken anlık bir rahatlama çöker üstüne ama hemen ardından gelen o suçluluk duygusu yok mu, işte o adamı bitirir, bitiriyor da zaten.
Duygusal açlıkla gerçek açlık arasındaki o ince çizgiyi kaçırdığın an, kilo aldın demektir; daha doğrusu ruhunu doyurmaya çalışırken bedenine eziyet ediyorsun abi ya.
Yemek yemek bir ödül ya da ceza yöntemi değildir ki, ne o öyle kendini ödüllendirir gibi tepsiye börekleri dizzmeler falan?
Biraz dur, derin bir nefes al ve kendine şunu sor: Gerçekten miden mi kazınıyor, yoksa canın sıkıldığı için mi bu dolabın önündesin?
O tabağı eline almadan önce sadece iki dakika bekle, bekle ki o beynindeki dalgalı deniz durulsun, belki de sadece bir bardak su içip geçeceksin.
Mide tamamen boş falan değil, bilakis az önce yenen akşam yemeğiyle tıka basa dolu ama beyin "dur" tuşunu çoktan bozmuş bir kere.
İşte bu tam olarak tıkanırcasına yemek değil; ruhun o derinlerdeki boşluğunu buzdolabının ışığıyla aydınlatma çabası, ne dersen de adına.
Aslında ortada fol yok yumurta yokken bir anda mutfakta tencerenin dibini sıyırırken buluyorsan kendini, bil ki sorun karın kaslarında değil, kafanın içindeki o susmak bilmeyen seslerde.
Bazen öyle bir an gelir ki insan ne yapacağını bilemez, eli direkt dolaba gider... Vallahi billahi elinde olmadan yapar bunu, farkında bile olmazsın.
O tabağın dibini sıyırırken anlık bir rahatlama çöker üstüne ama hemen ardından gelen o suçluluk duygusu yok mu, işte o adamı bitirir, bitiriyor da zaten.
Duygusal açlıkla gerçek açlık arasındaki o ince çizgiyi kaçırdığın an, kilo aldın demektir; daha doğrusu ruhunu doyurmaya çalışırken bedenine eziyet ediyorsun abi ya.
Yemek yemek bir ödül ya da ceza yöntemi değildir ki, ne o öyle kendini ödüllendirir gibi tepsiye börekleri dizzmeler falan?
Biraz dur, derin bir nefes al ve kendine şunu sor: Gerçekten miden mi kazınıyor, yoksa canın sıkıldığı için mi bu dolabın önündesin?
O tabağı eline almadan önce sadece iki dakika bekle, bekle ki o beynindeki dalgalı deniz durulsun, belki de sadece bir bardak su içip geçeceksin.