Diyet yaparken en sık yapılan hatalar

Diyet yaparken en sık yapılan hatalar

Ahmet Katan

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Ahmet Katan
Tartının üzerindeki o lanet olası rakamın hayatını, o günkü neşeni, hatta kendine olan saygını bile belirlemesine izin veriyorsun ya, vallahi en büyük hatayı baştan yapıyorsun aslında. Kendimizi sadece bir kütleden ibaret görmek, bedenimizin o muazzam biyolojik dengesini tek bir değişkene indirgemek tam anlamıyla entelektüel bir tembellik; bunu kabul edelim. Vücut dediğin şey su tutar, kaslanır, sindirimle boğuşur ve sen sabah uyanıp o soğuk metalin üzerine çıktığında gördüğün her artışta dünyayı kendine dar edersin... Bir insanın kendi metabolizmasıyla bu denli amansız bir savaşa girmesi, her gün kendini o rakamla cezalandırması hangi mantığa sığar ki? Hücresel düzeyde neler olup bittiğini hiç umursamadan, sadece yerçekiminin seni ne kadar çektiğiyle ilgileniyorsun. Oysa o tartı sana yağ kaybettip kaybetmediğini söylemez, sadece o anki toplam ağırlığını fısıldar kulağına. Yani diyorum ki, kendini o küçük kutunun esiri yapmaktan vazgeçmediğin sürece gerçek bir dönüşüm yaşaman neredeyse imkansız gibi bir şey.

Hafta içi adeta bir tapınak disipliniyle yaşayıp, salata yapraklarıyla beslenip, cuma akşamı iş çıkışıyla birlikte sanki kıyamet kopacakmış gibi her şeye saldırmanın mantığını bana bir açıklasana abi ya. İnanılmaz bir psikolojik baskı yaratıyorsun kendi üzerinde ve o bastırılmışlık hissi, hafta sonu geldiğinde adeta bir barajın patlaması gibi seni önüne katıp götürüyor. Beş gün boyunca harcadığın o muazzam emeği, o iradeyi, cumartesi gecesi tek bir oturuşta silip süpürmek... İşte biz buna beslenme literatüründe "ödül mekanizmasının sabote edilmesi" diyoruz ama işin aslı düpedüz kendi kuyunu kazmak. Kendine koyduğun o aşırı katı, o askeri disiplini andıran kurallar zinciri ilk zayıf halkada kopmaya mahkumdur her zaman. Yasakladığın her besin, zihninde devasa bir arzu nesnesine dönüşüyor; sonra da gelsin o bitmek bilmeyen pişmanlık seansları...

Yağları hayatından tamamen çıkarmak, onları adeta birer düşman, birer zehir gibi görmek de bu sürecin en yaygın, en kökleşmiş dogmalarından biri şüphesiz. Vücudun hormonal dengesini koruyabilmesi, o çok sevdiğin beyninin sağlıklı çalışabilmesi ve hatta vitaminleri emebilmesi için o sağlıklı yağlara o kadar çok ihtiyacı var ki... Sen gidip marketteki o "yağsız" ya da "light" etiketli, içi nişasta ve şeker basılmış paketli ürünleri sağlıklı sanıp sepete doldururken aslında kendi sistemine en büyük kazığı atıyorsun. Sağlıklı yağları tamamen kesmek, bir motorun yağını boşaltıp ondan tam performansla çalışmasını beklemeye benzer ki bu da seni sadece daha çok acıktırır. Gerçekten, zeytinyağından, avokadodan ya da kuruyemişten bu kadar korkup da kimyasal endüstriyel ürünlere sığınmak akıl kârı mı Allah aşkına? Doğanın bize sunduğu o temiz enerji kaynaklarını dışlamak, sadece süreci baltalamakla kalmıyor, seni hormonal olarak da bir çıkmaza sürüklüyor.

Her pazartesi günü o sonu gelmez, o insanı canından bezdiren detoks sularına, mucizevi olduğu iddia edilen otlara sarılıp duruyorsun ya, bak yemin ediyorum içim acıyor artık. Mucize reçeteler, sihirli formüller, üç günde beş kilo verdiren o uyduruk listeler... Kolay yoldan sonuç alma arzusu insanlığın en büyük zaafı belki de ama bu biyolojiye sökmez, sökemez. Karaciğerin ve böbreklerin zaten günün yirmi dört saati senin için sessiz sedasız en kral detoksu yaparken, senin dışarıdan aldığın o tuhaf karışımlarla mucize beklemen biraz komik kaçmıyor mu? Sürdürülebilir olmayan, seni hayattan soğutan hiçbir yöntem kalıcı olamaz; bugün o sularla verdiğin iki kilo su ağırlığı, haftaya fazlasıyla geri dönecektir. Kendini kandırmayı bırakıp, uzun vadeli ve sakin bir yaşam tarzı değişikliğini kabullenmek zorundayız artık, başka yolu yok çünkü...
 
Geri