Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün tam da en sevdiğim o buz gibi dondurmadan kocaman bir ısırık aldım, almaz olaydım! Sol üst azı dişime bir şimşek çaktı sanki, o an beynim karıncalandı zannettim. Tıpta biz buna dentin aşırı duyarlılığı diyoruz ama işin özü; o canım dondurma bir anda işkence aletine dönüşüverdi işte. Hani böyle için cız eder, gözünden tek damla yaş süzülür ya... Tam olarak o hesap.
Sabahları o çok sevdiğin sert kıllı fırçayla dişlerini hırsla ovalıyorsun ya, yapma abi, valla bak kendi elinle kuyunu kazıyorsun. Dişin en dışındaki o koruyucu zırh, yani emaye dediğimiz mine tabakası sen öyle acımasızca fırçaladıkça zımparalanmış gibi incecik kalıyor. Sonra altındaki o binlerce mikroskobik kanalla dolu olan dentin tabakası çırılçıplak ortada kalıveriyor. Yani dişin dış dünyaya karşı savunmasız kalıyor, tüm sinir uçları açıkta...
Gece uyurken dişlerini gıcırtatanlardan mısın yoksa stresten çeneni birbirine bastıranlardan mı? Valla sık sık fark etmeden yapıyoruz bunu, sonra bir bakmışız ki dişlerin boyun kısımlarında kama şeklinde minik kırıklar, mikro çatlaklar oluşmuş. Gingival resesyon dediğimiz diş eti çekilmesi de buna eklenince, kök yüzeyindeki o hassas yapı doğrudan soğuk havayla bile temas etmeye başlıyor. Rüzgar biraz sert esse ağzını açamaz hale geliyorsun değil mi?
Şu çok sevdiğin gazlı içecekler, hani o lıkır lıkır içtiğin limonatalar, ekşi meyveler var ya... Onların içindeki o yüksek asit oranı dişinin kimyasını adeta canlı canlı eritiyor. Kimyasal erozyon diyoruz biz buna gazeteci diliyle söylersek; yani diş mine tabakan asidik pH karşısında yavaş yavaş çözünüyor. Bir nevi dişin kendi kendini savunma mekanizması çöküyor diyebiliriz.
Dün akşam sıcak çayı yudumlayıp hemen arkasından buzlu suyu diktin mi kafaya? İşte o ani termal şok var ya, dişin içindeki pulpa dokusunu, yani o canlı sinir paketini resmen çıldırtıyor. Genleşip büzülen diş yapısında oluşan bu mikro gerilimler sinirleri öyle bir uyarıyor ki... İnsan neye uğradığını şaşırıyor birden.
Gidip eczaneden rasgele bir diş macunu almak yerine potasyum nitrat veya florür içerikli olanlara bir şans versen nasıl olur? Bu maddeler o açıkta kalan dentin tübüllerinin ağzını tıkıyor, sinire giden o iletim yolunu bir güzel kapatıyor. Tabii hemen mucize bekleme, biraz sabır gerekiyor, öyle tek kullanımla mucize yaratmıyor bu meret...
Peki ya diş beyazlatma sevdana ne demeli, sırf biraz daha beyaz görünsün diye evde uyguladığın o kontrolsüz maddeler? Hidrojen peroksit oranı yüksek ürünler dişin derinliklerine kadar nüfuz edip geçici de olsa korkunç bir duyarlılık dalgası başlatabiliyor. Bazen güzelleşeyim derken kendi kendini... Neyse, sen anladın onu.
Sabahları o çok sevdiğin sert kıllı fırçayla dişlerini hırsla ovalıyorsun ya, yapma abi, valla bak kendi elinle kuyunu kazıyorsun. Dişin en dışındaki o koruyucu zırh, yani emaye dediğimiz mine tabakası sen öyle acımasızca fırçaladıkça zımparalanmış gibi incecik kalıyor. Sonra altındaki o binlerce mikroskobik kanalla dolu olan dentin tabakası çırılçıplak ortada kalıveriyor. Yani dişin dış dünyaya karşı savunmasız kalıyor, tüm sinir uçları açıkta...
Gece uyurken dişlerini gıcırtatanlardan mısın yoksa stresten çeneni birbirine bastıranlardan mı? Valla sık sık fark etmeden yapıyoruz bunu, sonra bir bakmışız ki dişlerin boyun kısımlarında kama şeklinde minik kırıklar, mikro çatlaklar oluşmuş. Gingival resesyon dediğimiz diş eti çekilmesi de buna eklenince, kök yüzeyindeki o hassas yapı doğrudan soğuk havayla bile temas etmeye başlıyor. Rüzgar biraz sert esse ağzını açamaz hale geliyorsun değil mi?
Şu çok sevdiğin gazlı içecekler, hani o lıkır lıkır içtiğin limonatalar, ekşi meyveler var ya... Onların içindeki o yüksek asit oranı dişinin kimyasını adeta canlı canlı eritiyor. Kimyasal erozyon diyoruz biz buna gazeteci diliyle söylersek; yani diş mine tabakan asidik pH karşısında yavaş yavaş çözünüyor. Bir nevi dişin kendi kendini savunma mekanizması çöküyor diyebiliriz.
Dün akşam sıcak çayı yudumlayıp hemen arkasından buzlu suyu diktin mi kafaya? İşte o ani termal şok var ya, dişin içindeki pulpa dokusunu, yani o canlı sinir paketini resmen çıldırtıyor. Genleşip büzülen diş yapısında oluşan bu mikro gerilimler sinirleri öyle bir uyarıyor ki... İnsan neye uğradığını şaşırıyor birden.
Gidip eczaneden rasgele bir diş macunu almak yerine potasyum nitrat veya florür içerikli olanlara bir şans versen nasıl olur? Bu maddeler o açıkta kalan dentin tübüllerinin ağzını tıkıyor, sinire giden o iletim yolunu bir güzel kapatıyor. Tabii hemen mucize bekleme, biraz sabır gerekiyor, öyle tek kullanımla mucize yaratmıyor bu meret...
Peki ya diş beyazlatma sevdana ne demeli, sırf biraz daha beyaz görünsün diye evde uyguladığın o kontrolsüz maddeler? Hidrojen peroksit oranı yüksek ürünler dişin derinliklerine kadar nüfuz edip geçici de olsa korkunç bir duyarlılık dalgası başlatabiliyor. Bazen güzelleşeyim derken kendi kendini... Neyse, sen anladın onu.