Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Gülümserken birden aynaya takılır ya göz... İki ön dişin arasındaki o küçük mesafe, bazılarının karakteri olur çıkardığı imza gibi, bazılarınınsa yıllarca aynalara küsme sebebi. Tıptaki adı diastema bunun. Hani şu çocukken sevimli duran ama yaş ilerledikçe "acaba kapattırsam mı" diye düşündüren meşhur diş boşluğu. Neden olur peki bu? Genetik faktörler başı çekiyor elbette; çene kemiğinin dişlerin toplam genişliğine göre fazla büyük kalması ya da dudak bağının (frenulum) gereğinden fazla aşağıda konumlanması en sık rastlanan sebeplerden. Bazen de sadece dudak emme gibi çocukluk alışkanlıklarının bıraktığı bir miras...
Lamine porselenler var mesela, hani yaprak porselen dedikleri. Dişin sadece ön yüzeyine yapıştırılan, ışık geçirgenliği yüksek muazzam bir teknoloji. Diş hekimleri bu yönteme bayılıyor. Neden mi? Çünkü doğal dişe neredeyse hiç dokunulmuyor, minik bir aşındırma veya bazen hiç aşındırmadan uygulanabiliyor. Yani dişin özünü koruyarak o aralığı sıfırlamak mümkün. Tabii maliyet biraz cüzdanı yakabilir, orası ayrı... Ama o estetik görünüm, o pürüzsüz doku yok mu, vallahi billahi insanı baştan çıkarır.
Peki ya tel takmak şart mı? Ortodonti denince akla hemen o ortaokul yıllarının metal telleri gelir, insanın içini bir kasvet kaplar. Ama devir değişti abi ya... Artık şeffaf plaklar var. Kimse fark etmeden, çaktırmadan o boşluğu milim milim kapatıyor bu plaklar. Eğer dişlerin kendi formu güzelse, sadece yerleşimde bir problem varsa en sağlıklı yol bu. Zaman alıyor mu, alıyor. Sabır gerektiriyor mu, kesinlikle. Ama günün sonunda kendi orijinal dişinle yola devam etmek var işin içinde.
Estetik bonding yöntemi diye bir şey çıkardılar, tam bir kurtarıcı. Kompozit dolgu malzemesiyle dişe hiçbir zarar vermeden, tek seansta boşluğu dolduruyorlar. Hani kliniğe girersin, bir saat sonra bambaşka bir gülüşle çıkarsın ya, işte tam olarak öyle bir şey. Fiyatı da diğer yöntemlere kıyasla gayet makul. Ama işte... Dayanıklılık konusu biraz muamma. Çay, kahve, sigara derken zamanla renk değişimi yapabiliyor, lekelenebiliyor. Yine de bütçeyi yormadan hızlı çözüm arayanlar için biçilmiş kaftan.
Aslında her diastema vakası kendi içinde bir hikaye barındırır, tek bir doğru cevap yoktur bu yüzden. Kimi insana o boşluk inanılmaz bir karakteristik hava katar, hiç dokunmamak gerekir... Madonna’yı düşünün, ya da Georgia May Jagger’ı. Onlar o boşluğu bir kusur değil, bir marka olarak taşıyorlar yıllardır. Ama eğer o aralık özgüveninizi kemiriyorsa, konuşurken elinizi ağzınıza götürmenize sebep oluyorsa... İşte orada durup bir düşünmek gerek.
Dudak bağı dediğimiz o minik doku parçası var ya... Bazen bütün suçlu o çıkıyor. Eğer sorun frenulumun diş etine çok yakın bağlanmasıysa, istediğin kadar tel tak, istediğin kadar lamine yaptır; o doku kesilip düzeltilmediği sürece dişler yine eski haline dönmek ister. Hekimler önce oraya küçük bir cerrahi müdahale yapıyor, ardından estetik sürece geçiyorlar. Yani kaynağı kurutmadan binayı inşa etmiyorlar anlayacağınız.
Hangi yöntemin seçileceği entirely sizin ne istediğinizle ve diş yapınızın neye izin verdiğiyle alakalı. Bazen sadece lamine yetiyor, bazen önce şeffaf plakla dişleri yaklaştırıp sonra ufak bir bonding dokunuşu yapmak gerekiyor. Kombine tedaviler yani... Acele etmeden, işinin ehli bir estetik diş hekimiyle oturup detaylıca konuşmak, beklentileri doğru belirlemek şart. Sonuçta bu bir süreç... Ve o aynadaki yansımayla barışma yolculuğu.
Lamine porselenler var mesela, hani yaprak porselen dedikleri. Dişin sadece ön yüzeyine yapıştırılan, ışık geçirgenliği yüksek muazzam bir teknoloji. Diş hekimleri bu yönteme bayılıyor. Neden mi? Çünkü doğal dişe neredeyse hiç dokunulmuyor, minik bir aşındırma veya bazen hiç aşındırmadan uygulanabiliyor. Yani dişin özünü koruyarak o aralığı sıfırlamak mümkün. Tabii maliyet biraz cüzdanı yakabilir, orası ayrı... Ama o estetik görünüm, o pürüzsüz doku yok mu, vallahi billahi insanı baştan çıkarır.
Peki ya tel takmak şart mı? Ortodonti denince akla hemen o ortaokul yıllarının metal telleri gelir, insanın içini bir kasvet kaplar. Ama devir değişti abi ya... Artık şeffaf plaklar var. Kimse fark etmeden, çaktırmadan o boşluğu milim milim kapatıyor bu plaklar. Eğer dişlerin kendi formu güzelse, sadece yerleşimde bir problem varsa en sağlıklı yol bu. Zaman alıyor mu, alıyor. Sabır gerektiriyor mu, kesinlikle. Ama günün sonunda kendi orijinal dişinle yola devam etmek var işin içinde.
Estetik bonding yöntemi diye bir şey çıkardılar, tam bir kurtarıcı. Kompozit dolgu malzemesiyle dişe hiçbir zarar vermeden, tek seansta boşluğu dolduruyorlar. Hani kliniğe girersin, bir saat sonra bambaşka bir gülüşle çıkarsın ya, işte tam olarak öyle bir şey. Fiyatı da diğer yöntemlere kıyasla gayet makul. Ama işte... Dayanıklılık konusu biraz muamma. Çay, kahve, sigara derken zamanla renk değişimi yapabiliyor, lekelenebiliyor. Yine de bütçeyi yormadan hızlı çözüm arayanlar için biçilmiş kaftan.
Aslında her diastema vakası kendi içinde bir hikaye barındırır, tek bir doğru cevap yoktur bu yüzden. Kimi insana o boşluk inanılmaz bir karakteristik hava katar, hiç dokunmamak gerekir... Madonna’yı düşünün, ya da Georgia May Jagger’ı. Onlar o boşluğu bir kusur değil, bir marka olarak taşıyorlar yıllardır. Ama eğer o aralık özgüveninizi kemiriyorsa, konuşurken elinizi ağzınıza götürmenize sebep oluyorsa... İşte orada durup bir düşünmek gerek.
Dudak bağı dediğimiz o minik doku parçası var ya... Bazen bütün suçlu o çıkıyor. Eğer sorun frenulumun diş etine çok yakın bağlanmasıysa, istediğin kadar tel tak, istediğin kadar lamine yaptır; o doku kesilip düzeltilmediği sürece dişler yine eski haline dönmek ister. Hekimler önce oraya küçük bir cerrahi müdahale yapıyor, ardından estetik sürece geçiyorlar. Yani kaynağı kurutmadan binayı inşa etmiyorlar anlayacağınız.
Hangi yöntemin seçileceği entirely sizin ne istediğinizle ve diş yapınızın neye izin verdiğiyle alakalı. Bazen sadece lamine yetiyor, bazen önce şeffaf plakla dişleri yaklaştırıp sonra ufak bir bonding dokunuşu yapmak gerekiyor. Kombine tedaviler yani... Acele etmeden, işinin ehli bir estetik diş hekimiyle oturup detaylıca konuşmak, beklentileri doğru belirlemek şart. Sonuçta bu bir süreç... Ve o aynadaki yansımayla barışma yolculuğu.