Covid-19 belirtileri nelerdir?

Covid-19 belirtileri nelerdir?

Ceren Kalaycı

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
423
Tepkime puanı
0
Ceren Kalaycı
Mutfaktan gelen o taze demlenmiş çay kokusunu alamadığımı fark ettiğim o pazar sabahını hiç unutmuyorum; hani burun tıkanır da koku gitmez ya, öyle değil, resmen koku duyumun fişi çekilmiş gibiydi... İşte Covid-19 tam olarak böyle sinsi bir oyunla başlıyor çoğunlukla. Kimisinde sadece hafif bir burun akıntısıyla "ayazda kaldım herhalde" dedirtirken, kimisini de yatağa öyle bir çiviliyor ki insan parmağını kıpırdatacak dermanı kendinde bulamıyor. Aslında mesele sadece bir virüsün vücuda girmesi değil, bağışıklık sistemimizin o yabancıya verdiği o aşırı, bazen de kontrolsüz tepkinin ta kendisi. Belirtiler kişiden kişiye o kadar geniş bir yelpazede değişiyor ki, bazen karşı karşıya olduğumuz şeyin tek bir hastalık olduğuna inanmak bile zorlaşıyor doğrusu.

Geçen gün eski bir dostum aradı, "Yahu abi, boğazımda hafif bir gıcık var ama ateş falan yok, sence test yaptırmalı mıyım?" diye soruyor, sesi de resmen titriyor... Şimdi bu adama ne diyeceksin? Ateş dediğimiz o meret, bu virüsün en bilinen imzası gibi pazarlansa da aslında her on hastadan en az dördünde ilk günlerde hiç görülmüyor bile. Kuru bir öksürük başlıyor önce, hani ciğerinden kopup gelen ama bir türlü rahatlatmayan, insanı nefessiz bırakan cinsten. Vücut o yabancı ajanı dışarı atmaya çalıştıkça siz içeride adeta bir savaş alanına dönüyorsunuz. Eğer o öksürük her geçen saat daha derinlerden geliyorsa ve göğsünüzde bir öküz oturmuş gibi baskı hissediyorsanız, işte orada biraz durup düşünmek lazım.

Gece yarısı aniden başlayan ve sabaha kadar geçmeyen o eklem ağrılarını yaşayanlar bilir; sanki biri gelmiş de gece boyu kemiklerinizi tek tek balyozla dövmüş gibi uyanırsınız yataktan... Kas ağrısı deyip geçiyoruz ama bu bildiğimiz hamlık ağrısına hiç benzemez, resmen hücrelerinizin isyan bayrağını çekmesidir bu. Vallahi billahi insan bazen "acaba ağır bir grip mi geçiriyorum" diye kendini avutmak istiyor ama o tuhaf halsizlik, o hani göz kapaklarını bile kaldıramayacak kadar ağırlaşan yorgunluk hissi yok mu... İlaç içseniz de geçmez, uyusanız da dinlenemezsiniz, öyle garip bir his işte. Vücut bütün enerjisini o mikrobu yok etmek için cepheye sürünce, size kalan sadece bomboş bir yakıt deposu oluyor haliyle.

Peki ya o her şeyin tadının metalik bir levha çiğniyormuş gibi hissettirdiği, en sevdiğiniz yemeğin bile ağzınızda saman gibi dağıldığı o tuhaf günler... Tat ve koku kaybı bu hastalığın adeta parmak izi gibi bir şey oldu artık. Beyindeki o koku soğancığına giden yollar bloke olunca dünya bir anda sessiz sinema filmine dönüyor sanki. İşin garibi, buO sabah yataktan kalktığımda sanki gece boyu sırtımda taş taşımışım gibi bir ağırlık vardı üzerimde, hani derler ya kemiklerim sızlıyor diye, tam olarak öyle bir his... İnsan ilk başta herhalde klimanın karşısında fazla kaldım ya da dün gece üstüm açıldı diye kendini avutmak istiyor ama pencereyi açıp o taze havayı ciğerlerime çekmeye çalıştığımda boğazımda beliren o ince, kuru yırtılma hissi bana bambaşka bir şey anlatıyordu. İşte o meşhur kuru öksürük dedikleri şey, aslında öyle bangır bangır gelmiyor; sinsice, boğazının arkasında bir yerlerde tırmalayarak "ben geldim" diyor. Hani hafif bir gıcık tutar da geçiştirmeye çalışırsınız ya, yemiyor işte, o öksürük kalıplaşıp göğsünüze oturuveriyor bir anda.

Mutfaktan gelen o taze demlenmiş çayın kokusunu alamadığımı fark ettiğim o saniyeyi vallahi billahi hayatım boyunca unutamam, burnumu neredeyse bardağın içine sokacaktım ama yok, sıfır koku... İşin rengi o an değişti işte çünkü tat ve koku kaybı dedikleri o nörolojik tuhaflık, grip olunca burnun tıkanmasından çok farklı, burnun açık ama koku duyusu tamamen buharlaşmış gibi. Bir parça çikolata atıyorsun ağzına, sanki saman çiğniyorsun, ne tat var ne tuz. İnsanın iştahı falan öyle bir bıçak gibi kesiliyor ki, canın hiçbir şey çekmediği gibi o an anlıyorsun ki bu virüs solunum yolundan ibaret değil, resmen sinir sisteminin kapısını çalmış...

Ateş ölçeri koltuğumun altına sıkıştırıp beklerken o dijital ekranın 38.5'i gösterdiğini gördüğümde içimden bir "hadi canım" dedim, ama o sırada alnımdan süzülen o soğuk terler zaten gerçeği yüzüme vuruyordu. Bu ateş öyle battaniyeyi üstüne çekince terleyip geçecek cinsten bir şey değil abi ya, vücudun virüsle ettiği o amansoz kavganın, o sitokin fırtınasının ayak sesleri adeta. Isınıyorsun, arkasından bir titreme geliyor, sonra bir bakmışsın yorgan döşek yatıyorsun. Kendinizi hiç zorlamayın, bırakın vücut o savaşı versin, kalkıp ev temizlemeye ya da bilgisayar başında çalışmaya zorlamak sadece o ateşi daha da körüklüyor, bizzat denedim oradan biliyorum.

Bizim karşı komşu geçen kış yakalandığında durup dururken acayip bir ishal ve mide bulantısıyla başlamıştı işe, biz de gıda zehirlenmesi sanmıştıp ama test pozitif çıkınca anladık dalgayı... Enteratit belirtiler, yani şu mide-bağırsak sistemini vuran semptomlar aslında çok sinsi çünkü kimse ilk aşamada korona ile bağdaştırmıyor bunu. Kusma, karın ağrısı veya geçmeyen bir ishal varsa, aklınızın bir köşesinde hep o şüphe dursun derim. Virüs aceleci, akciğere inmeden önce bazen sindirim sisteminde kendine bir yer açıp orayı darmadağın etmeyi çok seviyor...

Geçen gün bir makalede okumuştum, hani şu "beyin sisi" dedikleri, insanın konsantre olamaması, kelimeleri unutması durumu var ya, o da bu belanın bir parçasıymış meğer... Koltuğa uzanmış televizyona bakarken kumandanın adını unuttuğumu, eşime "şeyi versene" dediğimi hatırlıyorum, insan kendini bir an yaşlanmış gibi hissediyor. Hafif kafa karışıklığı, sürekli bir uyku hali, sanki rüyada yürüyormuşsun gibi bir his... Eğer sizde de bu aralar böyle bir dalgınlık, odaklanamama durumu varsa hemen yorgunluğa yormayın, virüsün merkezi sinir sistemine attığı o küçük çentiklerden biri olabilir bu.

Bir arkadaşım anlatmıştı, çocukta ne ateş oldu ne öksürük, sadece bacaklarında ve belinde öyle bir kas ağrısı başlamış ki çocuk hüngür hüngür ağlıyordu yatakta... Miyalji diyorlar tıpta buna, yani virüsün kas liflerinde yarattığı o yoğun inflamasyon, o iltihap hali. Yataktan kalkıp tuvalete gitmek bile bir Everest'e tırmanmak gibi geliyor insana, eklemlerin sanki paslanmış gibi gıcırdıyor. Böyle bir durumda yapılacak en akıllıca şey, o ağrı kesicilere sarılmadan önce bir doktora görünmek, çünkü her ilaç bu virüsün sevdiği cinsten olmayabiliyor...

Peki ya o nefes darlığı hissi başladığında insanın kalbinde beliren o ince korku panik dalgası... Göğsünün üstüne birisi oturmuş gibi olur, derin bir nefes çekmek istersin ama o hava bir türlü ciğerlerinin en altına ulaşmaz, yarı yolda kalır sanki. İşte bu aşama, işin şakaya gelmeyeceği, "evde dinleneyim geçer" denmeyeceği o kritik dönemeç. Satürasyon, yani kandaki oksijen seviyesi tıkır tıkır aşağı düşerken insan fark etmeyebiliyor bazen, o yüzden evde bir pulse oximetre bulundurmak hayat kurtarır, benden size dost tavsiyesi.
 
Geri