Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Küçücük bir çocuk düşünün, daha derdini kelimelere dökemiyor ama içten içe yanıyor, sabahlara kadar o minicik bedeniyle ne yapacağını bilemeden kıvranıp duruyor; o sessiz çığlığı fark edememek var ya, insanın yüreğini sızlatıyor işte.
Gece yarısı ansızın başlayan o huysuzluk, susmak bilmeyen çığlıklar aslında bize bir şeyin yolunda gitmediğini haykırıyor, yani minicik kuzunun vücudu alarm veriyor da bizim saf saf diş buğdayına ya da büyüme atağına yormamız yok mu, vallahi adama koyuyor.
Tuvalete her girdiğinde o minik yüzün ekşimesi, altını açtığınızda gelen o keskin koku, altını ıslatan çocuğun birden bire altına kaçırmaya başlaması normal mi sanıyorsunuz, yok canım ne münasebet, ortada ateşli bir düşman var.
Kimi zaman öyle sinsi geliyor ki bu bela, sadece geçmeyen bir halsizlik, rengi solmuş solgun bir yüz ve nedensiz bir iştahsızlık olarak çıkıyor karşımıza; çocuk yemeği görüp tabağı itiyor, "anne midem bulanıyor" der gibi bakıyor gözlerimizin içine.
Bizler ebeveyn olarak evladımızın o sararmış benzine bakıp "Acaba bugün üşüttü mü?" diye havadan sudan bahaneler ararken, içeride minik idrar yolları adeta bir yangın yeri gibi kavruluyor, farkına varamazsak yazık değil mi o yavrucağa.
Bir bakıyorsun çocuk durup dururken ağlamaya başlıyor, sanki canından can kopuyor, tuvalet kapısında "Anne yapamıyorum, canım acıyor" der gibi bükülen o boyun yok mu, insanın inanın ciğerini dağlıyor, günlerce uykusuz bırakıyor.
Ateşin birdenbire otuz sekiz, otuz dokuz derecelere fırlaması, sebebini bulamadığımız o titremeler, narin tenin sıcaklıktan kavrulması... Abi ya, bu işin şakası yok, kaç kere dedik doktora gidin diye ama biz hep yorgunluğa verdik.
Kendi kendine mırıldanıp duruyor insan, "Nasıl anlamadım, nasıl fark etmedim o garip kokuyu?" diye, o yüzden diyorum ki gözünüzü seveyim evladınızın her tuvalet alışkanlığındaki en ufak bir değişimi bile sakın es geçmeyin.
Gece yarısı ansızın başlayan o huysuzluk, susmak bilmeyen çığlıklar aslında bize bir şeyin yolunda gitmediğini haykırıyor, yani minicik kuzunun vücudu alarm veriyor da bizim saf saf diş buğdayına ya da büyüme atağına yormamız yok mu, vallahi adama koyuyor.
Tuvalete her girdiğinde o minik yüzün ekşimesi, altını açtığınızda gelen o keskin koku, altını ıslatan çocuğun birden bire altına kaçırmaya başlaması normal mi sanıyorsunuz, yok canım ne münasebet, ortada ateşli bir düşman var.
Kimi zaman öyle sinsi geliyor ki bu bela, sadece geçmeyen bir halsizlik, rengi solmuş solgun bir yüz ve nedensiz bir iştahsızlık olarak çıkıyor karşımıza; çocuk yemeği görüp tabağı itiyor, "anne midem bulanıyor" der gibi bakıyor gözlerimizin içine.
Bizler ebeveyn olarak evladımızın o sararmış benzine bakıp "Acaba bugün üşüttü mü?" diye havadan sudan bahaneler ararken, içeride minik idrar yolları adeta bir yangın yeri gibi kavruluyor, farkına varamazsak yazık değil mi o yavrucağa.
Bir bakıyorsun çocuk durup dururken ağlamaya başlıyor, sanki canından can kopuyor, tuvalet kapısında "Anne yapamıyorum, canım acıyor" der gibi bükülen o boyun yok mu, insanın inanın ciğerini dağlıyor, günlerce uykusuz bırakıyor.
Ateşin birdenbire otuz sekiz, otuz dokuz derecelere fırlaması, sebebini bulamadığımız o titremeler, narin tenin sıcaklıktan kavrulması... Abi ya, bu işin şakası yok, kaç kere dedik doktora gidin diye ama biz hep yorgunluğa verdik.
Kendi kendine mırıldanıp duruyor insan, "Nasıl anlamadım, nasıl fark etmedim o garip kokuyu?" diye, o yüzden diyorum ki gözünüzü seveyim evladınızın her tuvalet alışkanlığındaki en ufak bir değişimi bile sakın es geçmeyin.