Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Ağzındaki o gizli sızı geceleri uyutmuyorsa, ortada hiç de masum bir durum yok demektir. Çiğneme esnasında aniden girip çıkan, sonra bir anda buharlaşan o keskin sancı... Bir şey ısırdığın an şimşek çakar gibi hissettirir ama dişini sıktığında hiçbir şey yokmuş gibi davranır. Odontalji dediğimiz o diş ağrısı her zaman düzgün bir çürükten kaynaklanmaz işte. Bazen mikroskopik seviyede bir hairline fracture, yani gözle görülmeyen minik bir hairline çatlağı dikey yönde mine dokusunu boydan boya katetmiştir de ruhun bile duymaz.
O sıcak çorbayı kaşıklarken ya da buz gibi bir su yudumladığında dişinde beliren o ani hassasiyet var ya, kesinlikle tesadüf değil abi. Pulpa dokusu, yani dişin o en canlı, nörolojik olarak en hassas damar-sinir paketi, çatlağın arasından sızan ısı değişimleriyle doğrudan temas kuruyor çünkü. Sıcak ve soğuk uyaranlar dentin kanalları üzerinden içeri sızdıkça, o bölgedeki sıvı hareketi hızlanır ve odontoblastik uzantıları adeta hırpalar. Yani senin anlayacağın, dokunmadığın sürece sessiz kalan ama sıcak-soğuk hissedince çıldıran bir dişin varsa, çatlak mikro düzeyde genişliyor demektir...
Aynanın karşısına geçip dakikalarca ağzının içine baksan da o çatlağı kendi kendine bulma ihtimalin neredeyse sıfır. Çünkü enamel dokusundaki bu kılcal ayrışmalar röntgende, hatta en gelişmiş periapikal radyografilerde bile çoğu zaman iz bırakmaz, göremezsin. Yılların gazetecilik refleksiyle söylüyorum; görünmeyen şey yok demek değildir, sadece saklanmayı iyi biliyordur! Diş hekimleri bile özel boyama ajanları olan methylene blue kullanmadan ya da transillüminasyon denilen ışık geçirme yöntemine başvurmadan bu mikro yarıkları teşhis etmekte epey zorlanır.
Çiğneme kasların, özellikle de m. masseter denilen o güçlü çene kasın, bilinçsizce dişlerini sıkarken aslında kendi dişini kendi ellerinle kırmaya çalışıyor olabilir mi? Gece uykusunda gerçekleşen bruksizm, yani o meşhur diş gıcırdatma illeti, dentin üzerindeki mekanik stresi tavan yaptırır. Yıllarca süren bu aksiyal yüklenme en sonunda mine prizmalarını yorar ve bom! Bir gün bir bakmışsın ki taze fındık kırarken veya sert bir ekmek kabuğu ısırırken o doku bütünlüğü aniden pes etmiş...
Diş etindeki o sebepsiz görünen şişlik ve lokalize periodontal cep var ya, işte o durum çatlağın artık kaskatı bir gerçek olduğunun açık kanıtıdır. Mikrobiyal patojenler çatlak çizgisini bir otoyol gibi kullanarak periodontal dokulara kadar sızar ve orada mikro apseleşmelere yol açar. Bakislerin içeriye hücum etmesiyle birlikte kemik kaybı başlar, diş eti çekilir, o bölge dokundukça sızlamaya başlar. Vallahi billahi diyorum, diş etindeki o küçücük kızarıklığı "canım ne olacak" deyip geçiştirirsen, günün sonunda o dişi çekim ç anyasına teslim etmek zorunda kalırsın.
Besin artıklarının diş aralarında sürekli takılı kalması ve ne yaparsan yap o bölgedeki baskı hissinden kurtulamaman sadece arayüz çürüğü işareti midir sanıyorsun? Bazen çatlak çizgi, dikey düzlemde kök kanalına doğru uzandıkça iki dikey parça birbirinden hafifçe uzaklaşır ve mikro bir kavitasyon alanı yaratır. Sen ağzını her kapattığında o iki parça esner, mikro hareketlerle diş etini irrite eder. Sonra uğraş dur, dikey periodontal harabiyet gelişti mi geliştikçe gelişir...
Hemen yarın sabah işini iyi bilen bir endodontiste görünmek dışında hiçbir mantıklı seçeneğin yok dostum. Erken evrede yakalanan dentinal çatlaklar composite bonding veya full crown dediğimiz kuron kaplamalarla cıvatayla sıkılmış gibi sabitlenebilir, kurtarılabilir. Ama o çatlak pulpa odasını geçip furkasyon bölgesine, yani köklerin birleştiği noktaya kadar inerse... İşte o zaman yapılacak hiçbir kanal tedavisi, hiçbir komplike protetik müdahale seni kurtaramaz, dişini söke söke alırlar.
O sıcak çorbayı kaşıklarken ya da buz gibi bir su yudumladığında dişinde beliren o ani hassasiyet var ya, kesinlikle tesadüf değil abi. Pulpa dokusu, yani dişin o en canlı, nörolojik olarak en hassas damar-sinir paketi, çatlağın arasından sızan ısı değişimleriyle doğrudan temas kuruyor çünkü. Sıcak ve soğuk uyaranlar dentin kanalları üzerinden içeri sızdıkça, o bölgedeki sıvı hareketi hızlanır ve odontoblastik uzantıları adeta hırpalar. Yani senin anlayacağın, dokunmadığın sürece sessiz kalan ama sıcak-soğuk hissedince çıldıran bir dişin varsa, çatlak mikro düzeyde genişliyor demektir...
Aynanın karşısına geçip dakikalarca ağzının içine baksan da o çatlağı kendi kendine bulma ihtimalin neredeyse sıfır. Çünkü enamel dokusundaki bu kılcal ayrışmalar röntgende, hatta en gelişmiş periapikal radyografilerde bile çoğu zaman iz bırakmaz, göremezsin. Yılların gazetecilik refleksiyle söylüyorum; görünmeyen şey yok demek değildir, sadece saklanmayı iyi biliyordur! Diş hekimleri bile özel boyama ajanları olan methylene blue kullanmadan ya da transillüminasyon denilen ışık geçirme yöntemine başvurmadan bu mikro yarıkları teşhis etmekte epey zorlanır.
Çiğneme kasların, özellikle de m. masseter denilen o güçlü çene kasın, bilinçsizce dişlerini sıkarken aslında kendi dişini kendi ellerinle kırmaya çalışıyor olabilir mi? Gece uykusunda gerçekleşen bruksizm, yani o meşhur diş gıcırdatma illeti, dentin üzerindeki mekanik stresi tavan yaptırır. Yıllarca süren bu aksiyal yüklenme en sonunda mine prizmalarını yorar ve bom! Bir gün bir bakmışsın ki taze fındık kırarken veya sert bir ekmek kabuğu ısırırken o doku bütünlüğü aniden pes etmiş...
Diş etindeki o sebepsiz görünen şişlik ve lokalize periodontal cep var ya, işte o durum çatlağın artık kaskatı bir gerçek olduğunun açık kanıtıdır. Mikrobiyal patojenler çatlak çizgisini bir otoyol gibi kullanarak periodontal dokulara kadar sızar ve orada mikro apseleşmelere yol açar. Bakislerin içeriye hücum etmesiyle birlikte kemik kaybı başlar, diş eti çekilir, o bölge dokundukça sızlamaya başlar. Vallahi billahi diyorum, diş etindeki o küçücük kızarıklığı "canım ne olacak" deyip geçiştirirsen, günün sonunda o dişi çekim ç anyasına teslim etmek zorunda kalırsın.
Besin artıklarının diş aralarında sürekli takılı kalması ve ne yaparsan yap o bölgedeki baskı hissinden kurtulamaman sadece arayüz çürüğü işareti midir sanıyorsun? Bazen çatlak çizgi, dikey düzlemde kök kanalına doğru uzandıkça iki dikey parça birbirinden hafifçe uzaklaşır ve mikro bir kavitasyon alanı yaratır. Sen ağzını her kapattığında o iki parça esner, mikro hareketlerle diş etini irrite eder. Sonra uğraş dur, dikey periodontal harabiyet gelişti mi geliştikçe gelişir...
Hemen yarın sabah işini iyi bilen bir endodontiste görünmek dışında hiçbir mantıklı seçeneğin yok dostum. Erken evrede yakalanan dentinal çatlaklar composite bonding veya full crown dediğimiz kuron kaplamalarla cıvatayla sıkılmış gibi sabitlenebilir, kurtarılabilir. Ama o çatlak pulpa odasını geçip furkasyon bölgesine, yani köklerin birleştiği noktaya kadar inerse... İşte o zaman yapılacak hiçbir kanal tedavisi, hiçbir komplike protetik müdahale seni kurtaramaz, dişini söke söke alırlar.