Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Motor kaputunu kaldırdığınızda o karmaşık hortumların, kablo demetlerinin arasında sessizce duran küçücük bir parça vardır; işte o parça arabanın adeta akciğer solunumunu düzenler. Ford’un özellikle TDCi ve EcoBoost motorlarında emme manifoldunun hemen girişine konumlandırılan bu kütlesel hava akış sensörü, içeri giren havanın miktarını ve yoğunluğunu anlık olarak ölçüp motor kontrol ünitesine iletir. Sıcak tel teknolojisiyle çalışan bu minik devre, geçen havanın teli soğutma miktarına göre direnç değiştirir ve voltaj sinyali üretir... Sinyal şaşarsa ne mi olur? Motor ne kadar yakıt püskürteceğini bilemez hale gelir, zengin ya da fakir karışım tüneline girer araç.
Aniden gaza bastığınızda araba duraksıyor mu, arkadan siyah duman atıp kendi kendini heder mi ediyor? Yakıt enjektörlerine giden sinyaller tam da bu sensörün gönderdiği veriye göre şekillenir çünkü. Sensörün üzerindeki o hassas platin tel zamanla motor havalandırmasından gelen yağ buharıyla, yollardaki tozla ve filtreyi geçen mikro partiküllerle kaplanır. Yağlanmış bir sensör teli havayı doğru hissetmez, ecu’ya “içeri az hava giriyor” der ama aslında giren hava çoktan silindirlere dolmuştur bile. Aracın çekişten düşmesi, rölantide ibrenin sürekli dalgalanması hep bu yanlış sinyal trafiğinin eseri.
Bazen arıza lambası panelde sinsi sinsi yanar, bazen de hiçbir hata kodu vermeden araba uyuşur kalır. Oysa bir OBD cihazı bağladığınızda canlı verilerde g/s cinsinden okunan hava debisi değerinin rölantide çakılı kalması ya da ivmelenirken sapıtması her şeyi açıkça kanıtlar. Ford Focus veya Kuga kullanıcılarının sıkça yaşadığı o aniden güç kesme, gaza basınca aracın isteksizce böğürmesi durumu... Ustaya götürürsünüz, turbo bitti derler, enjektör revizyonu lazım derler, oysa sorun bazen sadece birkaç yüz liralık bir temizleme spreyinde gizlidir.
Temizlemeye kalkışırken o hassas elemanlara sert bir cisimle dokunmak, beyni yanan bir sensörle baş başa kalmak demektir. Yağsız kontak spreyi veya özel MAF temizleyicisi dışında hiçbir kimyasal sprey o mikro devrelere sürülmemeli... Sıkacaksınız, kendi kendine kurumasını bekleyeceksiniz, asla bezle silmeye çalışmayacaksınız. Hatta hava filtresi kutusunun tam oturduğundan ve kaliteli bir filtre kullanıldığından emin olmak şart; çünkü yan sanayi kalitesiz filtreler lif dökerek bu sensörün canına okuyor.
Hava-yakıt oranının ideal stokiometrik seviye olan 14.7:1 oranında kalabilmesi tamamen bu ölçümün doğruluğuna bağlıdır. Sensör voltajı 0.5 volt ile 4.5 volt arasında dalgalanırken oluşacak küçücük bir ohm sapması, aracın yüz kilometrede iki litre fazla yakmasına yol açar. Yakıt tüketiminiz bir anda tavan yaptıysa, egzozdan çiğ benzin veya ağır bir dizel kokusu geliyorsa gözler doğrudan bu küçük parçaya çevrilmeli.
Değişim gerektiğinde ise piyasadaki ucuz muadillerden uzak durmakta fayda var; çünkü o yan sanayi parçaların kalibrasyonu Ford’un motor haritasıyla asla birebir tutmaz. Orijinal OE üretici damgalı bir sensör takılmadığı sürece araba o akıcı sürüş hissini yeniden yakalayamaz, tekleme bitti sansanız bile üst devirlerde nefesi yine kesilir. Kablo tesisatındaki soket oksitlenmelerini, kırılmış veya çatlamış emme hortumlarını da gözden kaçırmamak gerek tabii... Sensör sağlam olsa bile hortumdan kaçak hava giriyorsa, ölçülen hava ile silindire giren hava birbirini tutmayacaktır neticede.
Aniden gaza bastığınızda araba duraksıyor mu, arkadan siyah duman atıp kendi kendini heder mi ediyor? Yakıt enjektörlerine giden sinyaller tam da bu sensörün gönderdiği veriye göre şekillenir çünkü. Sensörün üzerindeki o hassas platin tel zamanla motor havalandırmasından gelen yağ buharıyla, yollardaki tozla ve filtreyi geçen mikro partiküllerle kaplanır. Yağlanmış bir sensör teli havayı doğru hissetmez, ecu’ya “içeri az hava giriyor” der ama aslında giren hava çoktan silindirlere dolmuştur bile. Aracın çekişten düşmesi, rölantide ibrenin sürekli dalgalanması hep bu yanlış sinyal trafiğinin eseri.
Bazen arıza lambası panelde sinsi sinsi yanar, bazen de hiçbir hata kodu vermeden araba uyuşur kalır. Oysa bir OBD cihazı bağladığınızda canlı verilerde g/s cinsinden okunan hava debisi değerinin rölantide çakılı kalması ya da ivmelenirken sapıtması her şeyi açıkça kanıtlar. Ford Focus veya Kuga kullanıcılarının sıkça yaşadığı o aniden güç kesme, gaza basınca aracın isteksizce böğürmesi durumu... Ustaya götürürsünüz, turbo bitti derler, enjektör revizyonu lazım derler, oysa sorun bazen sadece birkaç yüz liralık bir temizleme spreyinde gizlidir.
Temizlemeye kalkışırken o hassas elemanlara sert bir cisimle dokunmak, beyni yanan bir sensörle baş başa kalmak demektir. Yağsız kontak spreyi veya özel MAF temizleyicisi dışında hiçbir kimyasal sprey o mikro devrelere sürülmemeli... Sıkacaksınız, kendi kendine kurumasını bekleyeceksiniz, asla bezle silmeye çalışmayacaksınız. Hatta hava filtresi kutusunun tam oturduğundan ve kaliteli bir filtre kullanıldığından emin olmak şart; çünkü yan sanayi kalitesiz filtreler lif dökerek bu sensörün canına okuyor.
Hava-yakıt oranının ideal stokiometrik seviye olan 14.7:1 oranında kalabilmesi tamamen bu ölçümün doğruluğuna bağlıdır. Sensör voltajı 0.5 volt ile 4.5 volt arasında dalgalanırken oluşacak küçücük bir ohm sapması, aracın yüz kilometrede iki litre fazla yakmasına yol açar. Yakıt tüketiminiz bir anda tavan yaptıysa, egzozdan çiğ benzin veya ağır bir dizel kokusu geliyorsa gözler doğrudan bu küçük parçaya çevrilmeli.
Değişim gerektiğinde ise piyasadaki ucuz muadillerden uzak durmakta fayda var; çünkü o yan sanayi parçaların kalibrasyonu Ford’un motor haritasıyla asla birebir tutmaz. Orijinal OE üretici damgalı bir sensör takılmadığı sürece araba o akıcı sürüş hissini yeniden yakalayamaz, tekleme bitti sansanız bile üst devirlerde nefesi yine kesilir. Kablo tesisatındaki soket oksitlenmelerini, kırılmış veya çatlamış emme hortumlarını da gözden kaçırmamak gerek tabii... Sensör sağlam olsa bile hortumdan kaçak hava giriyorsa, ölçülen hava ile silindire giren hava birbirini tutmayacaktır neticede.