Cengiz Demir
Kayıtlı Kullanıcı
Aynaya bakıyorsun, yüzün hala fena değil, gözlerin canlı ama o çene çizgisinin altı... İşte orası hikayeyi ele veriyor maalesef. Zamanla yer çekimine yenik düşen o hassas deri, yavaşça aşağıya doğru kaymaya başlıyor ve o eski keskin hatlar bir bakmışsın ki buğulanmış. Aslında boyun germe ameliyatı dediğimiz şey tam olarak o sarkan, formunu kaybeden dokuları eski yerine kibarca davet etme sanatı. Kulak arkasından ya da bazen saçlı derinin içinden açılan o küçük, gizli yollardan giriliyor içeriye.
Cerrahın eli orada adeta bir terzi gibi çalışıyor diyebiliriz, çünkü amaç sadece deriyi gerip bırakmak değil, altındaki o asıl taşıyıcı kas tabakasını, hani şu platisma dedikleri yapıyı yukarıya doğru güzelce asmak. Sadece deriyi çekersen ne olur biliyor musun; o yapay, rüzgara karşı yürüyormuş gibi duran gergin ve tuhaf görüntü çıkar ortaya ki, aman diyeyim, hiç istemeyiz. Kaslar içeriden sıkıca toparlanınca, üstteki deri zaten kendiliğinden o pürüzsüz hatlara kavuşuyor. Vallahi billahi işin sırrı deride değil, o derinin altındaki görünmeyen mimaride saklı.
Gıdı bölgesi bazen öyle inatçı oluyor ki, ne diyet dinliyor ne spor. Eğer orada birikmiş bir yağ dokusu da varsa, germe işlemine geçmeden önce minicik bir kanülle o fazlalığı oradan nazikçe çekmek gerekebiliyor. Liposuction ile boyun germe el ele verdiğinde ortaya çıkan sonuç gerçekten insanı aynalarla yeniden barıştırıyor. Sonra o sarkan fazla deri kısmı... Yani ne kadar gerekiyorsa o kadarı, milimetrik hesaplarla kesilip alınıyor oradan.
Ameliyat bittiğinde boynuna sarılan o özel bandaj biraz can sıkıcı gelebilir ilk günlerde, kabul ediyorum. Ama o baskı, içerideki dokuların birbirine kaynaması ve ödemin erkenden dağılması için o kadar hayati ki... Birkaç gün dişini sıkacaksın artık, ne yapalım, her güzel şeyin bir zahmeti oluyor işte. Zaten ağrı sızı öyle sandığın gibi dayanılmaz boyutlarda falan olmuyor, basit ağrı kesicilerle gayet rahat atlatılıyor o süreç.
Kulak arkasındaki o incecik çizgiler peki? İnan bana, zamanla o kadar güzel solup gidiyorlar ki, saçını arkadan topladığında bile kimsenin ruhu duymuyor oralara bir neşter değdiğini. Tabii burada cerrahın dikiş tekniği ve senin cildinin iyileşme potansiyeli çok büyük etken. Bazı ciltler var, adeta hafızasız gibi, hemen unutuveriyor yarayı...
İyileşme dönemi sabır işi, aceleye gelmez. İlk haftalarda biraz morluk, biraz şişlik olması kadar doğal bir şey yok, sakın korkup da enseyi karartma. Kafayı çok fazla sağa sola çevirmeden, hafifçe dik tutarak uyumak bu dönemde en büyük yardımcın olacak. Zaten o boyundaki gerginlik hissi, dokuların içeride yeniden organize olduğunu gösteren tatlı bir işaret aslında.
Şöyle bir iki ay geçip de o ödemler tamamen çözüldüğünde, profil fotoğraflarında o eski gölgeyi görmemek insanı öyle bir hafifletiyor ki... Kendine olan o güvenin geri gelişi, boynunun o kuğu gibi duruşu...
Cerrahın eli orada adeta bir terzi gibi çalışıyor diyebiliriz, çünkü amaç sadece deriyi gerip bırakmak değil, altındaki o asıl taşıyıcı kas tabakasını, hani şu platisma dedikleri yapıyı yukarıya doğru güzelce asmak. Sadece deriyi çekersen ne olur biliyor musun; o yapay, rüzgara karşı yürüyormuş gibi duran gergin ve tuhaf görüntü çıkar ortaya ki, aman diyeyim, hiç istemeyiz. Kaslar içeriden sıkıca toparlanınca, üstteki deri zaten kendiliğinden o pürüzsüz hatlara kavuşuyor. Vallahi billahi işin sırrı deride değil, o derinin altındaki görünmeyen mimaride saklı.
Gıdı bölgesi bazen öyle inatçı oluyor ki, ne diyet dinliyor ne spor. Eğer orada birikmiş bir yağ dokusu da varsa, germe işlemine geçmeden önce minicik bir kanülle o fazlalığı oradan nazikçe çekmek gerekebiliyor. Liposuction ile boyun germe el ele verdiğinde ortaya çıkan sonuç gerçekten insanı aynalarla yeniden barıştırıyor. Sonra o sarkan fazla deri kısmı... Yani ne kadar gerekiyorsa o kadarı, milimetrik hesaplarla kesilip alınıyor oradan.
Ameliyat bittiğinde boynuna sarılan o özel bandaj biraz can sıkıcı gelebilir ilk günlerde, kabul ediyorum. Ama o baskı, içerideki dokuların birbirine kaynaması ve ödemin erkenden dağılması için o kadar hayati ki... Birkaç gün dişini sıkacaksın artık, ne yapalım, her güzel şeyin bir zahmeti oluyor işte. Zaten ağrı sızı öyle sandığın gibi dayanılmaz boyutlarda falan olmuyor, basit ağrı kesicilerle gayet rahat atlatılıyor o süreç.
Kulak arkasındaki o incecik çizgiler peki? İnan bana, zamanla o kadar güzel solup gidiyorlar ki, saçını arkadan topladığında bile kimsenin ruhu duymuyor oralara bir neşter değdiğini. Tabii burada cerrahın dikiş tekniği ve senin cildinin iyileşme potansiyeli çok büyük etken. Bazı ciltler var, adeta hafızasız gibi, hemen unutuveriyor yarayı...
İyileşme dönemi sabır işi, aceleye gelmez. İlk haftalarda biraz morluk, biraz şişlik olması kadar doğal bir şey yok, sakın korkup da enseyi karartma. Kafayı çok fazla sağa sola çevirmeden, hafifçe dik tutarak uyumak bu dönemde en büyük yardımcın olacak. Zaten o boyundaki gerginlik hissi, dokuların içeride yeniden organize olduğunu gösteren tatlı bir işaret aslında.
Şöyle bir iki ay geçip de o ödemler tamamen çözüldüğünde, profil fotoğraflarında o eski gölgeyi görmemek insanı öyle bir hafifletiyor ki... Kendine olan o güvenin geri gelişi, boynunun o kuğu gibi duruşu...