Böbrek taşı tekrar oluşur mu?

Böbrek taşı tekrar oluşur mu?

Sibel Hoca

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
13 Haz 2026
Mesajlar
368
Tepkime puanı
0
Sibel Hoca
Taşı bir kere düşürenin o kabusu ömrü boyunca unutamadığı acı bir gerçektir. Yüzde elli şansınız var desem... Düşürdükten sonraki beş ila on yıl içinde o taşın kapınızı yeniden çalma ihtimali neredeyse yarı yarıyadır. İstisnalar elbette var. Vallahi insan bir kere o kıvrandıran acıyı çekince "Bir daha asla!" diye yeminler ediyor ama metabolizma pek de öyle düşünmüyor sanırım. Taşın kaynağı yerli yerinde duruyorsa, o küçük kristaller usulca bir araya gelip yine aynı dertleri başınıza sarıyor. Aynı karanlık senaryo, aynı sancılı süreç, farklı bir zaman diliminde tekrar vizyona giriyor yani.

Günde içtiğiniz su miktarını sorsam, muhtemelen gayet emin bir tavırla "Yeterince içiyorum" diyeceksiniz. Halbuki çay ve kahve suyun yerini asla tutmuyor maalesef... Bardağı doldurup yudum yudum o saf suyu bedene kazandırmadıktan sonra, böbrek o süzme işini hakkıyla yapamaz. İdrar renginiz size aslında içeride kopan fırtınayı açıkça söylüyor; koyulaştıkça "Bana su ver!" diye bağırıyor içeriden bir yerler. Açık sarı, su gibi berrak bir renk görmeniz lazım oysa. Abi ya, bazen bu kadar basit, el altındaki bir çözümü nasıl atlıyoruz gerçekten anlamıyorum. Bedeni kuruyan bir nehir yatağı gibi düşünün, su gürül gürül akmazsa o yatakta taş da birikir, toprak da.

Tuzluğu masadan tamamen kaldırmaya ne dersiniz mesela? Sodyum denen o sinsi madde, kalsiyumu idrara doğru itip böbrek havuzunda taşlaşmaya resmen davetiye çıkarıyor. Yemeğin tadına bile bakmadan o tuzu yemeğe boca edenlerden misiniz yoksa? Yapmayın bunu. Kalsiyumu kesmek gibi çok eski ve maalesef çok yanlış bir inanca kapılanlar da var hala etrafımızda. Billahi en büyük hatayı tam da burada yapıyoruz... Kalsiyum bağırsakta oksalatı güzelce bağlayıp vücuttan atılmasını sağlıyor, yani o sütü usulca içeceksiniz. Peyniri kararında tüketeceksiniz. Kalsiyumdan köşe bucak kaçmak yerine, oksalat zengini demli çayı, çikolatayı, o çok sevdiğiniz ıspanağı biraz frenlemek çok daha akıllıca.

Genetik mirasımız bazen omuzlarımıza tahmin edemeyeceğimiz kadar ağır yükler bindirebiliyor. Ailenizde, kan bağınız olanlarda sıkı bir taş hikayesi varsa, o kristallerin sizin de böbreğinizde uzun süreli misafir olma ihtimali haliyle yükseliyor. Kader demiyorum buna elbette. Sadece biraz daha uyanık, biraz daha tedbirli olmanız gereken özel bir durum var ortada. Düzenli kontrolleri yıllarca aksatıp da hiçbir şey yokmuş gibi yaşamak pek akıl karı değil... Yılda en azından bir kez sıradan bir ultrasona girmek, o sinsi kristalleri henüz bir kum tanesiyken yakalama şansı verir size. O taş birdenbire koca bir kayaya dönüşmüyor çünkü, günbegün, milim milim, sessizce büyüyor orada.

Stresin bedendeki asit yükünü feci şekilde artırıp böbrekleri nasıl derinden yorduğunu hesaba katanımız pek azdır. Hayatın o nefes kesen, yorucu temposunda durmayı unuttuğumuz anlarda, inanın böbrekler de bizimle birlikte o tarifsiz gerginliği çekiyor. Derin bir nefes alıp rahatlamak, sadece yorgun zihne değil o fasulye şeklindeki iki küçük, mucizevi süzgece de huzur veriyor aslında... Sabahları güne koca bir bardak limonlu suyla başlamak, idrarın pH dengesini tatlı tatlı değiştirip o taşların birleşmesini engellemek için harika ve çok ucuz bir sır. Limondaki sitrat, taş oluşumuna adeta görünmez bir kalkan oluyor. Bedeninize biraz daha kulak verin, o sessiz çığlıklarını mutlaka duyacaksınız.
 
Geri