Ceren Kalaycı
Kayıtlı Kullanıcı
Geçmişte gazetecilik koridorlarında koştururken insan hikayelerinin ne kadar acımasız olabildiğini çok gördüm ama inanın bana o minicik taşların insana yaşattığı o sinsi sancı bambaşka bir kabustur, yani tam manasıyla insanın aklını başından alır. Vücudun içerisindeki o gizli limanda usulca büyüyen o lanet olası kristal yapı, bir gün ansızın öyle bir yoklar ki adamı, sanki bıçak saplıyorlar zannedersin. Tıp dünyası bu illetle baş edebilmek için yıllar boyunca kılı kırk yarmış, hastanın canı daha az yanmasın diye teknolojinin altını üstüne getirmiş valla. Eskiden o kocaman koca karı ilaçlarıyla ya da doğrudan neşterle dalarlarmış adama, şimdi ise işin rengi tamamen değişti tabii.
Hani şu dışarıdan ses dalgalarıyla taşı kum ufacık parçalarına ayırma olayı var ya, adı ESWL işte, adamın böbreğini patlatmadan hallediyorlar meseleyi. Uzmanlar oturmuş, hastanın taşı nerede konumlanmış, boyutu ne kadar milim, buna bakarak en az zahmetli yolu seçiyorlar günümüzde. Düşünsene abi, vücuduna hiçbir kesi atmadan dışarıdan tık tık ses dalgası veriyorlar ve o taş içeride adeta un ufak oluyor, sonra da sen tuvalete gittiğinde kendiliğinden dökülüp gidiyor. Ama tabii her taş buydu, ESWL ile çözülür diye bir kaide yok, bazı inatçı taşlar var ki ne yapsan mısır patlağı gibi patlamıyor meret.
İşte tam bu noktada, yani o ses dalgalarının yetmediği o inatçı vakalarda ureteroskopi denen o sihirli yöntem devreye giriyor ki gerçekten modern tıbbın adeta mucizesidir. Doktor içeriden incecik, kıvrılabilir bükülebilir optik kameralarla ta aşağıdan giriyor, böbreğin o ücra köşelerine kadar fark ettirmeden süzülüyor. Lazer teknolojisiyle o taşı yerinde bulduğu gibi pıt pıt vurup toz haline getiriyor, hatta o minik kalıntıları özel sepetçiklerle dışarı bile çekip alıyorlar. Hasta uyanıyor, bakıyor ki sırtında ne bir dikiş izi var ne de derin bir yara, sanki hiçbir şey olmamış gibi evine yürüyerek dönüyor vallahi.
Bazen de taş o kadar devasa boyutlara ulaşıyor ki, yukarıda anlattığımız o kameralı ince işçilikler yetmiyor, o zaman doktorlar perkütan nefrolitotomi denen o biraz daha ciddi operasyona başvurmak zorunda kalıyorlar. Sırt bölgesinden açılan parmak ucundan bile küçük o minicik delikten içeri girip devasa taşları doğrudan hedef alıyorlar, yani kısacası neşterin o korkunç yüzü tarihe karışıyor artık. Uzman tavsiyesi mi istiyorsun, aman diyeyim bol bol su iç, o taşı vücutta büyütmeden o akarsuyun gücüyle daha yolun başındayken söküp at. Çünkü ne kadar gelişmiş olursa olsun hiçbir ameliyat, o doğal korunma mekanizmasının ve erken önlemin yerini tutamaz aslında...
Hani şu dışarıdan ses dalgalarıyla taşı kum ufacık parçalarına ayırma olayı var ya, adı ESWL işte, adamın böbreğini patlatmadan hallediyorlar meseleyi. Uzmanlar oturmuş, hastanın taşı nerede konumlanmış, boyutu ne kadar milim, buna bakarak en az zahmetli yolu seçiyorlar günümüzde. Düşünsene abi, vücuduna hiçbir kesi atmadan dışarıdan tık tık ses dalgası veriyorlar ve o taş içeride adeta un ufak oluyor, sonra da sen tuvalete gittiğinde kendiliğinden dökülüp gidiyor. Ama tabii her taş buydu, ESWL ile çözülür diye bir kaide yok, bazı inatçı taşlar var ki ne yapsan mısır patlağı gibi patlamıyor meret.
İşte tam bu noktada, yani o ses dalgalarının yetmediği o inatçı vakalarda ureteroskopi denen o sihirli yöntem devreye giriyor ki gerçekten modern tıbbın adeta mucizesidir. Doktor içeriden incecik, kıvrılabilir bükülebilir optik kameralarla ta aşağıdan giriyor, böbreğin o ücra köşelerine kadar fark ettirmeden süzülüyor. Lazer teknolojisiyle o taşı yerinde bulduğu gibi pıt pıt vurup toz haline getiriyor, hatta o minik kalıntıları özel sepetçiklerle dışarı bile çekip alıyorlar. Hasta uyanıyor, bakıyor ki sırtında ne bir dikiş izi var ne de derin bir yara, sanki hiçbir şey olmamış gibi evine yürüyerek dönüyor vallahi.
Bazen de taş o kadar devasa boyutlara ulaşıyor ki, yukarıda anlattığımız o kameralı ince işçilikler yetmiyor, o zaman doktorlar perkütan nefrolitotomi denen o biraz daha ciddi operasyona başvurmak zorunda kalıyorlar. Sırt bölgesinden açılan parmak ucundan bile küçük o minicik delikten içeri girip devasa taşları doğrudan hedef alıyorlar, yani kısacası neşterin o korkunç yüzü tarihe karışıyor artık. Uzman tavsiyesi mi istiyorsun, aman diyeyim bol bol su iç, o taşı vücutta büyütmeden o akarsuyun gücüyle daha yolun başındayken söküp at. Çünkü ne kadar gelişmiş olursa olsun hiçbir ameliyat, o doğal korunma mekanizmasının ve erken önlemin yerini tutamaz aslında...