Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Çocuk parkında aniden beliren o kıpkırmızı yanaklar, çoğumuzun içini bir anda sızlatır, ateşi mi çıktı acaba diye panikleriz. Aslında ortada hemen korkulacak bir kriz yok, çocukluk çağının o masum ama bir o kadar şaşırtıcı virüslerinden biriyle karşı karşıyayız: Beşinci hastalık. Tıptaki adı Parvovirus B19 olan bu minik davetsiz misafir, çoğunlukla okul çağındaki çocukları hedef alıyor ve yüzlerinde sanki tokat yemişler gibi belirgin bir kızarıklık bırakıyor. Hani bazen anlamayız ya, çocuk birden halsizleşir, hafif bir burun akıntısı başlar da "Herhalde üşüttü" der geçeriz... İşte tam o sırada vücut içten içe bu virüsle savaşmaktadır bile.
Ebeveynlerin kâbusu gibi görünen o parlak kırmızı döküntüler ortaya çıktığında, işin garibi hastalığın bulaştırıcı dönemi çoktan bitmiş oluyor. İnsan ister istemez hayret ediyor; tam "Eyvah şimdi herkese bulaşacak" diye eve kapanıyoruz ama meğerse en tehlikeli, en bulaşıcı evreyi o hafif soğuk algınlığı belirtileriyle fark etmeden atlatmışız. Döküntü kızarıklıktan çıkıp vücuda yayıldıkça dantel gibi bir görüntü alır, kızarıklıklar birleşir, sonra bir bakarız ki yavaş yavaş kaybolmaya başlamış. Yani o çok korktuğumuz kırmızı yanaklar aslında hastalığın sonuna geldiğimizin, vücudun zafer ilan ettiğinin resmî bir kanıtı.
Yetişkinlere bulaştığında ise hikaye bambaşka bir hal alıyor, çocuklardaki o masum seyir bir anda değişiveriyor vallahi. Çocuklar döküntüyle iki günde ayağa kalkarken, biz yetişkinler eklem ağrısından yataktan çıkamaz hale gelebiliyoruz, özellikle de kadınlarda el ve ayak bilekleri sanki kireçlenmiş gibi sızım sızım sızlar. "Hani çocuk hastalığıydı bu, niye beni bu kadar perişan etti?" diye kendi kendimize sorar dururuz günlerce. Hatta bazen döküntü bile çıkmaz yetişkinlerde, sadece o feci eklem ağrılarıyla kalakalırsınız...
Hamilelik döneminde bu virüsle karşılaşmak ise bambaşka bir hassasiyet gerektiriyor, şakaya gelecek bir durum değil hiç. Eğer anne adayı daha önce bu hastalığı geçirmediyse ve hamileyken Parvovirus B19 ile temas ederse, virüs plasentayı geçip bebeğin alyuvarlarını etkileyebiliyor. Kimsenin moralini bozmak istemeyiz tabii ama önlem almak, okuldaki veya kreşteki salgınlardan hamileleri uzak tutmak hayati önem taşıyor. Öyle "Bir şey olmaz abi, çocuk hastalığı işte" deyip geçmemek, şüphe anında hemen bir doktora danışmak en doğrusu.
Özel bir ilacı ya da aşısı olmayan bir hastalıktan bahsediyoruz, vücut kendi savunma sistemini devreye sokup kendi başının çaresine bakmak zorunda. Yapabileceğimiz en iyi şey çocuğu bol su içirmeye teşvik etmek, dinlenmesini sağlamak ve ateşi yükselirse doktor önerisiyle basit bir ateş düşürücü vermek. Kimyasal ilaçlara boğmaya hiç gerek yok bünyeyi, vücut zaten o mükemmel mekanizmasıyla virüsü etkisiz hale getirmeyi gayet iyi biliyor. Biraz sabır, biraz sıcak bir çorba ve bolca dinlenme...
Bahar ve ilkbahar aylarında kreşlerde, okullarda bir anda patlak veren bu döküntü salgınları gözünüzü korkutmasın sakın. Hijyene, özellikle de o el yıkama alışkanlığına biraz daha dikkat ettik mi risk yarı yarıya düşüyor zaten. Çocuğunuzun yanağında o kızarıklığı gördüğünüzde panikle acil servislere koşmak yerine sakin kalın, sürecin doğal bir parçası olduğunu hatırlayın. Neticede bağışıklık sistemi dediğimiz şey de böyle ufak tefek savaşları kazana kazana güçleniyor, öyle değil mi?
Ebeveynlerin kâbusu gibi görünen o parlak kırmızı döküntüler ortaya çıktığında, işin garibi hastalığın bulaştırıcı dönemi çoktan bitmiş oluyor. İnsan ister istemez hayret ediyor; tam "Eyvah şimdi herkese bulaşacak" diye eve kapanıyoruz ama meğerse en tehlikeli, en bulaşıcı evreyi o hafif soğuk algınlığı belirtileriyle fark etmeden atlatmışız. Döküntü kızarıklıktan çıkıp vücuda yayıldıkça dantel gibi bir görüntü alır, kızarıklıklar birleşir, sonra bir bakarız ki yavaş yavaş kaybolmaya başlamış. Yani o çok korktuğumuz kırmızı yanaklar aslında hastalığın sonuna geldiğimizin, vücudun zafer ilan ettiğinin resmî bir kanıtı.
Yetişkinlere bulaştığında ise hikaye bambaşka bir hal alıyor, çocuklardaki o masum seyir bir anda değişiveriyor vallahi. Çocuklar döküntüyle iki günde ayağa kalkarken, biz yetişkinler eklem ağrısından yataktan çıkamaz hale gelebiliyoruz, özellikle de kadınlarda el ve ayak bilekleri sanki kireçlenmiş gibi sızım sızım sızlar. "Hani çocuk hastalığıydı bu, niye beni bu kadar perişan etti?" diye kendi kendimize sorar dururuz günlerce. Hatta bazen döküntü bile çıkmaz yetişkinlerde, sadece o feci eklem ağrılarıyla kalakalırsınız...
Hamilelik döneminde bu virüsle karşılaşmak ise bambaşka bir hassasiyet gerektiriyor, şakaya gelecek bir durum değil hiç. Eğer anne adayı daha önce bu hastalığı geçirmediyse ve hamileyken Parvovirus B19 ile temas ederse, virüs plasentayı geçip bebeğin alyuvarlarını etkileyebiliyor. Kimsenin moralini bozmak istemeyiz tabii ama önlem almak, okuldaki veya kreşteki salgınlardan hamileleri uzak tutmak hayati önem taşıyor. Öyle "Bir şey olmaz abi, çocuk hastalığı işte" deyip geçmemek, şüphe anında hemen bir doktora danışmak en doğrusu.
Özel bir ilacı ya da aşısı olmayan bir hastalıktan bahsediyoruz, vücut kendi savunma sistemini devreye sokup kendi başının çaresine bakmak zorunda. Yapabileceğimiz en iyi şey çocuğu bol su içirmeye teşvik etmek, dinlenmesini sağlamak ve ateşi yükselirse doktor önerisiyle basit bir ateş düşürücü vermek. Kimyasal ilaçlara boğmaya hiç gerek yok bünyeyi, vücut zaten o mükemmel mekanizmasıyla virüsü etkisiz hale getirmeyi gayet iyi biliyor. Biraz sabır, biraz sıcak bir çorba ve bolca dinlenme...
Bahar ve ilkbahar aylarında kreşlerde, okullarda bir anda patlak veren bu döküntü salgınları gözünüzü korkutmasın sakın. Hijyene, özellikle de o el yıkama alışkanlığına biraz daha dikkat ettik mi risk yarı yarıya düşüyor zaten. Çocuğunuzun yanağında o kızarıklığı gördüğünüzde panikle acil servislere koşmak yerine sakin kalın, sürecin doğal bir parçası olduğunu hatırlayın. Neticede bağışıklık sistemi dediğimiz şey de böyle ufak tefek savaşları kazana kazana güçleniyor, öyle değil mi?