Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Bebek bezi değiştirmek her ebeveynin rutinidir ama o bezi açtığınızda karşılaştığınız tablo bazen bütün gününüzü altüst etmeye yeter. Yıllarca sağlık haberciliği yaparken yüzlerce doktorla konuştum, binlerce vaka inceledim; size garanti ederim ki hiçbir anne baba o ilk ciddi ishal atağında soğukkanlı kalamıyor. Oysa meselenin özü oldukça net: Bebeklerin sindirim sistemi henüz emekleme aşamasında olan hassas bir makine gibi. En ufak bir rota virüsü, hijyenik olmayan bir emzik ya da mamaya yeni eklenen küçücük bir gıda maddesi bile o hassas dengeyi bir anda altüst edebiliyor.
Gözünüzün önünde eriyip biten o minik bedenin asıl düşmanı ishalin kendisi değil, vücuttan kayıp giden o paha biçilemez su. Vallahi billahi diyorum, ebeveynlerin en çok kaçırdığı nokta tam olarak burası. Çocuk cıvık kaka yapıyor diye hemen paniğe kapılıp ishali kesecek ilaçların peşine düşüyoruz ya, işte yapabileceğimiz en büyük yanlışlardan biri bu. Vücut orada bir enfeksiyonla savaşıyor, o zararlı organizmayı dışarı atmaya çalışıyor; biz ise o mekanizmayı durdurmaya çalışıyoruz... Olacak iş değil. Sizin tek yapmanız gereken, giden sıvıyı ve tuzu yerine koymak.
Diş çıkarma dönemleri tam bir şehir efsanesine dönüşmüş durumda, hangimiz bu tuzağa düşmedik ki? Salgısı artan bebeğin kakası biraz cıvır, evet, ama gün içinde beş altı kez su gibi bez dolduruyorsa orada durup bir düşünmek lazım. Diş falan değil o abi, bayağı bayağı bağırsakları işgal etmiş bir mikrop var ortada. Bebeğin göz kürelerine bakın, hafifçe içeri çökmüş mü, ağlarken gözyaşı geliyor mu, dudakları kuru mu? Eğer bu sorulara cevabınız evetse, hiç vakit kaybetmeden o doktorun yolunu tutacaksınız demektir.
Mama alan bebeklerde durum biraz daha çetrefilli bir hal alabiliyor açıkçası. Mamanın suyunu bir gıdım fazla koysan ayrı dert, az koysan ayrı... Bazen de çocukta laktoz intoleransı ya da inek sütü alerjisi oluyor da biz aylarca anlayamıyoruz. Kaka sürekli sulu, bebek sürekli huzursuz, karında bitmek bilmeyen bir gaz sancısı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini bağırsaklar zaten bas bas bağırıyor orada.
Eliniz ayağınıza dolaştığında refleks olarak hemen çocuk doktorunu aramak isteyeceksiniz, gayet insani bir durum bu. Ama doktora gitmeden önce evde ne yaptığınız, o süreci nasıl yönettiğiniz her şeyden çok daha kritik. Anne sütü alıyorsa emzirmeyi asla kesmeyin, hatta normalden iki kat daha sık memeye tutun o çocuğu. Anne sütü burada sadece bir gıda değil, mucizevi bir serum, doğal bir antibiyotik adeta.
Geleneksel kulaktan dolma bilgilerle hareket edip altı aylık bebeğe pirinç suyu, haşlanmış patates dayamaya çalışanları gördükçe saçımı başımı yolasım geliyor. Yapmayın gözünüzü seveyim. Bağırsak florası zaten altüst olmuş durumdayken bir de ağır nişastalarla o mideyi yormanın kime ne faydası var? Sıvı kaybı önlenmediği sürece verdiğiniz patatesin kakayı katılaştırması sadece yüzeysel bir illüzyondan ibaret kalır.
Hangi noktada kırmızı alarm vermemiz gerektiğini bilmek bir ebeveynin en büyük süper gücüdür. Ateş 38'in üzerine çıktıysa, kakada kan ya da sümüksü bir yapı görüyorsanız, bebek halsizlikten başını bile kaldıramıyorsa... İnanın bana, orada dakikaların bile önemi var. Hemen bir acil servise ya da kendi hekiminize başvurmanız şart.
Sonuçta bu süreç geçici, bağırsaklar kendini yenileyecek ve o ufaklık yine eski neşesine kavuşacak. Siz yeter ki paniğe teslim olup yanlış müdahalelerde bulunmayın, o minik vücudun savunma mekanizmasına güvenin ve sıvı desteğini bir an olsun ihmal etmeyin.
Gözünüzün önünde eriyip biten o minik bedenin asıl düşmanı ishalin kendisi değil, vücuttan kayıp giden o paha biçilemez su. Vallahi billahi diyorum, ebeveynlerin en çok kaçırdığı nokta tam olarak burası. Çocuk cıvık kaka yapıyor diye hemen paniğe kapılıp ishali kesecek ilaçların peşine düşüyoruz ya, işte yapabileceğimiz en büyük yanlışlardan biri bu. Vücut orada bir enfeksiyonla savaşıyor, o zararlı organizmayı dışarı atmaya çalışıyor; biz ise o mekanizmayı durdurmaya çalışıyoruz... Olacak iş değil. Sizin tek yapmanız gereken, giden sıvıyı ve tuzu yerine koymak.
Diş çıkarma dönemleri tam bir şehir efsanesine dönüşmüş durumda, hangimiz bu tuzağa düşmedik ki? Salgısı artan bebeğin kakası biraz cıvır, evet, ama gün içinde beş altı kez su gibi bez dolduruyorsa orada durup bir düşünmek lazım. Diş falan değil o abi, bayağı bayağı bağırsakları işgal etmiş bir mikrop var ortada. Bebeğin göz kürelerine bakın, hafifçe içeri çökmüş mü, ağlarken gözyaşı geliyor mu, dudakları kuru mu? Eğer bu sorulara cevabınız evetse, hiç vakit kaybetmeden o doktorun yolunu tutacaksınız demektir.
Mama alan bebeklerde durum biraz daha çetrefilli bir hal alabiliyor açıkçası. Mamanın suyunu bir gıdım fazla koysan ayrı dert, az koysan ayrı... Bazen de çocukta laktoz intoleransı ya da inek sütü alerjisi oluyor da biz aylarca anlayamıyoruz. Kaka sürekli sulu, bebek sürekli huzursuz, karında bitmek bilmeyen bir gaz sancısı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini bağırsaklar zaten bas bas bağırıyor orada.
Eliniz ayağınıza dolaştığında refleks olarak hemen çocuk doktorunu aramak isteyeceksiniz, gayet insani bir durum bu. Ama doktora gitmeden önce evde ne yaptığınız, o süreci nasıl yönettiğiniz her şeyden çok daha kritik. Anne sütü alıyorsa emzirmeyi asla kesmeyin, hatta normalden iki kat daha sık memeye tutun o çocuğu. Anne sütü burada sadece bir gıda değil, mucizevi bir serum, doğal bir antibiyotik adeta.
Geleneksel kulaktan dolma bilgilerle hareket edip altı aylık bebeğe pirinç suyu, haşlanmış patates dayamaya çalışanları gördükçe saçımı başımı yolasım geliyor. Yapmayın gözünüzü seveyim. Bağırsak florası zaten altüst olmuş durumdayken bir de ağır nişastalarla o mideyi yormanın kime ne faydası var? Sıvı kaybı önlenmediği sürece verdiğiniz patatesin kakayı katılaştırması sadece yüzeysel bir illüzyondan ibaret kalır.
Hangi noktada kırmızı alarm vermemiz gerektiğini bilmek bir ebeveynin en büyük süper gücüdür. Ateş 38'in üzerine çıktıysa, kakada kan ya da sümüksü bir yapı görüyorsanız, bebek halsizlikten başını bile kaldıramıyorsa... İnanın bana, orada dakikaların bile önemi var. Hemen bir acil servise ya da kendi hekiminize başvurmanız şart.
Sonuçta bu süreç geçici, bağırsaklar kendini yenileyecek ve o ufaklık yine eski neşesine kavuşacak. Siz yeter ki paniğe teslim olup yanlış müdahalelerde bulunmayın, o minik vücudun savunma mekanizmasına güvenin ve sıvı desteğini bir an olsun ihmal etmeyin.