Sibel Hoca
Kayıtlı Kullanıcı
Gecenin bir yarısı o hırıltılı nefes sesini duymak kadar insanın içini cız ettiren çok az şey var herhalde. Minicik burun kanalları zaten daracık, en ufak bir kurulukta hemen tıkanıp kalıyor işte... Hele bir de kış aylarıysa, kaloriferler cayır cayır yanıyorsa o burun illa ki kuruyacak, o hırıltı illa ki o odayı dolduracak.
Serum fizyolojik dediğimiz o mucizevi tuzlu su var ya, vallahi baş ucumuzdan eksik etmememiz gereken tek şey o galiba. Şöyle arkaya doğru hafifçe yatırıp kafasını, her iki deliğe de ikişer damla damlatmak yetiyor aslında. Gerçi o an sanki canını yakıyormuşuz gibi bir feryat figan kopuyor ama... Sonrasındaki o rahatlama anı her şeye bedel.
Odamızın nem dengesini hiç hesaba katmıyoruz bazen, en büyük hatayı da orada yapıyoruz zaten. Oysa peteğin üzerine koyacağınız basit bir kap su bile havanın o sertliğini anında kırıyor. Nem cihazları falan da olur tabii ama eski usul ıslak havlu yöntemi de her zaman hayat kurtarır, benden söylemesi.
Piyasada satılan o hortumlu burun aspiratörleri ilk başta insana biraz ürkütücü geliyor, yalan yok. Ama o tıkalı burnu vakumlayıp temizlediğinizde bebeğin yüzündeki o minnettar ifadeyi görmek... İçi dolmuş o kanalları nazikçe çekip boşaltmak, o taze ciğerlerin rahatça oksijenle dolmasını sağlıyor işte.
Bebekler bizim gibi ağızdan nefes almayı pek beceremezler biliyorsunuz, özellikle ilk aylarda sadece burunlarını kullanırlar. Hal böyle olunca ufacık bir tıkanıklık bile hem uykuyu zehir ediyor hem de o memeyi, mamayı emmelerini imkansız hale getiriyor. Emmek istiyor ama nefes alamıyor, bırakıyor ağlıyor, tekrar deniyor... Tam bir kısır döngü anlayacağınız.
Banyo yaptırırken banyonun o buharlı havasında biraz fazla vakit geçirmek de şahane bir yöntem. Sıcak su akarken banyoda oluşan o yoğun buhar, tıkanıklığı kendiliğinden yumuşatıyor zaten. Banyodan sonra hafifçe burnunu sildiğinizde her şeyin ne kadar kolay akıp gittiğine şaşıracaksınız.
Yatış pozisyonunu birazcık değiştirmek işe yarayabilir mi dersiniz? Başının altına ufacık bir yükselti koymak, hani şöyle çok hafif bir eğim vermek, o mukusun geriye doğru akmasını engelliyor. Tabii kalkıp da kocaman yastıklar koymayın sakın, yatağın şiltesinin altına bir havlu sıkıştırmak en güvenli yol...
Bazen de hiçbir şey yapmadan sadece beklemek ve o burun salgısının kendi kendine kuruyup atılmasını izlemek gerekir belki de. Sürekli müdahale edip o hassas mukoza tabakasını tahriş etmek de işi daha kötüye götürebiliyor çünkü. Kurcalamamak, bazen en iyi tedavi yöntemi olabiliyor.
Biz anneler, babalar her hırıltıda hemen panik oluyoruz ama aslında bu çok doğal bir savunma mekanizması. Vücut dışarıdaki toza toprağa karşı o salgıyı üretiyor ki akciğerler korunsun. Yani aslında o tıkanıklık, ufaklığın bağışıklık sisteminin tıkır tıkır çalıştığının da bir göstergesi bir bakıma...
Ateş yoksa, neşesi yerindeyse ve beslenmesinde de bir sorun yaşamıyorsa o kadar da dert etmeyin abi ya, gelip geçici şeyler bunlar. Birkaç güne o burun kendiliğinden açılır, o eski neşeli gülücükler geri gelir zaten. Yeter ki sakin kalalım ve o minik burunları nemsiz bırakmayalım.
Serum fizyolojik dediğimiz o mucizevi tuzlu su var ya, vallahi baş ucumuzdan eksik etmememiz gereken tek şey o galiba. Şöyle arkaya doğru hafifçe yatırıp kafasını, her iki deliğe de ikişer damla damlatmak yetiyor aslında. Gerçi o an sanki canını yakıyormuşuz gibi bir feryat figan kopuyor ama... Sonrasındaki o rahatlama anı her şeye bedel.
Odamızın nem dengesini hiç hesaba katmıyoruz bazen, en büyük hatayı da orada yapıyoruz zaten. Oysa peteğin üzerine koyacağınız basit bir kap su bile havanın o sertliğini anında kırıyor. Nem cihazları falan da olur tabii ama eski usul ıslak havlu yöntemi de her zaman hayat kurtarır, benden söylemesi.
Piyasada satılan o hortumlu burun aspiratörleri ilk başta insana biraz ürkütücü geliyor, yalan yok. Ama o tıkalı burnu vakumlayıp temizlediğinizde bebeğin yüzündeki o minnettar ifadeyi görmek... İçi dolmuş o kanalları nazikçe çekip boşaltmak, o taze ciğerlerin rahatça oksijenle dolmasını sağlıyor işte.
Bebekler bizim gibi ağızdan nefes almayı pek beceremezler biliyorsunuz, özellikle ilk aylarda sadece burunlarını kullanırlar. Hal böyle olunca ufacık bir tıkanıklık bile hem uykuyu zehir ediyor hem de o memeyi, mamayı emmelerini imkansız hale getiriyor. Emmek istiyor ama nefes alamıyor, bırakıyor ağlıyor, tekrar deniyor... Tam bir kısır döngü anlayacağınız.
Banyo yaptırırken banyonun o buharlı havasında biraz fazla vakit geçirmek de şahane bir yöntem. Sıcak su akarken banyoda oluşan o yoğun buhar, tıkanıklığı kendiliğinden yumuşatıyor zaten. Banyodan sonra hafifçe burnunu sildiğinizde her şeyin ne kadar kolay akıp gittiğine şaşıracaksınız.
Yatış pozisyonunu birazcık değiştirmek işe yarayabilir mi dersiniz? Başının altına ufacık bir yükselti koymak, hani şöyle çok hafif bir eğim vermek, o mukusun geriye doğru akmasını engelliyor. Tabii kalkıp da kocaman yastıklar koymayın sakın, yatağın şiltesinin altına bir havlu sıkıştırmak en güvenli yol...
Bazen de hiçbir şey yapmadan sadece beklemek ve o burun salgısının kendi kendine kuruyup atılmasını izlemek gerekir belki de. Sürekli müdahale edip o hassas mukoza tabakasını tahriş etmek de işi daha kötüye götürebiliyor çünkü. Kurcalamamak, bazen en iyi tedavi yöntemi olabiliyor.
Biz anneler, babalar her hırıltıda hemen panik oluyoruz ama aslında bu çok doğal bir savunma mekanizması. Vücut dışarıdaki toza toprağa karşı o salgıyı üretiyor ki akciğerler korunsun. Yani aslında o tıkanıklık, ufaklığın bağışıklık sisteminin tıkır tıkır çalıştığının da bir göstergesi bir bakıma...
Ateş yoksa, neşesi yerindeyse ve beslenmesinde de bir sorun yaşamıyorsa o kadar da dert etmeyin abi ya, gelip geçici şeyler bunlar. Birkaç güne o burun kendiliğinden açılır, o eski neşeli gülücükler geri gelir zaten. Yeter ki sakin kalalım ve o minik burunları nemsiz bırakmayalım.