Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Boğazda o bildiğimiz yutkunma güçlüğü başladığında aslında tonsiller doku epiteli patojenlerle amansız bir savaşa girmiştir abi. Çoğunlukla A grubu beta-hemolitik streptokoklar (Streptococcus pyogenes) bu tablonun arkasındaki asıl suçludur. Hani diyoruz ya bademciğim şişti diye, işte o esnada lenfoid doku makrofajları ve nötrofiller bölgeye hücum eder. Hücresel düzeydeki bu yoğun fagositoz aktivitesi, boğaz aynasına baktığımızda gördüğümüz o beyaz eksüdaları yani irin odaklarını oluşturur. Ateş birdenbire fırlar, halsizlik çöker... Vallahi billahi insanı yataktan kaldıracak dermanı bırakmaz bu mikrop. Penisilin grubu antibiyotikler veya makrolidler bakteriyel enfeksiyonu baskılamak için hemen devreye sokulmalıdır. Yoksa o mikroorganizmalar ürer de ürer.
Penisilin alerjisi varsa ne yapacağız peki? Hekimler genelde sefalosporin veya klindamisin gibi alternatif ajanlara yöneliyor ki hücre duvarı sentezi tamamen sekteye uğrasın. Eğer etken viral bir patojense, mesela Epstein-Barr virüsü veya adenovirüs kapıyı çaldıysa antibiyotik kullanmak sadece karaciğeri yormaktan başka bir işe yaramaz. Boşu boşuna o ağır kimyasalları vücuda sokmanın alemi yok. Viral tonsillitte olay tamamen semptomatiktir; yani nonsteroid antiinflamatuar ilaçlarla (NSAİİ) ağrıyı ve inflamasyonu yani o yangıyı hafifletmeye çalışırız. Hidrasyonu artırmak, yani bol bol sıvı tüketmek mukozal kuruluk kaynaklı irritasyonu azaltmada en kritik hamledir aslında. Sıvı alımını en üst düzeye çıkarmak doku onarımını inanılmaz hızlandırır.
Bazen de durum kronikleşir ve bademciklerin üzerinde derin oluklar, yani tıbbi adıyla kriptler oluşur. Bu derin yarıklarda biriken deskuame epitel hücreleri, gıda artıkları ve kalsiyum tuzları zamanla birleşerek magma gibi sertleşir; biz bunlara tonsillolit diyoruz. Yani halk arasındaki adıyla bademcik taşı... Ağız kokusunun o geçmek bilmeyen sinir bozucu kokunun kaynağı tam olarak burasıdır işte. Kriptik tonsillit vakalarında medikal tedavi bir noktadan sonra yetersiz kalabiliyor maalesef. Sürekli tekrarlayan enfeksiyon döngüsü, tonsiller dokunun koruyucu immün fonksiyonunu tamamen yitirmesine yol açtığında cerrahi müdahale yani tonsillektomi seçeneği masaya gelir. Bıçağın altına yatmak fikri başta ürkütücü gelse de kronik inflamasyon odağını vücuttan uzaklaştırmak bazen en mantıklı yoldur.
Enfeksiyonun çevre dokulara yayılmasıyla oluşan peritonsiller abse ise işin rengini tamamen değiştiren, oldukça ciddi bir komplikasyondur. Hani o ağzı tam açamama hali vardır ya, tıp dilinde trismus deriz, işte o başladığı an tehlike çanları çalıyor demektir. Palatin tonsili çevreleyen bağ dokusu aralığında irin birikmesi, uvulanın yani küçük dilin karşı tarafa doğru devrilmesine neden olur. Acil olarak iğne aspirasyonu veya insizyon-drenaj yöntemiyle o irisin boşaltılması gerekir ki hasta nefes alabilsin. Şakaya gelmez, komplikasyonları kalbe ve böbreklere kadar uzanabilir... Ateş düşmüyorsa, eklemler sızlıyorsa o antibiyogram sonucunu beklemek hayat kurtarır. Evde kendi kendine geçmesini beklemek, akut romatizmal ateş gibi multisistemik inflamatuar hastalıklara davetiye çıkarmaktan farksızdır.
Penisilin alerjisi varsa ne yapacağız peki? Hekimler genelde sefalosporin veya klindamisin gibi alternatif ajanlara yöneliyor ki hücre duvarı sentezi tamamen sekteye uğrasın. Eğer etken viral bir patojense, mesela Epstein-Barr virüsü veya adenovirüs kapıyı çaldıysa antibiyotik kullanmak sadece karaciğeri yormaktan başka bir işe yaramaz. Boşu boşuna o ağır kimyasalları vücuda sokmanın alemi yok. Viral tonsillitte olay tamamen semptomatiktir; yani nonsteroid antiinflamatuar ilaçlarla (NSAİİ) ağrıyı ve inflamasyonu yani o yangıyı hafifletmeye çalışırız. Hidrasyonu artırmak, yani bol bol sıvı tüketmek mukozal kuruluk kaynaklı irritasyonu azaltmada en kritik hamledir aslında. Sıvı alımını en üst düzeye çıkarmak doku onarımını inanılmaz hızlandırır.
Bazen de durum kronikleşir ve bademciklerin üzerinde derin oluklar, yani tıbbi adıyla kriptler oluşur. Bu derin yarıklarda biriken deskuame epitel hücreleri, gıda artıkları ve kalsiyum tuzları zamanla birleşerek magma gibi sertleşir; biz bunlara tonsillolit diyoruz. Yani halk arasındaki adıyla bademcik taşı... Ağız kokusunun o geçmek bilmeyen sinir bozucu kokunun kaynağı tam olarak burasıdır işte. Kriptik tonsillit vakalarında medikal tedavi bir noktadan sonra yetersiz kalabiliyor maalesef. Sürekli tekrarlayan enfeksiyon döngüsü, tonsiller dokunun koruyucu immün fonksiyonunu tamamen yitirmesine yol açtığında cerrahi müdahale yani tonsillektomi seçeneği masaya gelir. Bıçağın altına yatmak fikri başta ürkütücü gelse de kronik inflamasyon odağını vücuttan uzaklaştırmak bazen en mantıklı yoldur.
Enfeksiyonun çevre dokulara yayılmasıyla oluşan peritonsiller abse ise işin rengini tamamen değiştiren, oldukça ciddi bir komplikasyondur. Hani o ağzı tam açamama hali vardır ya, tıp dilinde trismus deriz, işte o başladığı an tehlike çanları çalıyor demektir. Palatin tonsili çevreleyen bağ dokusu aralığında irin birikmesi, uvulanın yani küçük dilin karşı tarafa doğru devrilmesine neden olur. Acil olarak iğne aspirasyonu veya insizyon-drenaj yöntemiyle o irisin boşaltılması gerekir ki hasta nefes alabilsin. Şakaya gelmez, komplikasyonları kalbe ve böbreklere kadar uzanabilir... Ateş düşmüyorsa, eklemler sızlıyorsa o antibiyogram sonucunu beklemek hayat kurtarır. Evde kendi kendine geçmesini beklemek, akut romatizmal ateş gibi multisistemik inflamatuar hastalıklara davetiye çıkarmaktan farksızdır.