Hakan Ulu
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahları aynaya baktığında o can sıkıcı kırmızılık gözüne çarpıyor mu, işte tam orada başlıyor her şey... Sağlıklı diş etinin o tatlı pembe tonu gitmiş, yerine resmen alarm veren, şişmiş ve öfkeli bir doku gelmiş. Fırçayı azıcık değdirdiğin an lavaboya yayılan o kan kokusu zaten durumun özeti gibi.
Dişlerini fırçalarken ya da sert bir elma ısırdığında kanama görüyorsan arkana yaslanıp bir düşün derim. Durup dururken kanayan o hassas dokular sana içeriden bir mesaj yolluyor aslında, kulak vermek lazım. Vallahi billahi hafife almaya gelmez, dişlerinin boyu sanki uzamış gibi duruyorsa diş etin arkaya doğru kaçıyor demektir...
Ağzındaki o geçmek bilmeyen, insanı canından bezdiren metalik tat ve berbat koku da cabası. Ne kadar fırçalarsan fırçala, ne kadar gargara yaparsan yap o koku bir türlü gitmiyor, sanki oraya yerleşmiş gibi. Çevrendekilerle konuşurken elini ağzına götürme ihtiyacı hissediyorsan, evet, diş yatağında işler pek yolunda gitmiyor.
Soğuk bir su içtiğinde ya da sıcak bir çorba kaşıkladığında aniden dişlerine giren o sızı... Hassasiyet diyorlar buna ama bu öyle normal bir diş sızlaması falan değil, resmen köklerin savunmasız kaldığının kanıtı. Diş etlerin çekildikçe o açığa çıkan sement tabakası dış dünyaya karşı tamamen korumasız kalıyor maalesef.
Dokunduğun an zonklayan, kendi kendine bile sızım sızım sızlayan o yumuşak dokular sence de çok yorucu değil mi? Dişlerinin arasında sanki boşluklar oluşmaya başlamış, dişlerin eski sıkı duruşunu kaybetmiş gibi bir his. Hatta bazen çiğneme yaparken dişlerin hafifçe yerinden oynuyormuş gibi gelir insana...
Besin artıkları o derin ceplerin içine dolup gizlendikçe enfeksiyon sinsice derinlere, periodontal aralığa kadar ilerliyor. Temizlemek istersin ama canın yanar, bıraksan orada birikir ve durum her geçen gün daha da sarpa sarar. Bir bakmışsın o ilk baştaki basit kızarıklık, alt çene kemiğini bile tehdit eden kocaman bir probleme dönüşmüş...
Dişlerini fırçalarken ya da sert bir elma ısırdığında kanama görüyorsan arkana yaslanıp bir düşün derim. Durup dururken kanayan o hassas dokular sana içeriden bir mesaj yolluyor aslında, kulak vermek lazım. Vallahi billahi hafife almaya gelmez, dişlerinin boyu sanki uzamış gibi duruyorsa diş etin arkaya doğru kaçıyor demektir...
Ağzındaki o geçmek bilmeyen, insanı canından bezdiren metalik tat ve berbat koku da cabası. Ne kadar fırçalarsan fırçala, ne kadar gargara yaparsan yap o koku bir türlü gitmiyor, sanki oraya yerleşmiş gibi. Çevrendekilerle konuşurken elini ağzına götürme ihtiyacı hissediyorsan, evet, diş yatağında işler pek yolunda gitmiyor.
Soğuk bir su içtiğinde ya da sıcak bir çorba kaşıkladığında aniden dişlerine giren o sızı... Hassasiyet diyorlar buna ama bu öyle normal bir diş sızlaması falan değil, resmen köklerin savunmasız kaldığının kanıtı. Diş etlerin çekildikçe o açığa çıkan sement tabakası dış dünyaya karşı tamamen korumasız kalıyor maalesef.
Dokunduğun an zonklayan, kendi kendine bile sızım sızım sızlayan o yumuşak dokular sence de çok yorucu değil mi? Dişlerinin arasında sanki boşluklar oluşmaya başlamış, dişlerin eski sıkı duruşunu kaybetmiş gibi bir his. Hatta bazen çiğneme yaparken dişlerin hafifçe yerinden oynuyormuş gibi gelir insana...
Besin artıkları o derin ceplerin içine dolup gizlendikçe enfeksiyon sinsice derinlere, periodontal aralığa kadar ilerliyor. Temizlemek istersin ama canın yanar, bıraksan orada birikir ve durum her geçen gün daha da sarpa sarar. Bir bakmışsın o ilk baştaki basit kızarıklık, alt çene kemiğini bile tehdit eden kocaman bir probleme dönüşmüş...