Ayaklarda uyuşma neden olur?

Ayaklarda uyuşma neden olur?

Ahmet Katan

Kayıtlı Kullanıcı
Puan 0
Çözümler 0
Katılım
15 Haz 2026
Mesajlar
421
Tepkime puanı
0
Ahmet Katan
Hani bazen televizyon karşısında koltukta biraz ters bir açıyla oturursunuz da kalkarken sol bacağınız size ait değilmiş gibi gelir ya, işte tam o saniyede başlayan karıncalanma hissi aslında vücudun "bana biraz oksijen ver" deme şeklidir. Tıpta biz buna geçici parestezi diyoruz; yani sinirlerin üzerindeki baskı yüzünden beynimize giden o elektrik sinyallerinin bir anlığına sekteye uğraması, yolunu şaşırması durumu. Vallahi billahi bazen o kadar masum bir sebeptir ki bu, sadece dar bir ayakkabı giydiğiniz için ayak parmaklarınıza giden şah damarı gibi mikro damarlar sıkışmıştır ve kan dolaşımı yavaşlamıştır. Gazetecilik yıllarımda sağlık editörleriyle konuşurken hep söylerlerdi; eğer bu uyuşukluk hissi pozisyon değiştirdiğiniz halde dakikalarca geçmiyorsa, üstüne bir de yanma ya da iğne batması ekleniyorsa, o zaman altındaki mekanizmayı biraz deşmek gerekir. Vücudumuz mükemmel bir kablolama sistemine sahip ama o kabloların yalıtımı bir kez aşındı mı, sinyaller kaçak yapmaya başlıyor işte...

İşin rengi kronik vakalara geldiğinde ise senaryo tamamen değişiyor ve mikroskobik düzeydeki o incecik sinir liflerinin hasar gördüğü gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Periferik nöropati denilen bu nankör durum, genellikle kan şekerinin uzun süre yüksek seyretmesiyle beslenen, sinirleri besleyen kılcal damarları sinsice kurutan bir tablodur. Diyabet hastalarının "ayağımın altında sanki pamuk varmış gibi yürüyorum" demesi ya da gece yatakta yorganın ağırlığına bile tahammül edememesi hep bu periferik sinirlerin feryadıdır aslında. Düşünün bir kere; hücrelerinize glukoz gitmiyor, enerji üretilemiyor ve o en uçtaki, yani kalbe en uzak noktadaki zavallı hücreler yavaş yavaş fonksiyonunu yitiriyor. Tabi sadece şeker de değil; bazen çok yoğun alkol tüketimi de b vitaminlerinin emilimini tamamen baltalayarak aynı sinir tahribatına yol açabiliyor ki bu da sinir kılıfının miyelin yapısını resmen eritiyor.

Peki ya bel fıtığı dediğimiz o sinsi omurga problemi ayak uyuşmasının neresinde duruyor diye sorsam? L4, L5 ya da S1 omurlarının arasındaki o jölemsi diskler dışarı doğru fırlayıp siyatik sinirine baskı yaptığında, ağrı belde kalmıyor, kalçadan vurup ta ayak baş parmağına kadar inen bir uyuşukluk hattı çekiyor. Yani aslında sorun ayağınızda değil, tamamen merkezi komuta merkezinin çıkış kapısındaki o daralmada, o sıkışmışlık hissinde gizli. Abi ya, bazen insan hayret ediyor, belinizdeki milimetrik bir taşma, yürürken sağ ayağınızı tam olarak kaldıramamanıza, yani o meşhur düşük ayak tablosuna kadar varan bir zincirleme reaksiyonu tetikleyebiliyor. Eğer oturduğunuz yerden kalkarken ya da öne doğru eğilirken ayağınıza aniden bir elektrik akımı kapılmış gibi bir uyuşma saplanıyorsa, hemen ayakkabıyı suçlamayı bırakıp bir beyin ve sinir cerrahisinin kapısını çalmak, en azından bir MR çektirmek hayat kurtarıcı olabilir.

Vitamin eksiklikleri meselesi ise madalyonun bambaşka bir yüzü ve toplumda o kadar yaygın ki, kimse dönüp de "acaba bende B12 mi eksik" diye sormuyor kolay kolay. Özellikle hayvansal gıdaları az tüketenlerde veya mide koruyucu ilaçları leblebi gibi kullananlarda, B12 vitamininin ince bağırsaktan emilimi neredeyse sıfıra iniyor. E bu vitamin olmayınca ne oluyor; sinir hücrelerinin etrafını saran koruyucu kılıf, yani o izolasyon bandı görevini gören miyelin tabakası sentezlenemiyor ve sinirler çıplak kalıyor tabiri caizse. Çıplak kalan sinir de en ufak bir uyarıda, soğukta veya yorgunlukta hemen o bildiğimiz keçeleşme, uyuşma ve karıncalanma hissiyle reaksiyon veriyor. Hani bazen laboratuvar sonuçlarına bakarsınız da değeriniz 200 çıkmıştır, doktor normal der ama siz hala ayaklarınızı hissetmiyorsunuzdur... İşte orada hücresel düzeydeki eksikliği kaçırmamak, gerekirse dil altı formlarla depoları gerçekten doldurmak gerekiyor.

Bir de madalyonun damarsal boyutu var ki, o da periferik arter hastalığı olarak bilinir ve sinirlerden ziyade kanın o bölgeye gidememesiyle alakalıdır. Sigara içenlerde, kolesterolü yüksek olanlarda bacak damarlarının içi plaklarla kaplanır ve yukarıdan pompalanan temiz kan ayak parmak uçlarına ulaşmakta zorlanır. Yürürken belirli bir mesafeden sonra bacaklara kramp girmesi, durup dinlenince geçmesi ve beraberinde ayakların hep buz gibi olması bu dolaşım bozukluğunun en net alametlerindendir. Vücut oraya kan gönderemeyince dokular oksijensiz kalır, oksijensiz kalan doku da uyuşarak alarm verir doğal olarak. Bu durumdaki birine tavsiyem, sıcak su torbalarından uzak durmasıdır; çünkü uyuşan ayak sıcağı hissetmez ve farkında olmadan ciddi yanıklar oluşabilir ki bu da iyileşmeyen derin yaraların davetçisidir.
 
Geri