Ahmet Katan
Kayıtlı Kullanıcı
Nefesinizin vücudunuza dar geldiğini hissettiğiniz o an, hayatın tüm ritmi bir anda sıfırlanır. Astım dediğimiz şey aslında tam olarak bu; akciğerlerinize giden o incecik hava yollarının, toz kapınca veya azıcık heyecanlanınca kendi içine kapanıp isyan bayrağını çekmesi... Göğsünüzün üzerine sanki biri oturmuş gibi bir ağırlık çöker, hani o çok bilindik "nefes darlığı" dedikleri his var ya, işte o tam olarak budur. Yani sadece bir soluk alamama meselesi değil bu, bildiğiniz havanın içeride hapsolması ve dışarı çıkmakta direnmesi durumu.
Akciğerlerinizden yükselen o ıslık sesini bir kere duydunuz mu, artık nerede görseniz tanırsınız. Hırıltılı solunum denen o tiz ve rahatsız edici ses, aslında göğsünüzün içindeki bronşların "imdat" çığlığıdır resmen. Bazen sadece gülerken, bazen de yokuş yukarı iki adım atınca o ıslık hemen yanı başınızda bitiverir... Hele o soğuk kış günlerinde dışarı adım attığınız an boğazınıza çöken o kuruluk yok mu, vallahi insanı canından bezdirir.
Öksürük krizlerinin gece yarısı uykunun en tatlı yerinde uykunuzu bölüp sizi yatakta dik oturtması tesadüf değildir. Kuru, gıcık tarzda ve bir türlü arkası kesilmeyen o inatçı öksürükler genellikle astımın en sinsi habercisidir aslında. Bir şeyler boğazınıza takılmış gibi sürekli bir temizleme ihtiyacı hissedersiniz ama ne yapsanız nafile... Göğüs kafesinde biriken o yoğun baskı hissiyle birleşince, insan gerçekten bir sonraki nefesi alıp alamayacağından şüphe ediyor bazen.
Merdivenleri çıkarken arkadaşlarınız sohbet ede ede yürürken sizin geride kalıp soluk soluğa olmanız kondisyonsuzluktan falan değil, doğrudan hava yollarınızın daralmasındandır abi. Efor sarf ettiğinizde ya da azıcık tempolu yürüdüğünüzde ciğerlerinizin yetmediğini hisseder, hemen bir yerlere çöküp soluklanmak istersiniz. Vücudunuz oksijene aç kalır resmen ve o an sadece derin bir nefes almaktan başka hiçbir şey düşünemez hale gelirsiniz...
Eğer tozlu bir odaya girdiğinizde veya bir kediyi sevdikten hemen sonra hapşırma krizleriyle beraber göğsünüz sıkışmaya başlıyorsa, vücudunuz size çok net bir mesaj veriyordur. Alerjenler bu hastalığın en büyük tetikleyicisidir ve o hassas solunum yolları bu yabancı maddeleri görür görmez hemen savunmaya geçip şişer. Bu durumu görmezden gelmek, her geçen gün o atakların daha da şiddetlenmesine davetiye çıkarmaktan başka bir işe yaramaz inan olsun.
Akciğerlerinizden yükselen o ıslık sesini bir kere duydunuz mu, artık nerede görseniz tanırsınız. Hırıltılı solunum denen o tiz ve rahatsız edici ses, aslında göğsünüzün içindeki bronşların "imdat" çığlığıdır resmen. Bazen sadece gülerken, bazen de yokuş yukarı iki adım atınca o ıslık hemen yanı başınızda bitiverir... Hele o soğuk kış günlerinde dışarı adım attığınız an boğazınıza çöken o kuruluk yok mu, vallahi insanı canından bezdirir.
Öksürük krizlerinin gece yarısı uykunun en tatlı yerinde uykunuzu bölüp sizi yatakta dik oturtması tesadüf değildir. Kuru, gıcık tarzda ve bir türlü arkası kesilmeyen o inatçı öksürükler genellikle astımın en sinsi habercisidir aslında. Bir şeyler boğazınıza takılmış gibi sürekli bir temizleme ihtiyacı hissedersiniz ama ne yapsanız nafile... Göğüs kafesinde biriken o yoğun baskı hissiyle birleşince, insan gerçekten bir sonraki nefesi alıp alamayacağından şüphe ediyor bazen.
Merdivenleri çıkarken arkadaşlarınız sohbet ede ede yürürken sizin geride kalıp soluk soluğa olmanız kondisyonsuzluktan falan değil, doğrudan hava yollarınızın daralmasındandır abi. Efor sarf ettiğinizde ya da azıcık tempolu yürüdüğünüzde ciğerlerinizin yetmediğini hisseder, hemen bir yerlere çöküp soluklanmak istersiniz. Vücudunuz oksijene aç kalır resmen ve o an sadece derin bir nefes almaktan başka hiçbir şey düşünemez hale gelirsiniz...
Eğer tozlu bir odaya girdiğinizde veya bir kediyi sevdikten hemen sonra hapşırma krizleriyle beraber göğsünüz sıkışmaya başlıyorsa, vücudunuz size çok net bir mesaj veriyordur. Alerjenler bu hastalığın en büyük tetikleyicisidir ve o hassas solunum yolları bu yabancı maddeleri görür görmez hemen savunmaya geçip şişer. Bu durumu görmezden gelmek, her geçen gün o atakların daha da şiddetlenmesine davetiye çıkarmaktan başka bir işe yaramaz inan olsun.